Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Bir Hadise Var, Kimse Bilmiyor
    daktilo2 Yazılar

    Bir Hadise Var, Kimse Bilmiyor

    By Burak Bilgehan Özpek26 Nisan 20265 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Türk dilinde okuduğum en güçlü metin Ayfer Tunç’un kaleminden çıkan “Aziz Bey Hadisesi” romanıydı. Bir çırpıda bitirmiştim. İsminden de anlaşılacağı gibi Aziz Bey’in hayat hikayesi anlatılıyor fakat okuyucu bu hayat hikayesinde bir hikmet bulamıyordu. Anlatılan hikayenin güzelliği aslında buradaydı. Varoluşçu bir tutum vardı. Bir şeyler olmuştu, olmaması mümkün değildi ve olmasa da olurdu. Aziz Bey, herkes gibi yaşamış, başına herkesin yaşayabileceği şeyler gelmişti. Ortada bir trajedi yok muydu? Vardı tabii ki ama bu beni sarsmamıştı.

    Aziz Bey’i tamburuyla bir meyhanede sanatını icra ederken görüyoruz. Her akşam hevesle gidiyor bu mekana. Çalıyor, söylüyor ve bir anlam, bir değer üretmenin kıvancını yaşıyor. Lakin işin aslı öyle değil. Aziz Bey, kendisini memnun ve önemli hissettiği bu dünyada aslında başkaları için tahammül gösterilmesi gereken bir karakter. Ki zaten roman, Aziz Bey’in kovulmasıyla sonlanıyor.

    Türkiye’nin bitki örtüsü gibi bir şeydir bu tutunamayan, mutsuz olan ve etrafındakileri mutsuz eden insanlar. Eğer etrafınızdaki sıradan bir insan ya da akrabanız üzerine gereğinden fazla kafa yorarsanız, buradan da benzer bir hikaye çıkarabilirsiniz. Romanın yükseldiği yer de zaten Aziz Bey’in sefil olduğu, efkarlı zamanlarını anlattığı kısımlar değil. Aksine, yaşlanıp bir meyhanede tambur çalmaya ve artık yaşlılığında verdiği boşvermişlikle can sıkıcı şeyleri düşünmeden, geçmişe gömülmeden, geleceği tasarlarken bunalmadan gününü gün etmeye başladığı dönemler.

    Aziz Bey’in kovulması niçin kurşun gibi kalbimize saplanıyor? Çünkü Aziz Bey terk edilmeler sayesinde travmatize olmuş bir karakter. Önce babası onu evlatlıktan reddediyor. Ardından, uğruna Lübnan’a gittiği sevgilisi. Daha sonra evleniyor ancak terk edilme korkusuyla kendisini bir türlü serbest hissedemediği bir evlilik bu. Karısının ölümünü de bir terk edilme olarak algılıyor. En nihayetinde, onu seven ve onun da sevdiği bir dünyaya kavuşuyor meyhanede. Kendini, yaşlılığında güvende hissettiği için mutlu, ancak patronun onu kovmasıyla birikmiş bütün travmalar yeniden ayağa kalkıyor ve döngü devam ediyor. Aziz Bey terk edilir. Bu bir kaidedir. Bir yeri, bir şeyi, bir insanı sevmesi ise bu terk edilişi sadece daha yıkıcı hale getirmiştir.

    Travmaları yeniden yaşamamak için yaşamanın kendisinden kaçma olgusu aslında oldukça yaygın. Hepimiz, yaşadıklarından ders çıkardığını söyleyen insanlar tanıyoruz. Aşka tövbe edenler, siyasetçilere güvenilmeyeceğini söyleyenler, umutlanıp hayal kırıklığına uğramamak için bazı girişimlerde bulunmaya cesaret edemeyenler… Bu iş aslında lise yıllarında başlar. Severek ayrılan sevgililerden bir tanesi, mutlaka Leman Sam’ın “uykusuz gecelere ortak edemem seni” şarkısını, özgeci bir tavırla ve bu bahsettiğim travmayı tetiklememek için şefkat gösterdiğini ima ederek sevgilisine armağan etmiştir. Bu aslında, bu şarkıyı armağan eden tarafın kendisini de “femme fatale” ya da “don juan” olarak nitelendirmesinin dolaylı yoludur. En azından benim zamanımda böyleydi.

    Daha nadir görülen şey ise, Aziz Bey’in ömrünün son yıllarında içine düştüğü durum. Yani, mutlu bir evrende yaşadığını düşünmek ancak meselenin aslında diğer insanlar tarafından pek de bu şekilde algılanmaması. Bu çok vurucu bir senaryo: Kendini bir sistemin vazgeçilmez parçası olarak görürken, sistemin diğer parçalarının sizi lüzumsuz hatta rahatsız edici görmesi ve bir an evvel sizden kurtulmak istemeleri. Bunu düşündükçe ürperiyorum. Kendisini bütün içsel engelleme mekanizmalarını aşarak bir yere, bir şeye ait hissetmenin zorluğu zaten başlı başına bir mesele. Üstelik, konuşulan her kelimenin, bir tarafın masumiyetini ve samimiyetini gösterirken muhatabının sahte bir yakınlık ile kamufle ettiği tahammül edememe hissine karşılık gelmesi. Cezası olmayan bir cinayet varsa heralde böyle bir şey olur.

    Bunları, son zamanlarda, bize yaşamanın bir strateji olduğunu söyleyen kişiler üzerine düşündüğüm için yazıyorum. Dedem bana, ergenliğe girdiğim yıllarda Dale Carnegie’nin kişisel gelişim kitaplarını vermiş, okumamı tembihlemişti. Carnegie, insanları dinlemeyi, gülümsemeyi ve onlar ile aynı frekansı yakalayıp onları içeriden dönüştürmeyi salık veriyordu. Çok etkilenmiş, ertesi gün saçma sapan davranışlar sergilemiştim. Elazığ Anadolu Lisesi’nde biz genelde medeni tartışmalar yapmıyor, sorunlarımızı konuşarak çözmüyorduk. Zaten haklı ya da haksız olmanın pek bir önemi de yoktu. Herkesin herkesle dalga geçtiği, insanların da rezil olmayı pek umursamadığı bir ekosistemdi burası. Carnegie, hiçbir işe yaramamıştı.

    İlerleyen yıllarda da öğrendiğim bir şey varsa, strateji yaparak yaşayamayacağım oldu. Bir ara, içkili sohbetlerde çok fazla konuştuğumu hissettiğim ve sonrasında pişman olduğum bir dönem oldu hayatımda. Buna tedbir almayı düşündüm ama o sorun sanıyorum kendiliğinden zaman içinde çözüldü. Uzun zamandır anımsadığım bir pişmanlığım yok çünkü.

    Daha dar çevrelerde ve daha güvenli kalelere çekilmiş şekilde yaşamayı öğreniyor insan. Mutluluk ve uyum arayışından vazgeçiyor. Stratejistler ile dolu bu dünyanın bize armağını bu. Onların mesafeli ve planlı dünyasında, Aziz Bey’in meyhanede tamburunu çalarken hissettiği aidiyet duygusunun yeşermeyeceğini biliyoruz. Küçük düşme korkusu bizleri de mesafeli yapıyor çünkü yargılanan konumundan çıkıp, yargılayan ve bunu asla kamusallaştırmadan kendi içinde yaşayan kişilere dönüşmek sadece bu şekilde mümkün olabiliyor. Kürk Mantolu Madonna romanındaki Raif’in, kendisini fırçalayan patronunu ciddiyetle dinlemesi, not alıyormuş gibi yapması ancak patronu odadan çıktıktan sonra kağıdın üzerinde sadece bağıran bir adamın karikatürünün olması gibi bir şey bu.

    Bir strateji dahilinde hareket eden profesyonellerin dünyasında bu tip bir varoluş mümkün mü? Aziz Bey, terk edilişlerinin avuntusunu Zeki Bey’in meyhanesinde aramasaydı, travmalarını onarmayı ve sevgi, ilgi ihtiyacını o meyhane üzerinden gidermeye çalışmasaydı, tahammül edilmek zorunda olan hadsiz bir yaşlı mı olacaktı yoksa ucuz hesaplar peşinde koşan, sığ bir meyhaneci esnafını kendi zihninde aşağılama özgürlüğüne mi kavuşacaktı?

    Edebiyat Kitap Kitap Yorum L2 Sosyoloji
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous Articleİran Krizi, Küresel Enerji Şoku ve Yeşil Sanayi Stratejisi
    Next Article Yas Neden Müfredatta Yok?

    Diğer İçerikler

    Yazılar

    NATO 3.0 ile Rusya Arasında: Türkiye için Çift Taraflı Kuşatma

    12 Temmuz 2026By Pınar Demircan
    Videolar

    İBB Davası, NATO Gözaltıları ve Deniz Göktaş | Çavuşesku’nun Termometresi #315

    7 Temmuz 2026By Ekin Keleş, Burak Bilgehan Özpek ve İlkan Dalkuç
    Yazılar

    ABD Bağımsızlık Bildirgesi (1776) Nedir?

    5 Temmuz 2026By Daktilo1984

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}