Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Türk Muhalefetinin Kör Noktası: Dış Politika  
    daktilo2 Yazılar

    Türk Muhalefetinin Kör Noktası: Dış Politika  

    Nurettin Kalkan15 Mart 20267 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp


    Hepimizin malumudur ki içinde bulunduğumuz coğrafyanın kaderi “kaf” ile değil, “kef” ile yazılmıştır. Bu topraklarda savaş, kriz ve çatışma hiçbir zaman “seferi” birer misafir olmamış, aksine bu coğrafyanın en kıdemli mukimleri olarak kök salmışlardır. Şüphesiz bu trajik tablonun arka planı, sosyal bilimlerin neredeyse tüm disiplinlerini kapsayan çok boyutlu bir nedenler silsilesine dayanmakta.

    Öte yandan, Mirjam E. Sørli, Nils Petter Gleditsch ve Håvard Strand tarafından 2005 yılında yayımlanan ‘Why Is There so Much Conflict in the Middle East?’ başlıklı makale, bölgenin kendine özgü kültürel, siyasî, dînî ve iktisadi kodları gereği ontolojik bir kaos ve yoksulluk havzası olduğunu savunan Ortadoğu İstisnacılığı yaklaşımına karşı çıkarak, bir bakıma yukarıdaki satırlarıma okkalı bir reddiye yapıyor. Ne var ki, mezkûr makalenin sunduğu ikna edici ampirik veriler, ezberimizdeki oryantalist şablonun yeniden gözden geçirilmesini mecbur kılsa da Ortadoğu’nun yakıcı gerçeği yerli yerinde duruyor.

    Türkiye ise bu yakıcı gerçeğin uzaktaki seyircisi değil; aksine ocağını bu ateş çemberinin tam kalbine kurmuş, bölgeden yükselen barut kokusunu her dem genzinde hisseden bir ülke. Hâliyle Ortadoğu’da patlak veren her kriz, yalnızca sınır hatlarımıza dair bir güvenlik meselesi olarak kalmıyor; diplomatik temsilden iktisadî tedbirlere, iç siyasetteki dengelerden iktidar ile muhalefet arasındaki güç simetrisine kadar her şeyi formatlayan bir dinamiğe dönüşüyor. İşte tam bu noktada siyaset bilimi literatürünün 1950’lerde tartıştığı bir husus, karşımıza çıkıyor: Kamuoyunun dış politika konusundaki algıları önemsenmeli midir?  

    Siyaset Bilimci Ole Holsti’nin “Lippmann-Almond Konsensüsü” olarak tarif ettiği argümana göre, kitlelerin dış politika tasavvurlarında ne bir derinlik ne de asgari bir tutarlılık mevcuttur. Bu yaklaşım, seçmenlerin, karmaşık jeopolitik satranç karşısında bütünüyle bilgisiz ve hazırlıksız olduğunu ve anlık-irrasyonel reflekslerin siyaset yapım sürecinde dikkate değer bir karşılıklarının bulunmadığını öne sürer. 1970’lere kadar hayli popüler olan bu görüş, zaman içerisinde yapılan çalışmalarla -bilhassa William Caspary’nin 1970 yılında yayımladığı “The ‘Mood Theory’: A Study of Public Opinion and Foreign Policy” başlıklı çığır açıcı makalesiyle- yanlışlanmıştır. 

    Kuşkusuz ortalama bir seçmen, dış politikadaki gelişmeleri değerlendirebilecek bilgi düzeyinden mahrumdur. Seçmenlerin dış politikaya dair müktesebatlarını ölçen çalışmalar, ciddi bir bilgisizlik tablosu çizmektedir. Dış politikanın çok katmanlı yapısı ve diplomatik hamlelerin müstakbel yansımalarını öngörmenin zorluğu da göz önüne alındığında, seçmen kitlesinin bu süreçleri rasyonel ve doğru bir biçimde yorumlaması pek mümkün görünmemektedir. Mamafih, seçmen kitlelerinin dış gelişmelerdeki muhakeme yetersizliği, siyasî partiler için aslında elverişli bir siyasal mobilizasyon alanı sunmaktadır.  

    Şöyle ki, seçmenler, gündelik hayatlarına doğrudan temas eden meselelerde dahi kanaatlerini nesnel veriler yerine, aidiyet hissettikleri partinin yahut liderin prizmasından geçerek şekillendirir. Keza 2000’li yıllardan sonraki siyaset bilimi literatürü, seçmenlerin ekonomik gidişata dair değerlendirmelerinin bile rasyonel göstergelerden ziyade partizan aidiyetler doğrultusunda inşa edildiğini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Bu durum, dış politikayı salt bir diplomasi alanı olmaktan çıkararak; siyasî partiler nezdinde mevcut tabanı konsolide etmeye, seçmenle bağ kurmaya ve kararsız kitleleri ikna etmeye matuf stratejik bir siyasallaşma enstrümanı hâline getirmekte. Nitekim Robert Putnam, “Diplomacy and Domestic Politics: The Logic of Two-Level Games” başlıklı makalesinde de dış politikanın siyasallaşma potansiyeline vurgu yapar ve dış politikadaki bir hamlenin iç politikadaki güç dengelerini değiştirme maksadıyla kullanılabileceğini de ekler. 

    Türkiye’deki siyasî iklimde; dış politika ile iç siyaset arasındaki bu organik sinerji hattını maharetle yöneten, bu zemini her yokladığında hanesine bonus ekleyen bir iktidar pratiğine mukabil; bu stratejik denklemi bir türlü kuramayan, kurmaya teşebbüs ettiğinde ise kendi kurgusunda tökezleyen bir muhalefet tablosu mevcuttur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasal pratiklerine bakıldığında, dış politika sadece sınır ötesiyle iltisaklı bir strateji değil, aynı zamanda içerideki yankı odalarını besleyen ve partizan sadakatleri tahkim eden bir retorik membaıdır. Zira seçmen için dış meseleler, steril birer diplomatik prosedür ve veri olmaktan çıkıp kolektif kimlik aidiyetinin hararetiyle yoğrulan sembolik bir varoluş sahasıdır. İktidar bu harareti ustalıkla siyasî sermayeye tahvil ederken; muhalefet, rasyonel eleştiri ile millî hassasiyetler arasındaki o ince çizgide dengeyi kaybetmekte ve her hamlesinde iktidarın değirmenine su taşıyan bir stratejik körlüğe sürüklenmektedir. 

    Bölgesel krizler ve çatışma dinamikleri karşısında Türk muhalefeti, adeta kronik bir siyasal felç durumu yaşamaktadır. İktidarın, dış politikayı kimi zaman haklı, kimi zaman mübalağalı gerekçelere dayandırarak her daim beka parantezine alması, dış meseleleri iç siyasetin ana kaldıracı hâline getirmektedir. Bu muktedir rutini, muhalefetin hareket alanını geometrik bir hızla daraltmakta, onu jeopolitik altüst oluşlar karşısında ne yöne kaçacağını bilemeyen bir far görmüş tavşan ataletine sürüklemektedir. Bölgede herhangi bir kriz patlak verdiğinde şu mekanizma tavizsiz bir biçimde işlemeye başlar: 

    1. Bilgi Asimetrisi ve Dışlanma: Kriz anlarında kamuoyu, gayriihtiyari bir refleksle yalnızca devlet aygıtını kontrol eden iktidarın sesine kulak kesilir. Devletin elindeki istihbari ve operasyonel bilgi ağından mahrum kalan muhalefet, bir anda oyun dışı kalarak tabir caizse Yalova Kaymakamı statüsüne mahkûm olur; elinde sadece iktidarın servis ettiği kadar bir gerçeklik kalır. 
    1. Gündemin Güvenlikleşmesi: Güvenlik kaygıları kolektif bilincin merkezine yerleştiği an, muhalefetin bayraktarlığını yaptığı ekonomik kriz ve toplumsal sorunlar bir anda tali mevzulara dönüşür. Öyle ki, muhalif seçmen dahi kendi temsilcilerine karşı insiyaki bir sansür uygulamaya başlar. Tüm siyasal alanı kapsayan beka söylemi, hayatın rutin akışına dair her türlü eleştiriyi kamuoyunun kör noktasına iter. 
    1. Meşruiyet Alanının Genişlemesi: İktidar, bu kriz iklimini bir fırsata çevirerek normal şartlarda muhalefetin gündeminden düşürmediği ve kıyasıya eleştirdiği Terörsüz Türkiye Süreci gibi radikal adımları bile hızla meşrulaştırabileceği bir imkân zemini yakalar.  

    Esasen yukarıda resmedilen manzaranın -tamamen olmasa da- siyasetin doğasına içkin bir boyutunun bulunduğunu da teslim etmek gerekir. Nihayetinde iktidar ve savaş, eş zamanlı bir antropolojik maziye sahip iki kadim olgudur. Dahası, Türk siyasal kültüründeki “kol kırılır yen içinde kalır” düsturu, dış politika söz konusu olduğunda yerleşik bir refleks olarak tecelli etmekte. Özellikle böyle bir otoriter dönemde, iktidarın tezlerine yöneltilen her eleştiri, meşru tenkit sınırlarından hızla çıkarılarak gaflet ile ihanet arasındaki o tekinsiz bölgeye itilmekte. Bu siyasal mukadderat, muhalefet için alternatif bir söylem geliştirmeyi adeta bir mayın tarlasında yürümeye dönüştürmekte.  

    Öte yandan, bu mayın tarlası tasviri, muhalefetin dış politika özelindeki stratejik sağırlığına ve vizyon körlüğüne refakat eden konforlu bir mazeret olarak görülmemelidir. Türk siyasal hayatının hafızası yoklandığında; dış politikadaki hikmet-i hükûmet tavrına mukavemet gösteren ve ana akım paradigmanın dışına çıkabilen cesur bir itiraz damarının varlığı açıkça görülür. 

    Mesela Millî Görüş geleneği ve Necmettin Erbakan, devletin sârî ve carî bir iman hâline getirdiği batılılaşma idealine ve Avrupa Birliği hedefine karşı en sert itirazları sistem içerisinden yükseltebilmiştir. Benzer şekilde Milliyetçi Hareket Partisi ve Alparslan Türkeş, yerleşik dış politika kabullerini sarsmaktan geri durmamıştır. Bu aykırı ama etkili çıkışların güncel ve somut örneği ise Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın sığınmacı meselesi üzerinden kurduğu diskurdur. Özdağ, iktidarın Suriye politikasını soyut bir güvenlik tartışmasından çıkarıp sosyoekonomik bir vaka olan sığınmacılar üzerinden somutlaştırarak, bu mayın tarlasında herkesin geçebileceği bir güzergâh açmış ve buradan kayda değer bir siyasal semere devşirmeyi başarmıştır. 

    Aslında Özdağ’ın bu münferit ve kısmi başarısının parlamentoda yer alan muhalefet partileri için pozitif bir emsal teşkil etmesi gerekirdi çünkü bugün dış politika, dünden çok daha hayati bir konuma yerleşmiştir. 

    İkinci Dünya Savaşı sonrasının o nispeten stabil ve öngörülebilir barış iklimi artık bir nostaljiden ibarettir. Kurumların felç olduğu, yapıların altüst edildiği ve jeopolitik bir belirsizliğin kural hâline geldiği bir ara dönemden geçiyoruz.  

    Dolayısıyla dış politika, artık teknokrat boyutun ötesine geçerek, her zamankinden çok daha siyasal ve doğrudan iç siyasete müdahil bir karaktere bürünmüştür. Gelinen noktada dış politika; sadece devletlerarası protokollerin yürütüldüğü bir temsil düzlemi olmaktan çıkmış; mutfaktaki yangından sokaktaki huzura kadar, seçmenin gündelik hayatını doğrudan belirleyen en temel vaat mecrası hâline gelmiştir. Artık dış politika, soyut bir devlet meselesi değil, partilerin halka sunduğu güvenlik ve refah teminatının bizzat kendisidir. 

    Diğer bir ifadeyle Türk muhalefeti, bir sonraki seçimde ekonomiyi yönetememiş bir iktidarla yarışacağını varsayarken, bölgedeki çatışmalardan ve küresel krizlerden başarıyla çıkmış “muzaffer bir Başkomutan” figürüyle de karşı karşıya kalabilir. 

    Bu noktada 23. Dönem Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun birkaç gün önce X hesabında yaptığı bir tespiti hatırlatmakta fayda var: 

    “Muhalefet partilerinin dış politika konusunda kurumsal yapılanmaları yok. Özellikle kriz zamanlarında alternatif politika öneremiyorlar, çünkü hükûmetin yürüttüğü politikalara reaksiyon göstermekle vakit kaybediliyor… Partilerin behemehal dış politika düşünce kuruluşlarına ve/veya politika üretebilecek kurullara ihtiyacı var. Bütün yükü tek bir emekli büyükelçiye yıkmak o büyükelçiye de haksızlık, partilere de.” 

    Kınıklıoğlu bu teşhisinde tartışmasız haklıdır. Dış politika, emekli bir büyükelçinin muvazzafken söylemeye cesaret edemediklerini emeklilik konforunda dışa vurma hevesine ya da bir uluslararası ilişkiler profesörünün şahsi network’üne hapsedilemeyecek kadar girift ve dinamik bir saha artık.  

    Bugün ise Türk muhalefetinin en yumuşak karnını, adeta birer tabela dairesi işlevi gören dış ilişkiler başkanlıkları oluşturuyor. Hazineden her yıl milyonlarca lira yardım alan kerli ferli partilerin, bölgeyi ateşe veren krizler kapıya dayandığında, sahanın gerçek uzmanlarından derinlikli bir brifing aldıklarını varsaymak dahi maalesef fazlasıyla iyimser bir ihtimal… 

    R1 Siyaset
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikKüçük Körfez Ülkeleri ve Güvenlik Paradoksları
    Sonraki İçerik Mikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Röportajlar

    Suat Kınıklıoğlu: Güçlü bir Türkiye’nin anahtarı, demokrasiyi güçlendirmek ve iç barışı sağlamaktır 

    15 Mart 2026 Gökhan Korkmaz
    daktilo2 Yazılar

    Mikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak

    15 Mart 2026 Elif Avcı
    daktilo2 Yazılar

    Küçük Körfez Ülkeleri ve Güvenlik Paradoksları

    15 Mart 2026 Birol Başkan

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Suat Kınıklıoğlu: Güçlü bir Türkiye’nin anahtarı, demokrasiyi güçlendirmek ve iç barışı sağlamaktır 

    15 Mart 2026 daktilo2 Röportajlar Gökhan Korkmaz

    Mikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak

    15 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Elif Avcı

    Türk Muhalefetinin Kör Noktası: Dış Politika  

    15 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Nurettin Kalkan

    Küçük Körfez Ülkeleri ve Güvenlik Paradoksları

    15 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}