Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Yeşil Görüntü, Gri Gerçeklik: Türkiye’nin İklim Krizi Sınavı
    daktilo2 Yazılar

    Yeşil Görüntü, Gri Gerçeklik: Türkiye’nin İklim Krizi Sınavı

    Esin Düzel8 Mart 20267 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    İçinden geçtiğimiz iklim krizini uzun bir süre kutuplarda eriyen buzullar veya Okyanusya’da beyazlayarak ölen mercan resifleri ile zihnimizde canlandırdık. Ancak özellikle 2021’deki büyük Manavgat ve Muğla yangınlarından sonra krizle aramızdaki mesafe azaldı; ‘yeni normal’ haline gelen aşırı sıcaklar, orman yangınları, seller, taşkınlar gibi afetler bizi iklim krizinin gerçekliğiyle yüzleştirdi, yüzleştiriyor.

    Ancak bu gerçeklikle nasıl mücadele edebileceğimiz, çıkışın ne olacağı konusunda büyük bir belirsizlik içindeyiz. Yeni bir afetle ‘artık yeter’ diyoruz, olağanüstü önlemler gerektiğini konuşuyoruz, ancak kriz anının geçmesiyle ‘olağan’ düzene hızlıca dönüyoruz.

    İklim krizi içerisinde ‘normale dönmek’ demek, krizi yeniden üretmeye denk geliyor. ‘Yara bandı’ çözümler yapısal dönüşümlere kapı aralamıyor. Krizi üreten sistemler dönüşmedikçe afetler ‘doğallaşıyor,’ sanki çok da müdahale edilemezmiş gibi görünüyor ve toplumdaki etkinsizlik ve çaresizlik duyguları büyüyor. Toplumun dezavantajlı kesimleri içinse krizler zaten hiç bitmiyor. İklim krizinin varlığını kabullenme, krizle nasıl mücadele edilebileceği ve yeni bir düzenin tahayyülü konusunda Türkiye toplumu nerede duruyor?

    Yakın zamanda yayınlanan iki araştırma bize bu soruya dair ipuçları sunuyor. KONDA Araştırma ve İklim Haber iş birliğiyle yapılan araştırmaya[1] göre toplumun %91’i iklim değişikliğinin olduğuna inanıyor. %88’i Türkiye’de son birkaç yılda doğal afetlerin sıklığının arttığını söylüyor.

    MetroPOLL’ün Ocak ayında yaptığı araştırmasından[2] da benzer bir sonuç çıkıyor; toplumun %91’i afetlerin sıklığının arttığını düşünüyor. Krize dair endişe oranı iki araştırmada da aynı, %64. Yani her üç kişiden ikisi iklimle ilgili endişeli olduğunu beyan ediyor.

    MetroPOLL araştırmasında kendisini iklim krizi konusunda bilgili olarak tanımlayanlar da %63 gibi azımsanmayacak, ancak krizin ölçeği düşünüldüğünde yetersiz bir oranda. Toplum iklim krizini gördüğü, krize dair kısmen bilgili ve çoğunlukla da endişeli olduğu bir noktada.

    Kriz insanları ne kadar harekete geçiriyor peki?[3] MetroPOLL araştırmasına göre su kıtlığı ve kuraklık en çok endişe veren iklim krizi olayları; araştırmaya katılanların %81 gibi büyük bir oranı günlük hayatlarında su tasarrufu yaptıklarını belirtmişler. Tasarruf dışında yapılanlar ise görece daha az ve konfor alanını çok bozmadan yapılanlar. Mesela arabadan vazgeçmek, tüketimi azaltmak, daha pahalı olsa da çevre dostu ürünleri tercih etmek gibi değişikliklere araştırmaya katılanların çoğunun soğuk baktıkları görülüyor.

    En çarpıcı sonuç ise et ve süt ürünleri tüketimini azaltmaya hiç yanaşılmaması, sadece %1’lik bir kesim bunu yapabileceğini söylemiş. Toplumsal cinsiyet bu seçimlerde görünür bir şekilde etkili; kadınlar enerji ve su tasarrufuna ve daha az alışveriş ve tüketim yapmaya daha fazla önem veriyor. Erkekler ise toplu taşımaya daha sıcak bakıyor, çevre dostu ürünleri tercih etmeye ve uçakla seyahatten vazgeçmeye daha açık.

    Erkeklerin et ve süt ürünlerini azaltmaya kadınlara göre daha olumlu bakmasını ise ayrıca araştırılması gereken bir konu olarak görüyorum, zira son zamanlarda erillik ve et tüketimi arasındaki doğrudan ilişkiyi açığa çıkartan çok sayıda yayın çıkıyor. Toplumsal cinsiyeti perspektifini sınıf, yaş, göçmenlik gibi farklı sosyal yapılarla birlikte ele alan kapsamlı çalışmalara ihtiyaç var, ancak şu haliyle bu sonuçlar şunu çok net ortaya koyuyor: Her ne kadar toplumun önemli bir kesimi iklim değişiminin nedeni olarak insan faaliyetleri ve tüketim alışkanlıklarını görse de, davranışlarını değiştirme konusunda isteksiz veya değiştirse bile bir etkisinin olacağı konusunda umutsuz.

    Bu sonucun insanların konfor alanlarına veya ‘lükslerine’ sıkı sıkıya bağlı olmasından daha çok, bireysel etki alanlarının kısıtlı olduğuna dair algılarıyla ve deneyimleriyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de siyasetin seçimden seçime oy vermeye sıkıştığı bir politik ortamda bireylerin bir şeyleri değiştirme güçlerine dair soru işaretlerinin olması anlaşılır. Burada ‘bana ne’ciliktense, ‘ne değişecek ki’ umutsuzluğu olduğunu görmek gerekir.

    Öncelikle kendisini kollamak, mesela giderlerini azaltmak öne çıkar. ‘Ötekileri yapmıyorsa ben neden yapayım ki’ gibi bir hesap yapılır ve birey kendi –şimdilik– konforlu sınırlarına bağlı kalır.

    Sosyal bilimler literatürü iklim kriziyle mücadelede bireylerin davranış değişikliğine odaklanırken yapısal eşitsizliklere özellikle bakılması gerektiğini söyleyen sayısız çalışma ile dolu. İnsanların çöplerini ayrıştırmamaları, araba yerine bisiklete binmemeleri, yavaş moda ürünlerini tercih etmemeleri bireysel tercihlerle ilgili olduğu kadar, yoksullukla, toplumsal cinsiyet ve etnik eşitsizliklerle, engelli-dışlayıcı sistemlerle ilgilidir. Bireysel ve kolektif çözümler birbirinden ayrı düşünülemez.

    İklim krizi konusunda tutarlı, sistematik ve rehberlik edecek bir siyasal irade olmaması insanların değişime direnmesinin başka önemli bir kaynağını oluşturuyor. AKP hükümetinin doğa kıyımına yol açan politikalarını aksatmadan sürdürmesi –son olarak Akbelen’de çıkartılan acele kamulaştırma kararında olduğu gibi– hükümetin iklim kriziyle mücadele için attığı her adımı sorgulanabilir hale getiriyor. MetroPOLL araştırmasına katılan üç kişiden ikisi, hükümeti iklim krizi ve çevre sorunlarıyla mücadelede başarısız buluyor. Bu tablo aynı zamanda araştırmaya katılan AKP seçmeninin tercihini de yansıtıyor, yani AKP kendi seçmeni nezdinde bile çevre konusunda total bir rıza üretememiş durumda.

    İktidarın ortağı MHP seçmenleri bu konuda ikiye bölünmüşken, DEM Parti seçmenleri muhalefet kitlesine katılarak hükümeti başarısız bulduğunu belirtmiş. Kısacası hükümetin bıraktığı iklim kriziyle mücadele boşluğunu, yönsüzlüğünü ve tutarsızlığını insanlar görüyor ve değişimin ne yönde olabileceği ve kendi rolleri konusunda karanlıkta kalıyorlar.

    AKP’nin çevre ile ilgili yıkıcı politikalarının ardındaki temel mazereti kalkınmacı yaklaşımı olageldi. Ancak bu araştırmada bana göre en çarpıcı sonuç, bu yaklaşımın artık insanların gözünde geçerliliğini kaybetmesi ve çevre süzgecine takılması. 2000’lerde ‘su akar Türk bakar’ diyerek başlatılan HES projelerini, ormanların parsel parsel bölünmesi, maden ve turizm şirketlerine kiralanması, nihayetinde de yangınlara karşı kırılgan hale getirilmesi izledi. Köylüler topraklarından çıkartıldı. Bütün bunların daha büyük bir Türkiye için yapılması gereken fedakarlıklar olduğu söylenegeldi.

    Ancak iklim krizi gölgesinde bu kadar yaygın ve derin bir yıkımın toplum tarafından onaylanmadığı ortada. Toplumun yarısı kalkınma projelerinin çevreye zarar verdiğini, %25’i de kısmen zarar verdiğini düşünüyor. Başka bir deyişle sadece beş kişiden biri çevreye zarar verilmediğini söyleyebiliyor.

    Devam sorusu daha da önemli; projelerin çevreye zararı ne kadar gözetilmeli sorusuna, %26’lık bir kesim tamamen gözetilmeli, gerekirse proje yapılmamalı diyorken, %60’lık bir büyük kesim zararın en aza indirilmesi ve çevre gözetiminin öncelikli olması gerektiğini söylüyor. Daha net ifade etmek gerekirse, toplum nezdinde kalkınma için çevrenin feda edilmesi bakış açısı artık geride kalmış durumda. Bu konuda parti seçmenleri arasında neredeyse bir konsensus var; zarar varsa da katlanılmalı diyen %6’lık bir dilimin içerisinde en ağırlıklı olanlar AKP seçmeni, bu görüşe en fazla karşı çıkanlar da DEM Parti seçmeni. Bu tablo karşısında AKP’nin önümüzdeki günlerde, özellikle de Antalya’da düzenlenecek 31. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP) toplantısı öncesinde, ‘yeşilci’ bir görüntüyü öne çıkaracağını tahmin etmek zor değil.

    Araştırma içerisindeki önemli sorulardan bir tanesi de ormanlarda yeni madenler açılmasını destekliyor musunuz sorusu. Bu konunun seçmenler nezdinde Akbelen ormanlarında yaşananlardan ayrı düşünülemeyeceğini de biliyoruz. Yukarıdaki sonuçlarla paralellik gösterecek şekilde, araştırmaya katılanların %62’si desteklemiyorum demiş. MHP seçmenlerinin önemli bir kısmı da muhalif partiler gibi düşünürken, AKP seçmenleri desteklememekle şartlı desteklemek (‘şartlara bağlı destekleyebilirim’) arasında yoğunlaşmış. Kesinlikle destekliyorum diyenler de yine AKP seçmenleri arasında çoğunlukla, onu MHP seçmenleri takip ediyor.

    Madenciliğin verdiği zararı özellikle Akbelen’den sonra örtmek daha da güç. 2023’ten itibaren gün be gün dinamitlenerek yok edilmeye çalışılan bir Akbelen ormanı ve onu koruyan, onunla yaşayan köylüler. Ormanlarını kaybettikten sonra şimdi de evleri, zeytinlikleri, tarlaları için acele kamulaştırma kararı çıkartılmasıyla mücadele etmek durumunda kalmaları artık ne akla ne vicdana sığıyor.

    Geçen gün yaşam alanlarını korumak için mücadele eden kadınlardan birinin evinin yanına çekilmiş dikenli telleri gösterdiği bir videosunu gördüm. İki yıl önce Akbelen’de gördüğüm haliyle karşılaştırınca, sanki üzerinden yirmi yıl geçmiş gibiydi; saçları ağarmış, yüzü çökmüş. Videoyu görür görmez düşündüm; Robert Nixon’ın ‘yavaş şiddet’ kavramı bu değilse nedir?

    Nixon, afetlerin yıkıcı etkileri görünürken; iklim krizi, zehirli atıklar, ormansızlaşma ve savaş kirliliği gibi süreçlerin şiddetinin yavaş ve çoğu zaman görünmez biçimde ilerlediğini söylüyor. Yoksul, mülksüzleştirilmiş, yerinden edilmiş kesimler bu şiddete daha çok maruz kalıyor. Akbelen’de en sık görünen rahatsızlığın Koah olması da şaşırtıcı olmuyor.

    Yavaş şiddetin kol gezdiği, kalkınmacılığın pembe yalanlarına bile kimsenin artık kanmadığı bir ortamda insanların var olan alışkanlıklarına tutunması daha anlaşılır. İklim krizine dair araştırmalar toplumun artık iklim krizini kabul ettiğini ve ormanlardaki yıkımlar gibi bazı uygulamaların durması gerektiğini düşündüğünü gösteriyor. Ancak daha büyük ölçekteki bir dönüşüm için aranan vizyona ise henüz ulaşılamıyor. Yeni bir siyasetin, işe iklim krizini merkezine alarak başlaması gerekiyor.


    [1] Araştırmaya iklimhaber.org’un websitesinden erişilebilir: https://rapor.iklimhaber.org/wp-content/uploads/2026/02/IklimHaber_2026_Final.pdf#page=5.09

    [2] Araştırmaya MetroPOLL’un websitesinden erişilebilir: https://metropoll.com.tr/upload/content/files/1933-iklim-ve-cevre.pdf

    [3] Yazımın bundan sonraki kısmına gündelik hayatla ve kalkınma politikalarıyla ilgili sorular sorduğu için MetroPOLL araştırması ile devam edeceğim. KONDA ve İklim Haber araştırması sonuçlarını  Ümit Şahin ve Doğanay Tolunay çok incelikli bir şekilde değerlendirmişlerdi.

    Çevre R2
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikDepo Kaça Dolacak? | Soru-Cevap | Eser Özdil | Varsayılan Ekonomi S3 #08
    Sonraki İçerik 8 Mart’ta Hafızayı Tazeleyip Geleceği Kurmak: Dayanışma, Eşitlik ve Hak Temelli Bir Yol Haritası

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Yazılar

    Soğuk Bir Mevsimin Eşiğinde: İran’da Savaş ve Düşündürdükleri

    8 Mart 2026 Birol Başkan
    daktilo2 Yazılar

    Bir Devlet Yönetim Biçimi Olarak: “Sözün Bittiği Yer” Söylemi

    8 Mart 2026 Elif Avcı
    daktilo2 Röportajlar

    Mehmet Akif Koç: Türkiye Ortadoğu’da, İran, İsrail ve Körfez Ülkelerinin birbirini dengelemesini ister

    8 Mart 2026 Bahadır Çelebi

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Soğuk Bir Mevsimin Eşiğinde: İran’da Savaş ve Düşündürdükleri

    8 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    Bir Devlet Yönetim Biçimi Olarak: “Sözün Bittiği Yer” Söylemi

    8 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Elif Avcı

    Mehmet Akif Koç: Türkiye Ortadoğu’da, İran, İsrail ve Körfez Ülkelerinin birbirini dengelemesini ister

    8 Mart 2026 daktilo2 Röportajlar Bahadır Çelebi

    İran’ın Enerji Savaşı Stratejisi

    8 Mart 2026 Çeviriler daktilo2 PROJECT SYNDICATE Daktilo1984

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}