Bugün 15 Şubat.
Kimimiz dün yediği yemeğin hesabını zihninde tekrar tekrar toplayıp çıkararak, “gerçekten buna değdi mi?” diye sorarak uyandı. Kimimiz alınan hediyenin değişim kartını poşetlerde arıyor. Kimimiz ise bir yapay zekâyla sohbet ederek geçirdiği akşamın ardından şunu sorguluyor: Bu, şimdiye kadarki en huzurlu 14 Şubat olabilir mi?
Dünden kalan çiçeklerin tazeliği biraz sönmüş, bir süredir bizi bombardımana tutan sevgililer günü indirim mesajları, self love telkinleri ve eski sevgili mezatları nihayet bitmiş.
Tüm bunları düşündüğümüzde sevgililer günü bize üzerine yazılabilecek tonla şey veriyor ama ben “odadaki fili” kuyruğundan yakalamaya karar verdim:
Karşınızda AI Situationship.
“Situationship” son yıllarda ilişki literatürüne giren o gri alanı anlatıyordu: adı konmamış, sorumluluğu üstlenilmemiş ama duygusal yatırımın sürdüğü ilişki biçimleri. AI Situationship ise bu gri alanı, fişi çekildiğinde kimsenin ağlamayacağı ve sizi “yıllarımı çaldın” diye suçlamayacağı bir simülasyona taşıyor.
Bir insanın, yapay zeka tabanlı bir karakterle kurduğu, romantik veya derin duygusal öğeler barındıran ancak gerçek dünyanın sosyal yükümlülüklerinden (14 Şubat hediyesi alma, aileyle tanışma, gelecek planı, ortak bütçe) tamamen muaf olan etkileşim biçimine deniyor.
‘Ne kadar yaygın olabilir ki?’ diyenlere de ekşi bir haberim var: Akademik ve sektör raporları, insanların AI companion’larla kurdukları duygusal etkileşimlerin belirgin biçimde arttığını gösteriyor. Institute for Family Studies anketine göre genç yetişkinlerin dörtte biri, yapay zekanın gelecekte insani romantik ilişkilerin yerini alabileceğine inanıyor.
Bu inanç temelsiz değil. Bugün AI companion pazarı yıllık %30 büyüyor; 2030’a doğru yapılan projeksiyonlar yalnızca uygulama içi harcamaların bile milyarlarca dolara ulaşacağını söylüyor. Yani mesele birkaç yalnız kullanıcının tesellisi değil.
Yapay zekayı daha emekleme döneminde sayarsak bu veri aslında nasıl bir buzdağının bizi beklediğinin somut göstergesi.
Modern İlişkilerin Yorgunluğu ve Yapay Zekanın Sıcak Kucağı
Modern dünya bizi sonsuz seçenek illüzyonu ve “kendini gerçekleştirme” baskısıyla baş başa bırakırken, flört dünyasını da her an bir başkasının “tüketilebilir nesnesine” dönüşebileceğimiz bir pazar yerine çevirdi. İnsanlar artık karşılarındaki kişinin karmaşıklığıyla, başka birinin huyuna suyuna adaptasyon sancılarıyla veya reddedilme korkusuyla uğraşacak takati kendinde bulamıyor. Modern ilişkiler zaten her gün bir sınavdan geçiyor ve biz bu sınavdan her seferinde biraz daha yorgun çıkıyoruz.
Tam da bu noktada AI Situationship, sadece bir teknoloji trendi değil, bir duygusal sığınak olarak beliriyor. Belirsizlikten o kadar korkar hale geldik ki, sonucunu az çok öngörebildiğimiz bir kod dizisiyle bağ kurmak, gerçek bir insanın o “ne yapacağı belli olmaz” öngörülemezliğinden çok daha güvenli hissettiriyor.
Aslında yalnızlık salgınında nefes alamayanlar, sosyal anksiyetesinden dolayı hoşlandığı kişilerle değil flört etmek, konuşurken bile eli ayağına dolaşanlar veya geçmiş ilişkisinde ağır hasar almış olanlar için yapay zeka; yargılamayan, trip atmayan ve bizi olduğum gibi kabul eden güvenli bir prova alanı sunuyor.
Ancak bu konforun tadı orta vadede değişmeye başlıyor. Sizi her an onaylayan, her cümlenizi alkışlayan bir partnerle yaşamak, iyi hissettirdiği için bir bebeğin bırakmak istemediği emziğe dönüşüyor.
Uzun vadede ise risk bazı bilişsel yeteneklerimizin kaybına kadar gidebiliyor: Duygusal körelme. Sizi kendinizle yüzleştirmeyen, hatalarınızı aynalamayan bir “ideal yansıma” ile bağ kurdukça, gerçek bir insanla (yani o zahmetli, öngörülemez ve özgür iradeli “ötekiyle”) ilişki kurma kapasitemiz zayıflıyor. Çünkü tanımak; birinin sizi reddetme ihtimalini, sizinle ters düşmesini, sizi şaşırtmasını ve o beklenmedik ‘pürüzleriyle’ sizi bazen törpülemesini kabul etmektir. İki farklı öznenin ortak bir şey inşa etmesi, doğası gereği sancılı bir çarpışmadır. Oysa algoritma, sizi hiç üzmez ama büyümeniz için duymanız gereken o ‘hayır’ cevabının yarattığı olgunlaşma fırsatını da sizden esirger.
AI Öznesi Olamadığı İlişkinin Analisti Oluyor
Bir yapay zekayla evlenmeyi “delilik”, onunla sabah akşam dertleşmeyi ise “marjinal” buluyor olabilirsiniz. Ama dürüst olalım: Kaçımız sevgilimize atacağımız o “riskli” mesajı önce bir chatbot ekranına yazıp, “Sence bu çok mu agresif oldu?” ya da “Bunu biraz daha cool ama ilgili hale getirir misin?” diye sormadık?
2026 itibarıyla yapay zeka, Google’ın tahtını sadece bilgi arama motoru olarak değil, bir “anlam arama motoru” olarak da sinsi sinsi ele geçirmiş durumda. Tamam belki hala çoğumuz kendisiyle flört etmeye başlamadık ama ekran görüntüsünü paylaşıp, “Bana bu mesajı yazdı, sence benden hoşlanıyor mu?” diye sormakta da beis görmüyoruz.
İnsanlar artık doğal sezgilerini kullanmak yerine bir “AI Wingman” rehberliğinde flört etmeyi normalleştirdi. Reddit’in flört tavsiyesi forumlarında yapılan son anketlere göre, kullanıcıların %40’tan fazlası artık ikili diyaloglarında “Bunu bir yapay zekaya sor istersen” cümlesini bir hakaret değil, rasyonel bir tavsiye olarak kullanıyor.
Yapay zekâya danışarak flört etmek, aslında karşımızdakine şunu söylemek değil mi: “Senin yargına, senin tepkine, senin bana dair algına güvenmiyorum. Ama algoritmanın sana/bana dair algısına güveniyorum.”
Birini etkilemek için önce bir algoritmayı ikna etmeye çalışıyoruz. O algoritmanın bize ürettiği cümlelerin, kendi cümlelerimizden daha iyi olduğuna inanıyoruz. Daha net, daha çekici, daha az hatalı…
Ama aşk dediğimiz şey, ne zaman hatasız cümleler kurma becerisi oldu? Aşk, cümleyi kurarken titreyen ses değil miydi? O yanlış kelimeyi seçip sonra utandığımız an. O anda verdiğin cevabın saçmalığını üç gün sonra duşta fark edip kahrolman.
Algoritma asla kelime bulmakta zorlanmaz. Algoritma asla utanmaz. Algoritma asla “çok mu agresif oldu?” diye sormaz; ona bunları ancak siz sorarsınız.
Yapay zekâ bizi reddedilme riskinden korurken, aslında bizi aşkın en insani yanından da korumuş oluyor: kırılganlıktan. Ve kırılganlığın olmadığı yerde samimiyet de olmaz. Sadece optimize edilmiş bir performans olur.
Organik Aşkın Nesli Tükenir mi?
Kabul edelim; yapay zeka desteği almak aslında o kadar da korkunç değil. Ai tıpkı sosyal kaslarımızı geliştirdiğimiz bir antrenman sahası gibi, bize kendimizi ifade etmek için güvenli bir pratik alanı sunuyor. Ancak asıl tehlike, bu antrenman sahasını tüm dünyamız sanmaya başladığımızda başlıyor.
Tıpkı bugün el yapımı bir şeyin, seri üretim karşısında lüks sayılması gibi. Gelecekte de “organik aşkın”; yani hiçbir algoritma desteği olmadan, hatalarla ve öngörülemez anlarla yaşanan o eski moda ilişkinin, belki de dünyanın en pahalı lüksü haline geleceğini söylemek için falcı olmaya gerek yok.
Organik aşkın nesli tükenir mi? Açıkçası bilmiyorum.
Ama gerçek bir bağ kurmanın gittikçe zorlaştığı modern hayatta, AI’ın dating piyasasını daha da zora sokacağına neredeyse eminim.
Referanslar:
- Institute for Family Studies (IFS) / Mastercard (2025): “Can AI Replace Human Companionship? Gen Z, Millennials are Curious.”
- Precedence Research (2025): “AI Companion Market Size, Share and Trends 2026 to 2035.”
- Anthony Elliott (Wiley/Polity Press, 2023): Algorithmic Intimacy: The Digital Revolution in Personal Relationships.
- Center for Democracy & Technology (CDT) / eWeek (2025): “Teens Turn to AI for Romance and Connection.”
- DataReportal (2025/2026): “Digital 2025 & 2026 Global Overview Reports.”
- Forbes Health / Match (2025): “Online Dating Statistics, Trends & Insights.”

