Bu bültende Dünya Ekonomik Forumu Davos Zirvesi’ne damgasını vuran konuşmaları, ABD iç politikasında giderek artan kutuplaşmayı ve ABD’nin İran ile artan gerilimini ele alacağım.
MAGA Davos’ta
Geçtiğimiz yıl Davos Zirvesi’nin düzenlendiği tarihlerde dünyanın gözü kulağı Atlas Okyanusu’nun öbür kıyısındaydı. 20 Ocak 2025’te ikinci dönemi için yemin eden Başkan Trump’ın törenine pek çok yerli yabancı siyasetçi ve CEO’nun katılım sağlaması, Davos Zirvesi’ni kısmen gölgede bırakmıştı.
Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasını endişeyle karşılayan Avrupa, 2025’teki zirveyi durgunlukla geçirmişti. O zirveye yapay zeka ve iklim krizi başlıkları damgasını vurmuştu. 2026 Davos Zirvesi’ne biraz göz attığımızda ise zirveye damgasını vuran olayın Trump’ın Avrupa’ya yönelik iğneleyici konuşması olduğunu görebiliriz.
Trump’ın yemin töreninin ardından geçen bir yılda ABD ile Avrupa arasında esen soğuk rüzgarlar, Davos Zirvesi’nde kendini iyice belli etti. Önce küçük bir hafıza tazelemesi yapalım. Donald Trump seçimlere, Rusya ile müzakere masasına oturmak suretiyle Ukrayna Savaşı’nı bitirme sözünü vererek girmişti. İşin sonunda Ukrayna’nın bölünmesi ihtimali ve Rusya ile Avrupa arasındaki en kritik çeperin aşınması sebebiyle güvenlik riskinin olağanüstü artacağını düşünen Avrupalılar, Trump’ın kampanyasını endişeyle takip etmişti.
Hatırlayacak olursanız daha sonra Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski ile Oval Ofis’te bir araya gelen Trump ve yardımcısı Vance, Zelenski’yi, “muhalefetin (Demokratlar) seçim kampanyasını desteklemekle” itham etmiş ve azarlamıştı. Yine aynı ay Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapan Başkan Yardımcısı JD Vance Avrupa Birliği politikalarını çok sert tondan eleştirmişti.
Daha sonra ABD, Rusya ile müzakere masasına oturmuş olsa bile bir çözüm formülü üretilemedi. Ardından Ağustos ayında İngiltere, İtalya, Fransa, Almanya, Ukrayna ve Finlandiya liderleri Beyaz Saray’da Trump’a acil ziyaret düzenledi, ancak Ukrayna meselesinde yine herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.
ABD’de iki ay önce yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde “Avrupa’da özgürlüklerin muazzam baskıda olduğundan” bahsedilmesi ve Avrupa Birliği ile sürdürülen müttefiklik ilişkisini son derece zedeleyecek başka açıklamaların da yer alması bu iki güç arasında ciddi bir güvensizlik yaratmıştı. Özellikle önceki dönemlerdeki Ulusal Güvenlik Stratejisi belgeleri ile kıyaslandığı zaman Trump’ın mevcut döneminin AB’ye, eskiye kıyasla çok daha az kredi açtığını rahatça görebiliriz.
Bu iklimde gidilen 2026 Davos Zirvesi’nde Trump yine Avrupalı hükümetleri hedef alan bir konuşma yaptı. Avrupalıların NATO’ya gerekli bütçeyi ayırmadığından, Grönland’ın Avrupalılar tarafından korunamayacağından ve Biden döneminin “çok kötü” olduğundan bahsetti. Komşu Kanada’ya da laf söylemeden geçemedi. Ayrıca Venezuela’daki operasyonun, İran Devrim Muhafızları Ordusu eski komutanı Kasım Süleymani ve IŞİD lideri El Bağdadi’nin öldürülmesinin kendi döneminde gerçekleştiğinin ve bunların çok kıymetli işler olduğunun altını çizdi. İlk döneminde Orta Doğu’daki kaosu azalttığını iddia eden Trump, kendisi o dönem Başkan olsaydı Rusya’nın da Ukrayna’ya hiç saldırmamış olacağını tekrar ifade etti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un son zamanlarda Trump ile yaşadığı gerginlik de Davos’ta gözlemlendi. Macron konuşmasında ABD’nin Avrupa ihracatının çıkarlarını baltaladığından söz etti. Avrupa’nın dışarıya karşı daha sıkı bir birlik görüntüsü vermesi gerektiğinin altını çizdi.
ICE Protesto Ediliyor
Göçmen Gümrük Muhafaza (ICE) ajanlarının, yasa dışı göçmenlerin tespit edilmesi gerekçesi ile özellikle Demokrat seçmen ağırlıklı şehirlerde görevlendirilmesi herkesin malumu bir durum. Ancak ICE ajanlarının yalnızca sınırdan izinsizce ülkeye giren kişilere değil, yasal yollarla ülkeye gelen veya doğrudan vatandaş olan insanlara yönelik de vahşi bir tutum sergilediği muhalif medyada sık sık eleştiriliyordu.
Bunun en net örneğini 7 Ocak’ta Minnesota’da ABD vatandaşı bir kadının ICE ajanı tarafından silahla vurularak öldürülmesi olayında açıkça görmüştük. Bu olayın arkasından pek çok şehirde hükümet karşıtı protesto gösterileri de düzenlenmişti.
Geçtiğimiz hafta aynı şehirde yeniden bir ICE görevlisi bir vatandaşı sokak ortasında vurarak öldürdü. Bu olayın üzerine muhalif seçmenin sabrının tamamen taşmasıyla birlikte protestolar daha da şiddetlendi. Polisle göstericiler pek çok kez karşı karşıya geldi. Polis göz yaşartıcı gaz ve ses bombası kullandı. Olayların büyümesinin ardından hükümetten Minneapolis’teki bazı ajanların yerinin değiştirilmesi adımı geldi.
1 Şubat’ta düzenlenen Grammy Ödül Töreni gecesinde pek çok sanatçı ICE kuvvetlerinin sivillere yönelik şiddetini kınadı. Kınayan isimler arasında benim de çok severek dinlediğim “Wildflower” şarkısı, yılın şarkısı seçilen Billie Eilish de vardı.
Kongredeki Demokratlar ICE kuvvetlerinin bağlı olduğu İç Güvenlik Bakanlığının bütçesinin azaltılmasını talep ediyor. Son olaylar bu mesele için adeta tuz biber etkisi yaratmış durumda. Demokratların diğer talepleri arasında ajanların yüzlerini gizlemek amacıyla maske takmalarının yasaklanması da yer alıyor.
Adalet Bakanlığının 3 gün önce erişime açtığı yeni Epstein mail ve belgelerindeki skandallar, siyasileri iyice sıkıştırırken sokakların da hareketlenmesi gelecek konusunda Amerikalıları endişeye itiyor. Dış politikada agresif adımlar, hükümet içi anlaşmazlıklar, Epstein belgelerinin erişime açılması ve ICE’ın muhaliflere yönelik şiddeti; kutuplaşmayı hiç olmadığı kadar artırıyor. Benzer şekilde Trump’ın görev onayı da düşüyor ve ara seçimlerde gelecek bir hezimetin işaretlerini veriyor.
İran ile Savaş Kapıda
28 Aralık’ta İran’da protesto gösterileri ilk başladığı zaman Trump, İran rejimine karşı çok sert bir tutum sergilemişti. Rejimin sivillere karşı olası bir saldırısında karşılık vereceğini sosyal medya hesabından açıklayan Trump, binlerce insanın katledilmesine rağmen Tahran’a karşı caydırıcı bir adım atmamış, son zamanlarda giderek daha müzakere yanlısı bir üslup benimsemeye başlamıştı. Ancak uçak gemisi USS Abraham Lincoln’un Basra Körfezi’ne, İran’ın çok yakınına gönderilmesi İran’da alarm zillerinin çalmasına sebep olmuş durumda.
İsrail’in ABD’yi İran’a müdahaleye ne kadar teşvik ettiği herkesçe bilinen bir durum. 7 Ekim 2023’ten bu yana Şii Hilali’ne büyük zarar veren İsrail, özellikle nükleer çalışmalarından çekindiği İran rejiminin değişmesini şiddetle istiyor. Yemen’de Husiler ve Lübnan’da Hizbullah’ın gücünü son derece pasifize eden İsrail, Suriye’de Esad’ın da devrilmesiyle birlikte sıranın Hamaney’e geldiğini düşünüyor.
İran yanlısı eski Irak Başbakanı Nuri Maliki’nin seçimlerin ardından Trump’ın tehditlerine rağmen yeniden makama geleceğini belirttiği yönündeki beyanı, işi daha da kızıştırmış vaziyette. ABD hem Basra Körfezi’nde İran’a bir çeşit ihracat ablukası uygulamaya çalışırken diğer yandan Irak’a ne kadar enerji harcayabilecek bu da tartışılıyor. ABD yönetimi İran’a karşı tehdit kartlarını sırayla masaya koysa da müzakere yolunu kapatmıyor.
6 Şubat’ta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff arasında gerçekleştirilecek müzakere görüşmeleri için konum İstanbul seçilmişti. Sonra İran tarafından görüşmenin İstanbul yerine Umman’da yapılması önerisi geldi. Durumun detayları henüz net değil, ancak İran tarafı her an görüşmeleri iptal edebilir izlenimini de veriyor.
Trump’ın Gazze’nin geleceğinin görüşülmesi için kurduğu Barış Kurulu çalışmalarına henüz başlamışken ABD, Körfez’in öbür ucunda yeni bir savaşı başlatacak mı göreceğiz.

