Tiyatroyla Barışmak ya da 19. Yüzyılla Sağlıklı Bir İlişki Kurmak

- Aralık 16, 2019, 9:01 pm
7 mins

Daha önce yazdığım bir yazıda ülkemizde hala Batılılaşma olarak görülen sürecin aslında merkezileşme olduğunu anlatmıştım. Bu yazıda da tiyatro ve opera gibi Batılı eğlence araçlarının tarihimizdeki yerine değinmek istiyorum. Birçok kişi için bunlar Batı kültürünü hatta Batı’nın ‘ahlaksızlığını’ yayan, kendi toplumuna yabancılaşmış elitlerin kendilerini eğlendirdikleri araçlardır.

Mısır Hidivi İsmail Paşa, Giuseppe Verdi’ye 150,000 frank ödeyerek bir opera bestelemesini istemişti. Aida adı verilen bu opera hem sahnelendiği dönemde hem de sonrasında büyük ilgi uyandırdı. Edward Said, Aida’nın Batı’nın küresel emperyalizminin bir örneği olduğunu, Mısır’ı Batılıların gözünden canlandırarak ‘Oryantalize’ ettiğini ve dar bir elit tarafından borçla alınan bir lüks maddesi olduğunu söyler.[i] Oysa Said’in burada atladığı önemli bir nokta var. Bu dönemde Mısır her ne kadar resmi olarak Osmanlı’nın bir parçası olsa da fiili olarak bağımsız hareket etmekte ve uluslararası sistemde kendine bir yer edinmeye çalışmaktaydı. Şimdi kendinizi Hidiv İsmail’in yerine koyun. Ülkenizin devletler sisteminde bir yer edinmesini istiyorsunuz ve bunun için hem Avrupalıları Mısır’ın bunu hak ettiğine inandırmaya hem de kendi elitlerinizi ve halkınızı bunun için çalışmaya ikna etmeniz gerekiyor. Tam bu noktada Mısır’ın elinde eşsiz bir hazine var: Antik Mısır medeniyeti. Antik Mısır medeniyetinin zaferlerini ve ihtişamını canlandırarak, bu tarihi yeniden gündeme getirerek ve onunla aranızda bir bağ kurarak hem diğer devletlerin size saygı duymasını sağlayabilir, hem de özgüveninizi kazanabilirsiniz. 19. yüzyılın siyasi atmosferinde ‘medeni’ olmak bağımsız olmanın ön koşuluydu ve köklü bir geçmişe dayandığını göstermek ‘medeni’ olmanın göstergelerinden biriydi. Abdülhamid’in Osman Gazi, Orhan Gazi gibi erken Osmanlı padişahlarının türbelerini onarmasının, daha önce hiç yapılmamasına rağmen tahta çıkışlarının yıldönümlerini kutlatmasının bir sebebi de buydu. Her ne kadar bizdeki menkıbeciler bunu Abdülhamid’in ecdadına duyduğu sevgiye bağlasa da asıl mesele ‘Biz buraya yeni gelmedik’ mesajı vermekti.

Peki, antik Mısır’ın ihtişamını nasıl gün yüzüne çıkarabilirsiniz? Bunu geleneksel eğlence araçlarıyla, karagözle (Mısır’daki adıyla araghuz), ortaoyunuyla yapamazsınız. Çünkü bunlar sarkastiktir, toplumun aksayan yönleriyle ve yöneticilerle alay eder. Kahramanlık anlatılarıyla uyumlu değillerdir.[ii] Bunun üzerine şiirler de yazdırabilirsiniz ama hem göze hem de kulağa hitap eden eğlence formlarının yanında şiir, sönük kalacaktır. İşte opera, tam bu noktada devreye girmiş, antik Mısır ile o günün Mısır’ı arasındaki bağı zihinlerde kurmuş ve Mısır yönetimine ihtiyaç duyduğu ideolojik kaynağı sunmuştu. Yani opera Mısır’ı Batılı değil Mısırlı yapmıştı.

Mısır’dan başka bir örnek verelim. 11 Haziran 1906 günü bir grup İngiliz askeri Denişvay köyü yakınlarında güvercin avına çıkar. Açtıkları ateş nedeniyle yakınlardaki bir ahır ateş alır. Bunun üzerine sinirlenen köylüler askerlere saldırır ve askerlerden biri aldığı darbeler nedeniyle ölür. İngilizlerin buna yanıtı çok sert olur. Dört köylü idam edilir, 15 kişiye de çeşitli sürelerde hapis cezası verilir. Mısırlı gazeteler bu olaya geniş yer verir, özellikle İngiltere karşıtı gazeteler ağır eleştirilere yer verir. Kısa süre sonra bu olay üzerine bir tiyatro yazılır ve sahnelenmesinden hemen önce hükümet tarafından yasaklanır. Mahmud Tahir Hakkı bu hadise üzerine bir roman yazar ve kısa süre içinde binlerce kopya satar. Bu hadise o kadar önemli bir hale gelir ki Mısır’ın ilk ulusal miti olur.[iii] Denişvay hadisesi hepi topu dört kişinin öldüğü bir olay olduğundan çoktan unutulur giderdi. Ama onu unutturmayan, İngilizlere karşı mücadelede bir mihenk taşı bir ulusal mit haline getiren şey Batı’dan gelen roman, tiyatro ve gazete oldu. Bunlar Mısırlıları daha Batılı mı yaptı, daha Mısırlı mı?

Günümüzde hayatımızı şekillendiren kavramların, kurumların ve pratiklerin birçoğu ya 19. yüzyılda ortaya çıkmış ya da bu dönemde yeni anlamlar kazanmıştır. Devlet, millet, egemenlik, birey, hürriyet gibi kavramlar bugünkü haline 19. yüzyılda başlayan uzun müzakereler sonunda gelmiştir. Bu sebeple bugün karşı karşıya kaldığımız pek çok önemli siyasi ve sosyal meseleyi doğru anlayabilmek için bu döneme bakmalı, söz konusu kavramın son haline değil oluşum sürecine odaklanmalıyız. Bugün hayatımızı şekillendiren kavram ve kurumları doğru bir şekilde anlayabilmek için bu dönemle sağlıklı bir iletişim kurmamız gerekiyor.

Fotoğraf: Ali Hegazy


[i] Edward Said, Culture and Imperialism (New York: Vintage, 1993), 129.

[ii] Adam Mestyan, Arab Patriotism: The Ideology and Culture of Power in Late Ottoman Egypt (Princeton and Oxford: Princeton University Press, 2017), 152.

[iii] Ziad Fahmy, Ordinary Egyptians: Creating the Modern Nation Through Populat Culture (Stanford: Stanford University Press, 2011), 90-95.