Bölge Çalışmaları Araştırmacıların Nasıl Kâbusu Oldu?

- Eylül 21, 2019, 6:01 pm
14 mins

Sinem Cengiz, ODTÜ Bölge Çalışmaları Doktora Öğrencisi

Bölge çalışmaları, spesifik bir bölgenin, ülkenin ya da bir toplumun tarihsel, sosyolojik, kültürel, siyasi, edebi ve ekonomi-politik özelliklerini anlamaya yönelik çok disiplinli bir yaklaşım.1 Bölge çalışmalarının tarihi İkinci Dünya Savaşı’nın öncesine dayanmasına rağmen, savaş sonrası dönemde kurumsallaştığı için çoğumuz bu yaklaşımın tarihinin  İkinci Dünya Savaşı sonrası başladığını biliyoruz.

Bölge çalışmalarının kuruluş temelinde yatan siyasi motivasyonlar oldukça açıktı. Bölge çalışmaları, dünya güçleri için stratejik önemi olan “diğer ülkeler” veya “diğer bölgeler” hakkında bilgi edinmek için kurulmuştu.2 Cahnman’nın tanımlamasına göre bölge çalışmaları, emperyalist güçlerin başka bölgelere nüfuz etmek için dünyanın daha etkili bir şekilde haritalanması için kullanılan bir terimdi.3

İkinci Dünya Savaşı sonrası, ABD -dünya çapındaki politik rolü göz önüne alındığında- bazı bölgelerin mevcut gerçekleri hakkında bilgi sahibi olmak için bölge uzmanlarına ihtiyaç duyuyordu.4 Bu yüzden, Amerikan istihbaratı ve ordusu bölge çalışmaları programının kurulmasında ve şekillenmesinde önemli rol oynamıştı.5 Askeri örgüt, istihbarat teşkilatı ve üniversitelere ek olarak, Ford gibi vakıflar (bağımsız olduğunu iddia eden sivil toplum kuruluşu Sosyal Bilimler Araştırma Konseyi -SSRC- aracılığı ile) bölge çalışmalarının üçüncü ayağını oluşturuyordu.

Soğuk Savaş döneminde kritik karar alıcılara danışmanlık yapan ve sonraki süreçte istihbarat servislerinde kilit noktalarda bulunan McGeorge Bundy’nin 1964 yılında yaptığı konuşmadan aktarılacak aşağıdaki kısım bölge çalışmalarının istihbarat servisleri ile yakın ilişkisini gözler önüne seriyordu. “Bölge çalışmalarının ilk merkezinin en çok mesai harcanan Stratejik Hizmetler Dairesi’nde (OSS) olması akademik tarihin ilginç bir gerçeği… Bugün olduğu ve hep olacağı gibi, bölge çalışmaları programına sahip üniversiteler ile devletin istihbarat birimleri içe içe geçmiş durumda”.6 Merkezî İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) bölge çalışmalarını arka bahçesi olarak nasıl kullandığına dair gerçeği ise Soğuk Savaşın doruğa çıktığı 1955’te CIA’den John T. Whitman’nın Kolombiya Üniversitesi Rus Enstitüsü direktörlüğünü yürüten Philip Mosely’e yazdığı mektupta anlaşılıyordu. O mektupta, enstitü öğrencileri ile iş mülakatı için uygun bir zaman ayarlanmasını istiyordu. Sigmund Diamond, “Compromised Campus” adlı kitabında Soğuk Savaş yıllarında bölge çalışmaları merkezlerinin nasıl kurulduğuna dair anlayışımızı büyük ölçüde genişletti. Diamond’un çalışması, 50’li yılların başında Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) bölge üzerine çalışan akademisyenleri nasıl soruşturma altına aldığına dair önemli belgeler içeriyordu.7

1942’den 1991’e kadar komünizm, Sovyetler Birliği ve onun etki alanı, bölgelerin nasıl bölüneceğini ve çalışılacağını belirleyen önemli faktörlerdi. 2. Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş yıllarında, ABD’nin dünya ekonomisindeki yeri ve Sovyetler Birliği’yle rekabeti neyin ve nasıl çalışılması ve hangi merkezlerin ve çalışmaların finanse edilmesi gerektiğini belirledi.8 ABD’de 1943’te kurulan ve 1956’da yeniden yapılandırılan Asya Çalışmaları Birliği (AAS) ilk bölge çalışmaları merkezi oldu.9 Güçlü yardım fonu, ülke genelinde önemli merkezlerin ve programların oluşturulmasını ve akademisyenlerin çalıştıkları bölgelerin dillerini öğrenmeleri için bölgede uzun yıllar bulunmalarına imkân veren burslar sağladı.10 Sadece 1954 yılında, ABD Dışişleri Bakanlığı, ülke genelindeki üniversitelerde 62 bölge çalışmaları merkezi olduğunu belgelemişti.11 Bu sayı, bölge çalışmalarının zirvede olduğu 1981 yılına kadar artmıştı.12

Fakat SSCB’nin çöküşünden sonra, bölge çalışmaları yaklaşımında bir değişime gidildi.13 Her ne kadar Sovyetler Birliği’nin dağılması, Soğuk Savaşın “çift kutuplu” bir gerginliğinin ortasında sıkışmış bilimsel çalışmalara bir nefes aldırmış olsa da, bölge çalışmalarına ihtiyacın sorgulandığı eleştirel bir süreci de beraberinde getirdi. ABD’de gerçekleşen 11 Eylül saldırıları ise işin tuzu biberi oldu. 11 Eylül saldırılarının, bölge çalışmalarının yapıldığı üniversiteler ve yönetimleri üzerinde sarsıcı bir etkisi oldu.14 Saldırı sonrası dönemde, ABD’ye okumaya gelen uluslararası öğrenci sayısında belirgin bir düşüş gözlenmiş, bölgeden gelen akademisyenlere vize verilmesi zorlaşmıştı. Bu gelişmelere doğal olarak bölge çalışmalarının seyrini olumsuz yönde etkilemişti.

Arap coğrafyasında 2010 yılının sonlarında başlayan ve 2011 ile sonrasında yoğunlaşan halk isyanları bölgede ve uluslararası arenada önemli yankılar uyandırdı. Bu durum, bölge çalışanlar için hem bazı fırsatlar hem de bazı zorluklar doğurdu.  Janine A. Clark, daha Arap ayaklanması başlamadan birkaç yıl önce yazdığı bir makalede bölgede çalışmanın zorluklarından bahsetmiş, Ortadoğu’daki politik iklimin, bölge çalışan akademisyenlerin ülke seçimini, araştırma tekniklerini ve uymaları gereken etik değerleri nasıl olumsuz etkilediğini kaleme almıştı. Otoriter koşullar altında araştırma yapmanın zorluklarından ve şüphe ikliminin araştırma üzerinde menfi etkiye sahip olduğundan bahsetmişti.15 Amaney Jamal and Mark Tessler gibi bölgede saha araştırmaları teknikleri üzerine yazan iki isim de aynı problemlere değinmişti.  2010 sürecinden sonra bu şüpheci ve baskıcı iklimin iki katına çıktığını söylersek yanlış olmayacak. Bunun en yakın örneği geçtiğimiz aylarda yaşanmıştı. Mayıs 2018’de 31 yaşındaki İngiliz vatandaşı, Durham Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Matthew Hedges, “Arap Baharı”nın etkilerini araştırmak için gittiği Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) saha araştırması yaparken casusluk yaptığı iddiasıyla yakalanmış ve ömür boyu hapse mahkum edilmişti. Shana Marshall, geçtiğimiz günlerde MERIP’de (Middle East Research and Information Project) Hedges’in yaşadıklarından yola çıkarak bölge çalışanların ne tür sıkıntılar ile mücadele etmek zorunda kaldığından bahsettiği bir yazı kaleme aldı.  “Akademisyen mi Casus mu?” başlıklı makalesinde bölge yönetimlerinin akademik araştırmacılar ve casuslar arasında ayrım yapmasını zorlaştıran paranoyanın ABD ve İngiliz mirası olduğunu iddia ederek aslında bölge çalışmalarının kuruluş tarihçesine de atıfta bulunmuştu.

Bölgede özellikle krizlerin hala aktif olarak yaşandığı körfez gibi bölgelerde, artık bazı konuların çalışılması bir yana, konuşulması bile imkânsız hale gelmiş durumda. Katar krizi bölgedeki dengeleri ciddi bir biçimde sarstı ve neredeyse yerli ya da yabancı bölge çalışan akademisyenleri ikiye bölmüş durumda. Bölgesel krizler  her ne kadar bölge çalışanlar için böyle riskler doğurduğu gibi fırsatlar da doğurmakta. Belki de bize bunu en iyi anlatan hikâye Benedict Anderson’ınkinden başkası olmayacaktır. Kendi yaşamını anlattığı “Life Beyond Boundaries” kitabında iyi bir bölge uzmanının nasıl yetiştiğini, bir saha araştırmacısının ne gibi sorunlarla karşılaştığını ve bunların üstesinden nasıl geldiğini anlatıyor. Doktora sonrasındaki çalışmalarını Endonezya üzerine yoğunlaştıran Anderson 1965 askeri darbesinden sonra Suharto yönetimini tarafından ‘casus’ olduğu varsayımı nedeniyle sınır dışı edilmiş ve ülkeye girmesi yasaklanmıştı. Endonezya’dan kovulunca araştırmalarına Tayland ve Filipinler’de devam etmek zorunda kalmış ve yıllar sonra Endonezya’ya dönebilmişti. Oradan evlat edinmiş ve son nefesine kadar orada çalışmalarına devam etmişti. Anderson’ın kitabının, bölge ve saha çalışmalarına ilgi duyan araştırmacılar için, ama özellikle de siyasi baskısı altında kendilerine bir sosyal bilimci olarak yol arayan bugünün genç bölgecileri için, başucu kitabı olması gerekir.

Bölgeye adım atmadan ve hatta dilini dahi bilmeden, bölge uzmanı olduğunu iddia edenlerin sayısının hiç de az olmadığı böyle zamanlarda bölge çalışmalarının anlamı daha bir önem arz ediyor. Bölge çalışan Asaf Bayat’ın “Lütfen, insanlar ile konuşun!” derken ima ettiği gibi bölgeye dair birçok araştırma sahadan ve o toplumdan uzakta gerçekleşiyor. Bayat’ın makalesini sonlandırırken öngördüğü gibi ve maalesef şu anda yaşandığını gibi “bazı yazarların bölgeye ayak basmadan Arap isyanları hakkında kitaplar yayınlaması hiç şaşırtıcı olmayacaktır”.16

Kaynaklar


  1. Robert H. Bates, Area Studies and the Discipline: A Useful Controversy? Political Science and Politics, Vol. 30, No. 2 (Jun., 1997), s. 166
  2. Morris-Suzuki T, Anti-area studies, Communal/Plural: Journal of Transnational and Cross-cultural Studies 8(1) 9 – 23, 2000, s. 14.
  3. Werner J. Cahnman, Outline of a Theory of Area Studies, Annals of the Association of American Geographers, Vol. 38, No. 4 (Dec., 1948), s.234
  4. Open the Social Sciences- “Report of the Gulbenkian Commission on the Restructuring of the Social Sciences.
  5. Hossein Khosrowjah, A brief history of Area Studies and International Studies, s.132
  6. Bruce Cumings, Boundary Displacement: Area Studies and International Studies during and after the Cold War, Vol. 29, No.1 / Jan.-Mar. 1997
  7. A.g.e
  8. A.g.e
  9. A.g.e
  10. A.g.e
  11. Neil Smith, Abysmal ignorance: The pre-life of Area Studies, 1917 – 1958, The Politics of Space: Jigsaw Geographies After Area Studies
  12. Walter D. Mignolo, The Point of Nonreturn: The Reemergence of the Disavowed, Comparative Studies of South Asia, Africa and the Middle East, Vol. 33, No. 3, 2013, s. 268
  13. Khosrowjah, s.133
  14. Seteney Shami ve Marcial Godoy-Anativia, The Impact of 9/11 on Area Studies, June 11, 2007
  15. Janine A. Clark, Field Research Methods in the Middle East, Political Science and Politics, Vol. 39, No. 3 (Jul., 2006), ss. 417-423
  16. Asef Bayat, Areas and Ideas, Comparative Studies of South Asia, Africa and the Middle East, Volume 33, Number 3, 2013, s. 260
daktilo1984 yazar kadrosu dışında yazarlar tarafından gönderilen yazılar.