Teknolojik silah sistemlerinin satışı, tarihin her döneminde herhangi bir ihracat kaleminden farklı olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu konu senato kararlarıyla kısıtlanmış, hatta ABD’nin en yakın müttefiklerinden İsrail’in Çin’e J-10 savaş uçaklarını geliştirirken yardımcı olduğu ortaya çıkınca, bugüne kadar geçerliliğini koruyan ‘’Obey Yasası’’ ile özel kısıtlamalara gidilmiştir. Sovyetler Birliği/Rusya tarafında ise bu soruna, kategorizasyonla çözüm bulunmuş, savaş araçları kabiliyetleri azalacak şekilde üç kategoride üretilmiş, satılacak ülkenin Sovyetler Birliği ile ilişkileri göz önüne alınarak, bu kategorilerden birinde üretilmiş ürün satışa sunulmuştur. Türkiye, uzun yıllar sonra savunma sanayi alanında ihracatçı konuma ilerlediği bugünlerde, birçok silah ihracatçısının yıllardır yaşadığı sorunlara, ilk defa bu kadar yakından şahit olmaya başladı.

Ukrayna’da, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier öncülüğünde yürütüldüğü için Steinmeier Formülü olarak adlandırılan 2019 Ekim tarihli ateşkes süreci sonrasında, cephe hattı görece sessizleşmişti. 2021 yılına gelindiğinde ise cephede tekrar kanlı çatışmaların sayısı artmaya başladı, bunun sonucu olarak Ukrayna’nın bölgeye askeri sevkiyatının artmasını, Rusya ile Mart-Nisan aylarında yaşanan askeri yığınak krizi takip etti. Avrupa Birliği’nin taraflara sükûnet çağrısı ardından yavaş yavaş yatışan krizde bugünlerde Türkiye’nin de içinde olduğu yeni bir perde açılıyor.

26 Ekim 2021 tarihinde Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, Türk yapımı TB-2 silahlı insansız hava aracı kullanarak Donbass’ta ayrılıkçı Novorossiya Federal Devleti milislerine ait bir topçu bataryasını etkisiz hale getirdi. Dağlık Karabağ Savaşı’nda etkinliğiyle Azerbaycan tarafına büyük taktik avantaj sağlayan TB-2’lerin Ukrayna’da savaş hattına girmesi bugüne kadar dengede seyreden cephe hattında Ukrayna’nın elini güçlendiriyor fakat bu durum bölgede endişeleri de arttırıyor. Buna karşılık ise uluslararası ilişkiler tarafında Rusya’nın bu oyunda eli hala rakiplerinin yumuşak karnına dokunabileceği mesafede.

SİHA saldırısının hemen ardından Avrupa Birliği’nden sert açıklamalar geldi. Avrupa Birliği’nin mevcut politikası, bölgede çatışmaları arttıracak ve bu kış yaşanması ihtimal dahilinde olan enerji krizini daha da derinleştirecek bir gelişmenin yaşanmamasına dayanıyor. Bugüne kadar Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin eğitimi ve silahlandırılması faaliyetlerine destek vermiş olsalar da AB ülkelerinin şu an Ukrayna’yı destekleme şansı yok.

Türkiye’nin Pozisyonu

Türkiye’nin Ukrayna ile son 20 yılda giderek büyüyen bir ilişkisi var. Özellikle Turuncu Devrim sonrasında Ukrayna’nın yüzünü Batı’ya dönmesi ve bu çerçevede Türkiye’yi inhibitör olarak görmesiyle birlikte ilişkiler hızlı bir şekilde büyüdü. Türkiye tarafından bakıldığında ise özellikle son yıllarda Batılı ülkelerle yaşanan krizlerden dolayı savunma sanayisinin yaşadığı teknoloji transferi sorununu çözmek için, Ukrayna bir fırsat olarak ortaya çıkıyor. Ukrayna’nın Sovyetler Birliği yıllarından kalma havacılık endüstrisi, Türkiye’nin özellikle motor alanında yaşadığı sorunlara çözüm olabilir. Ukrayna savaşın sonlanmasıyla birlikte, Türkiye için önemli bir dış yatırım ve pazar olma potansiyeline de sahip.

Rusya’nın tarafının ise Türkiye ile yıllara dayanan karmaşık bir ilişkisi var. Kurtuluş Savaşı yıllarına dayanan ilişkiler, karşılıklı tarafların ekonomik, politik ve güvenlik kaygıları etrafında şekilleniyor. Türkiye halihazırda Azerbaycan, Suriye ve Libya’da direkt veya dolaylı yoldan Rusya tarafından desteklenen güçlere karşı savaşın bir parçası oldu. Azerbaycan’da savaşın sonlanması ve Libya’da yaşanan ateşkeş süreci buraları soğutmuş olsa da Kuzey Suriye öncelikli olmak suretiyle Suriye İç Savaşı hala sıcak bir konu. Astana Süreci’nde İdlib başta olmak üzere muhalifler tarafından kontrol edilen bölgeyi radikal unsurlardan temizleyeceğini vadeden Türkiye’nin görünürde bunu başarabildiğini söylemek güç, öte yandan ateşkese rağmen Rus ve Esad rejiminin hava saldırıları son dönemde frekansını ve hacmini arttırıyor.

Türkiye’nin Suriye konusundaki söylem önceliği PKK iltisaklı yapılar olsa dahi İdlib’te yaşanacak bir çatışmanın doğuracağı mülteci krizi tehlikesi halk nezdinde daha büyük bir korku kaynağı oluşturuyor. Türkiye’de halihazırda bulunan Suriyeli göçmenler, yoğunlukla büyükşehirlerin banliyölerinde yaşıyorlar. Türkiye’de 2018 yılından itibaren etkisini hissettiren ekonomik durgunluğun, yüksek işsizlik ve enflasyonla birleşerek toplumun orta ve alt kesimlerinde huzursuzluğu arttırmasıyla banliyölerdeki Suriyeli göçmenlere karşı tepki de artmaya başladı. AK Parti tabanı da dahil olmak üzere işsizlik ve enflasyonla karşı karşıya kalan bu kesimler için yeni bir mülteci dalgası, büyük bir tehlike oluşturuyor. Türkiye’nin yumuşak karnını oluşturan İdlib Sorunu çözüme ulaşmadığı sürece Türkiye’nin Ukrayna’da net bir tavır alması zor görünüyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun saldırının ardından yaptığı açıklamada, SİHAlar için ‘’ Belki Türkiye’de üretilmiş olabilir ama Ukrayna’ya ait. Türkiye bununla suçlanamaz.’’ diyerek tavır alması da bu yumuşak karnın bir sonucu. Ukrayna’nın bu sistemleri kullanmaya devam edip etmeyeceği, devam ederse Türkiye’nin nasıl bir tavır alacağı ve belki de en önemlisi Rusya’nın bu durumda Türkiye’ye karşı hangi hamlelere başvuracağı şimdilik soru işaretleriyle dolu puslu bir alan.

Olası Problemler

Ukrayna krizi, Türkiye için şimdiye kadar maruz kalmadığı fakat savunma sanayisinde ihracatçı konumda bulunan ülkeler için tanıdık bir dış politika probleminin başlangıç noktası olabilir. Bayraktar TB-2 İnsansız Hava Araçları, BAYKAR tarafından açıklandığı üzere şu an için 13 ülke tarafından kullanılıyor ve/veya sipariş sürecinde bulunuyor. Bu ülkelerde veya bu ülkelerin komşularıyla yaşayacağı sorunlarda bu sistemlerin kullanılması gelecekte doğabilecek potansiyel sorunlara gebe. Türkiye’nin bu silah sistemlerini ihraç etmeye başladığı süreçte daha seçici olması gerektiğine dair eleştirilerin ne kadar değerli olduğu önümüzdeki günlerde daha da ortaya çıkacak.

Açık kaynaklardan elde edilebilecek bilgiler dahilinde şu anda; Katar, Libya, Ukrayna, Polonya, Türkmenistan, Kırgızistan ve Azerbaycan TB-2 SİHAlara sahip veya sipariş sürecinde. Bu ülkeler dışında Çad’ın sipariş sürecine dahil olduğu, Etiyopya’nın ve Somali’nin bu sistemlerden edinmek için çabaladığı hususunda spekülasyonlar var. Türkiye’nin gelecekte karşılaşabileceği sorunları tahmin etmek açısından bu ülkelerin içinde bulunduğu duruma göz atmak faydalı olacaktır.

Türkiye’nin son yıllarda Ortadoğu’daki tek partneri haline gelen Katar, Müslüman Kardeşler başta olmak üzere bölgedeki müesses nizama muhalif İslamcı grupların hamisi olarak biliniyor. Katar’ın bugüne kadar sahada direkt personel bulundurmak yerine ekonomik ve teçhizat desteği sağlamakla yetindiği biliniyor fakat gelecekte, tıpkı rakipleri Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi sahaya çıkmaya kalkışırlarsa gayri nizami harp usullerine uygun TB-2leri kullanmaları olası. Türkiye’nin son yıllardaki dış politikası, Katar’ın hamleleriyle paralellik gösterse de ilerleyen yıllarda yaşanacak bir ayrışmada, Katar’ın elinde bulunan mevcut sistemler sorun yaratabilir. Benzer şekilde Libya’da yaşanan ateşkes ve yeni hükümet süreci, Türkiye ve Libya’nın dış politikada belirli alanlarda farklı noktalara savrulmasına sebep olabilir.

Ukrayna ile benzer olarak Rusya’yı en büyük güvenlik sorunu olarak niteleyen Polonya’da yazıda Ukrayna krizinde bahsettiğim potansiyel sorunlar risk faktörü daha düşük olsa dahi sabit. Polonya’nın özellikle Belarus kaynaklı mülteci sorununa karşı bu sistemleri gözlem amacıyla kullanacağı biliniyor. İlerleyen dönemde bu sistemlerin yoğun kullanımı Belarus ve dolayısıyla Rusya açısından bir güvenlik tehdidi olarak görülebilir.

Türkmenistan ve Kırgızistan, Türkiye için akut tehdit içermese de hem Kırgızistan’ın Tacikistan ile yaşadığı ve Nisan ayında çatışmaya da dönüşen sınır anlaşmazlıkları; hem de Türkmenistan’daki aşırı otokrat rejimin ülke içerisinde çıkabilecek çatışmalarda bu sistemleri kullanması olasılığı, Türkiye’nin önemli yatırımları olan bu ülkelerde gelecekte şekillenebilecek değişimlerde elini zayıflatabilir.

Resmi olarak kullanıcı listesinde bulunmayan Etiyopya’da yaşanan iç savaş sürüyor. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali’nin geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyaret etmesiyle, Etiyopya’nın Türkiye’den silah sistemleri almak için çabaladığına dair daha da artan söylentiler mevcut. Geçtiğimiz yıl Eylül ayında Covid-19 sebebiyle hükümetin seçimleri erteleme kararını tanımayarak isyan eden Tigray bölgesinde çatışmalar sürüyor. Etiyopya’nın bölgede karartma uygulaması sebebiyle net haberler alınamasa da Tigray ayrılıkçılarının Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri’ne karşı başarılı sayılabilecek bir savaş yürüttüğü, buna karşılık Etiyopya güçlerinin sivilleri de hedef alan saldırılarda bulunduğuna dair insan hakları örgütlerinin suçlamaları bulunuyor.

Son olarak ele alacağımız Somali’de, Türkiye’nin önemli bir askeri varlığı bulunuyor. Yıllarca iç savaşla çalkalanan, şimdilerde ise radikal Selefi terörizmle karşı karşıya kalan Somali’de Türkiye’nin önemli bir rolü var. Türkiye hem cephe hattında savaşacak özel kuvvetlerin, hem de polis kuvvetlerinin eğitimini devralmış durumda. Yıllarca NATO’nun gözde ordularından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Somali’ye aktarabileceği çok şey var. Buna karşılık Somali’deki iç çatışmalarda taraf olma riski özellikle Şubat ayında, Devlet Başkanı Muhammed Abdullah Muhammed’in görev süresini seçim olmadan 2 sene daha uzatma kararı ardından başkentte yaşanan çatışmalarla gün yüzüne çıktı. Merkezi hükümetin; Türkiye tarafından IŞID, El Kaide türevleri ve korsanlığa karşı eğitilen birlikleri siyasi rakiplerine karşı baskı aracı olarak kullanması tepki yarattı. Halihazırda kırılgan ve parçalanmış bir ülke olan Somali’de, Türkiye tarafından eğitilen birliklerin gelecekte hangi amaçla kullanılacağı, Türkiye’nin bölgedeki repütasyonu açısından büyük bir potansiyel risk taşıyor.

Türkiye’nin dış politikada kısa ömürlü politikaları bugüne kadar önemli kayıplara yol açtı. Değişen ittifaklar, tavırlar ve destekler; dünya kamuoyunda Türkiye’ye karşı duyulan güvene önemli oranda darbe vurdu. Bugüne kadar yaşanan sorunları bir tarafa bırakıp, uzun süreli ve Türkiye’nin elini güçlendirecek adımlar atmayı hedefleyen yöneticilerin önündeki en büyük dış politika sorunlarından biri olarak savunma sanayi ihracatının regülasyonu geliyor. Satrançta Türk Gambiti olarak bilinen ve oyun başında tahtanın merkezine hâkim olmanızı sağlayan bir açılış vardır. Türkiye hem bölgede önemli bir askeri güç hem de savunma ihracatçısı olarak büyüyen bir aktör olma şansına, yani Türk Gambiti ile oyuna başlama şansına sahip. Bu şansı değerlendirmek için tek ihtiyacı olan şey, uzun dönemli ve girift uluslararası ilişkileri değerlendirebilecek kadrolar ile popülist söylemler yerine bu tavsiyelere uyacak bir yönetim anlayışı.