İran, Çin’de başlayan Covid-19 salgınına erken yakalanan ülkelerden biriydi. 19 Şubat’ta ilk vakanın görülmesiyle birlikte, ülke kısa sürede salgının en hızlı yayıldığı yerlerden biri haline geldi. İran, bugün 50.000 üzerindeki vaka ve 3.000 üzerindeki ölümle hala salgından en çok etkilenen ülkelerden biri ve bu rakamların güvenilirliği de sorgulanıyor. İran’ın nasıl bu kadar kötü bir duruma geldiğini incelemek, bölgemizdeki teokratik ve otoriter yapıların reel krizlere karşı çaresizliğini anlamak açısından önem teşkil ediyor.

1979 devriminin ardından Ayetullah Humeyni önderliğindeki mollalar ve İslami rejim destekçileri hızla İran’da yönetimi ele geçirdi. İlerleyen yıllarda; hem Irak ile savaş, hem de Amerikan ambargosu, rejimin vatandaşları üzerindeki baskı aygıtını güçlendirmesine imkan sağladı. Otoriter rejimlerde çokça görüldüğü gibi İran’da da rejim demagogları, herhangi bir rejim eleştirisini öncelikle “ahlaki üstünlük” alanına çekip, orada da dinin ve sonuçta Allah’ın kendi yanlarında olduğunu vurgulayarak her eleştiriyi boğmayı başarıyorlardı. Bu yöntem, sonucu uzun sürelerde ortaya çıkan konularda görece işe de yarıyordu. Örneğin, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumun İran’ın sınırdışı askeri faaliyetlerinden kaynaklandığını söyleyen biri, Şam’daki Hz. Zeynep Türbesi’nin korunması veya Yemen’de açlıktan ölen çocukların Selefiler’in kucağına bırakılamayacağı gibi “yüksek ahlaki sebepler” üzerinden kolayca üzerinden susturulabiliyordu.

Şubat ayının başlarında gündemimize giren ve dünyaya hızlıca yayılan Covid-19 salgını İran’ın Kum şehrinde ortaya çıktığında, rejimin yine her zamanki planını uygulamaması için bir sebep yoktu. Bilim insanlarının tüm uyarılarına rağmen Kum şehrinin karantinaya alınmaması ve Cuma namazlarının iptal edilmemesi ile salgının hızını azaltma şansı ortadan kalktı. İran’da Cuma namazları sadece bir dini ritüel değil, amiyane tabirle, rejimin mitingleridir. Genelde çok yüksek sayılarda insan katılır ve Sünni İslam’dan farklı olarak Şii İslam’da kadınlar da Cuma namazı kılarlar. Bu durum İran’daki Cuma namazlarında toplanan kalabalığın diğer Müslüman çoğunluklu ülkelere göre daha fazla olmasına sebep olur. Bu insan yoğunluğu, bulaşıcı bir hastalık olan Covid-19 için petri kabı işlevi gördü ve sonuçta sadece halk değil yüksek mevkilerdeki rejim yöneticileri de hastalandı ve bazıları öldü.

Hastalığın yayılmasında bir diğer etken de İran’da bulunan türbeler. İran, Şii İslam’ın kutsal kabul ettiği birçok türbeye ev sahipliği yapmakta. Meşhed’de bulunan İmam Rıza Türbesi ve Kum’da bulunan Fatıma-i Masume Türbesi gibi başta gelenlerin yanı sıra birçok evliya, ayetullah ve İslam tarihi karakterinin türbeleri yoğun olarak ziyaret ediliyor. Bu türbelerin şifa aracısı olduğuna, Allah’ın bu türbelerde yatan sevdiği kullarının hatırına türbeye gelenlerin isteklerini kırmayacağına inanılıyor. Geçtiğimiz günlerde gündemi işgal eden “türbe yalayan adam” fenomeni de bu anlayışın bir ürünü. Bu türbeler şifa dağıtırken, türbede Korona virüsü kapacağına kim inanır ki?

İran’daki salgının yönetilemeyişinin bir başka açısı da modern tıp ve Geleneksel İslami Tıp çekişmesi. 1979 devrimi sonrası dünyayla bağlarını koparan İran’da; modern tıbbi cihazlara, tıbbi sarf malzemeye ve ilaçlara erişim doğal olarak kısıtlıydı. Tıpkı Çin’de komünist devrim sonrası başa gelen Mao Zedong’un modern tıbbi imkanlara ulaşamayan Çin vatandaşlarına Geleneksel Çin Tıbbı’nı tavsiye etmesi gibi İran’da da pseudo-bilim rejim için sığınak oldu. Rejim, modern tıbbi imkanları tüm vatandaşlarına sunamamasının yarattığı sorunu Geneleksel İslami Tıp olarak adlandırılan ve Ayetullah Tebrizian’ın başını çektiği “İslami doktorlar” aracılığıyla çözmeye çalıştı. İran’nın mevcut Dini Lideri Ayetullah Hamaneyi’ye yakınlığıyla bilinen Ayetullah Tebrizian, hızla üne kavuştu. İran’da ünlü ayetullahlardan kendisine danışarak, tedavi için yardım arayanlar dahi oldu. 2018 yılında ölen Ayetullah Şahrudi’nin, modern tıbbi yardım almak yerine uzun süre Ayetullah Tebriziyan’ın yöntemleri ile tedavi gördüğü, durumunun ağırlaşması üzerine hastaneye kaldırıldığı fakat kurtarılamadığı biliniyor. İşte bu “parlak” başarıları ile bilinen Tebrizian, salgının başladığı Kum’da, hastalanan insanlara; şifalı uçucu yağlar koklamak, yağa bulanmış pamuğu makattan vücuda sokmak, türbe toprağını suyla karıştırıp içmek gibi tedavilerle ortaya çıktı. Bir başka Geleneksel İslami Tıp uzmanı olan Hüseyin Ravazade ise Covid-19 salgınıyla ilgili şahsi internet sitesinde yayınladığı videoda, her iki kulağa damlatılatacak acı kavun çekirdeği yağının, vücuda virüs girmesini engelleyeceğini, hastalanan kişinin ise iyileşmesini kolaylaştıracağını açıkladı. Elbette Ravazade de diğer “alternatif tıp” uzmanları gibi bu bilgiyi hangi bilimsel çalışmalar ile elde ettiği ve yaptığı çalışmaların veri setini açıklama zahmetine girmedi.

Yıllardır rejimin propagandası altında yaşayan halktan önemli oranda teveccüh gören bu yöntemlerin işlevsiz olduğu aşikar. Hatta hastalanan kişinin hastaneye başvurmasını geciktirdiği için zararlı dahi kabul edebiliriz. Molla rejimi ise bu konuda sessizliğini koruyarak, bu işlevsiz tedavilere dolaylı olarak destek oluyor. İran’ın sinema filmlerinden, futbol maçlarına kadar her konuda fetva vermekten kaçınmayan lideri Ayetullah Hamaney’in bu konuda sessiz kalması, Geleneksel İslami Tıp uzmanı olarak isim yapmış kişilerin önünü açıyor. Vatandaşlarına modern sağlık hizmeti veremeyen rejim bu yolla; hem sağlık sisteminin üzerine gelecek yoğunluğu azaltmaya, hem de İslami Bilimler’in itibarını korumaya çalışıyor fakat başarısızlık bu defa kesin görünüyor.

Sağlık çalışanlarının canları pahasına savaştığı bu salgında tedbirsizliğin yol açtığı felaket henüz bitecek gibi görünmüyor. İran’da büyük şehirlerde hayat durmuş durumda, hastanelerde malzeme ve teçhizat yetersizliğine dair haberler neredeyse her gün medyada yer buluyor. Peki, rejimin yöneticileri bugünleri göremediler mi? Kendi canlarını da tehlikeye atmak pahasına eski alışkanlıklarına tutunmalarının sebebi neydi? Bunlara cevap verebilmek için İran’ın sosyolojisine bakmak ve mevcut siyasi ortamından bahsetmek gerekiyor.

Salgının başladığı Kum şehri, İran’da teoloji eğitiminin merkezi konumunda. Şii İslam inancında kutsal olarak kabul edilen şehir, İran’ın yönetim kademesinde bulunan birçok ayetullahın eğitim aldığı, öğretmenlik yaptığı veya hayatının bir dönemini geçirdikleri kilit bir şehir. Bu şehrin karantinaya alınmasının molla rejiminin itibarına zarar verebileceği düşüncesi, yanlışlar halkasının ilk parçasını oluşturdu. Kum’u açık tutarak güç gösterisi yapmak isteyen rejimin, kutsal türbeleri veya camileri kapatmasını bekleyemezdiniz artık. Salgının ortaya çıktığı hafta Kum’da kılınan nicelik ve nitelik açısından büyük Cuma namazı ile rejim virüse karşı gövde gösterisi yapıyordu. Camilerin ve türbelerin kapatılamayacağı, böyle bir felaket durumunda Allah’ın evine sırt dönülmeyeceği propagandası rejim medyası aracılığıyla yüksek perdeden dillendiriliyordu.

Kısa süre sonra namaza katılan yüksek mevkili yöneticilerinin hastalanması ile paniğe kapılan rejim bu defa 180 derece dönerek türbeleri kapatma ve Cuma namazlarını iptal etme kararı aldı. O güne kadar rejimin, salgına karşı modern önlemler yerine ilahi tedbirleri salık veren propagandasının etkisinde kalan halkın radikal kesimi türbelerin kapısını zorla açarak buna cevap verdi. Ayetullahlar kendi elleriyle kendilerinin dahi kontrol etmekte zorlandıkları bir radikalizm yarattıklarını fark ettiler ama her şey için çok geç olmuştu.

Kendisine yöneltilen eleştirileri bertaraf etmekte zorlanan rejim yöneticileri, yine birçok konuda işe yarayan bir bahaneye sarılmayı uygun gördü; Amerikan ambargosu. İran’da Amerikan ambargosu sebebiyle tıbbi teçhizat ve malzeme eksikliği çekildiği doğru. Birçok sağlık çalışanı yetersiz ekipman sebebiyle hastalandı ve muhtemelen hastalanmaya devam edecek. Fakat bunun sebebinin Amerikan ambargosu olup olmadığı konusu tartışmalı. İran’ın müttefikleri Rusya ve Çin’in, dünyadaki Covid-19’dan etkilenen ülkelere yardım yaptıkları günlerdir dünya medyasında yer alıyor. Bu ülkelerin böyle bir dönemde müttefikleri İran’ı es geçmeyecekleri aşikar. Birleşmiş Milletler’in yapacağı yardımların ise doktorlara ulaşacağı şüpheli. Suriye’de mülteciler için gönderilen uluslararası yardım malzemelerini kullanan İranlı ve Suriyeli askerler bilindik bir görüntü. Böyle bir ortamda da gelecek yardımlara Devrim Muhafızları’nın el koyup, ülke içinde karaborsa yoluyla satmayacağına inanmak için sağlam bir rejim taraftarı olmak gerekiyor. Bu sebeple dünya kamuoyunda İran’a yardım konusunda bir çekince olduğunu söyleyebiliriz.

Teokratik ve otoriter bir rejim olan İran İslam Cumhuriyeti, yıllardır kullandığı yöntemlerle bu krize karşı koymaya çalıştı ve dehşentengiz bir mağlubiyete uğradı. Yıllarca muhaliflerini bastırmak ve komşularına karşı gambot diplomasisi yürütmek konusunda başarılı olan rejim, bu doğal felaket karşısında başarısız oldu. Çünkü, doğa sizin ideolojik nutuklarınızı da yüksek ahlaki pozisyonunuzu da umursamaz, çıplak realitenin ve bilimin ışığında oluşturulmuş önlemler dışında hiçbir mücadele yöntemiyle durdurulamaz. Hüdafız.

Fotoğraf: Alireza Heydarifard