Savaşın başladığı o sabah, bunun 4 yıl süreceğini kim bilebilirdi?
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının üzerinden 4 yıl geçti. 4 yıl aslında birkaç kuşaktır zihinlerde uzun savaşların ölçü birimi olarak benimsenir. Birinci Dünya Savaşı’nın 4 yıl sürdüğü hatırlandığında, bu sürenin üzerindeki savaşlar “uzamış” kabul edilir.
Şüphesiz süre uzadıkça ve yıllar geçtikçe, dünya siyasetindeki dönüşümün de etkisiyle savaşın ilerleyişi farklı boyutlarıyla ele alınıyor. Fakat şu bir gerçek ki birkaç günde savaşın bitmesini bekleyen Putin, savaş uzadıkça yıllarca biriktirdiği güç ve nüfuz alanlarını kaybetmeye başladı. Ukrayna, Putin’in 20 yıllık emeğini eriten bir ateş topuna dönüştü.
Muhasebe Vakti
Gelinen dört yılda bu savaşın tek müsebbibi olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in siyasi kazançlarının ve kayıplarının bir muhasebesini yapmak için elimizde yeteri kadar veri bulunuyor.
Her şeyden önce kendi ifadesiyle Ukrayna’yı Nazilerden kurtarmak ve Ukrayna’da Rusya yanlısı bir hükümet kurmak girişimi tamamen rafa kalkmış görünüyor. Yaşanan 4 yılın ardından bu maksimum hedefin tamamen uzağındayız.
Ukrayna’daki gelişmeler ele alındığında Rusça konuşan Ukrayna vatandaşlarının haklarının korunması konusunda ne kadar adım atıldığı da meçhul. İşgal ettiği topraklar dışında, Ukrayna’da büyük bir Rus kültürü karşıtlığı bulunuyor. İnsanlar Rusça bilse bile konuşmuyorlar ve bu durumun artık bir devlet politikası haline geldiğini söyleyebiliriz.
Asıl jeostratejik hedef Ukrayna’yı Batı’dan koparmak ve Avrupa üzerinde bir baskı unsuru oluşturmaktı. Putin Ukrayna’da istediklerini yapabilseydi, sonraki hedefin Baltık ülkeleri ya da Polonya olduğu konusunda kimsenin şüphesi yok. Ancak görüldüğü üzere Ukrayna, belki bir daha hiç kopmayacak şekilde Batı ile eklemlenmek yolunda ilerliyor. Şu an için NATO üyeliği ve AB üyeliği uzak gibi gözükse de bu kurumlar ile her geçen gün daha yakın çalışacağı da ortada.
İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılması bu bağlamda Putin’in planlarının suya düştüğünü anlatan bir başka hikaye oldu. Böylece NATO’nun zayıflaması bir yana iki yeni gelişmiş ülke üye ile NATO’nun cephe derinliği genişledi. Putin’in hesap hatasının belki de en kritik ve kalıcı sonucu bu oldu.
Bunun yanında Rusya’nın küresel ölçekte nüfuz alanının da daraldığını görüyoruz. Her şeyden önce Suriye’de dost Esad rejimi yıkıldı. Her ne kadar yeni yönetim Rusya ile ilişkiler kursa da iki büyük askeri üsse sahip olan Rusya’nın Suriye’de söz sahibi olduğunu artık söyleyemeyiz. Putin’in 10 yıllık yatırımı çöpe gitti.
Bunun yanında Kafkaslarda Azerbaycan ve Ermenistan arasında süren barış anlaşması görüşmelerinde Rusya’nın etkili olduğunu söylemek zor. Bir yandan Azerbaycan, 26 Aralık 2024’te düşen uçak nedeniyle Rusya ile ilişkilerini gerginleştirirken öte yandan Ermenistan, Rusya’nın kontrolündeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden çekildi. Bunun yanında, Zengezur koridorunun Amerika tarafından kontrol edilmesi ve Amerika’nın Kafkaslara yerleşme ihtimali karşısında Rusya’nın bu duruma müdahale edecek nüfuz alanı kalmamış gibi görünüyor.
Rusya’nın İran ile ilişkileri, özellikle Shahed SİHA’larının Ukrayna’da kullanılması ile daha da ilerlemişti. Hatta 2025 yılının başında Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalanmıştı. Buna göre karşılıklı silah alışverişinin hacmi genişleyecekti. Fakat İsrail’in İran’a saldırmasının ardından Rusya, İran’a destek olmaya yönelik değil, çatışmaların büyümesini engellemeye yönelik adımlar atmak zorunda kaldı. Müttefikine bu konuda bir yardımda bulunmaya gücü yetmedi. İsrail ve Amerika’nın yeni bir saldırı yapma ihtimali denkleminde Rusya’yı hesaba katan da pek yok.
İç politikada da siyasi olarak Putin’in rahat olduğu söylenemez. 74 yaşında bir lider olarak rejimin içerisinden kendisinden sonraki dönemde hakim olmak isteyen figür ve fraksiyonların mücadelesine şahit oluyor. Bunlar aslında rejime ve Ukrayna’daki savaşa destek vermelerine rağmen güç mücadelesi için birbirlerine çelme takıyor. Tabi burada Ukrayna’da sahadaki başarısızlığı bir kaldıraç olarak kullandıklarını söylemek de mümkün. Örneğin Rus medyasında çokça yer alan ve savaşı ateşli bir şekilde destekleyen Sergei Markov ve Roman Alyokhin geçen yıl yabancı ajan olmakla suçlandı. Önümüzdeki dönemde güç mücadelesinin Putin’in koltuğunu hedef alması çok da şaşılacak bir gelişme olmaz.
Trump: Putin için Nefes Borusu mu?
Trump’ın dünya siyasetinde büyük bir kırılma yarattığı yadsınamaz bir gerçek. Putin’in Trump’ı bir fırsat olarak gördüğü, çoğu analistin üzerinde fikir birliği yaptığı bir durum. Putin 2025 yılı boyunca görüşme trafiği ile tarafları oyaladı ve sahada ilerleme sağlamaya çalıştı; bunu büyük ölçüde başaramasa da.
Putin Trump’a “Sen kendi işine bak, bizim bu bölgeyi de bize bırak. Biz aramızda anlaşırız” mesajını güçlü bir şekilde veriyor. Son olarak Grönland krizi ile ilgili olarak Putin’in, krizi iki ülke (ABD ve Danimarka) arasındaki bir sorun olarak tanımlaması da bunun bir işareti.
Bunun yanında, Trump’ın Ukrayna savaşına sürreal yaklaşımı sorunun çözümüne engel oluyor. “Silah yardımını kesersem Ukrayna barış masasına oturmak zorunda kalır” anlayışı, hem Rusya’nın maksimalist talepleri hem de güvenlik garantisi almayan Ukrayna’nın buna yanaşmaması nedeniyle duvara çarptı. Trump “1 günde çözeceğim” dediği sorunu 1 yıldır çözemedi. Son gelişmelere göre Cenevre görüşmeleri de sonuç vermedi ve savaş devam ediyor.
Barış masasında uzak olmamızın temel nedeni Putin’in başarısızlığı. Şu haliyle silahlar sustuğunda Rus kamuoyunda ve iktidar bileşenlerinde “4 yıl savaştık ne kazandık?” sorusu gündeme gelecek. Şu haliyle ve yazı boyunca anlatmaya çalıştığımız gibi kazanılan bir şey yok. Ancak Donbass Oblastı’nın tamamen Rusya kontrolüne bırakılması en azından içeriye satılabilecek bir unsur olacak, bu yüzden Rusya tarafı bunda ısrar ediyor. Aksi bir durumda savaşın sürmesi Putin için kötüler arasında daha kabul edilebilir bir seçenek olarak önümüzde duruyor.
Trump’ın Batı dünyasında yarattığı kırılmaya Putin ve çevresi büyük umut bağlasa da, Avrupa ülkelerinin, ABD desteği olmadan ayakta kalma refleksi, onları Ukrayna’ya daha da çok destek vermeye itecektir. Zira Ukrayna kaybedilirse, ABD desteği de tehlikedeyse durumun ciddiyeti daha çok anlaşılabilir.
Bitmeyen Savaş
Savaş yakın zamanda bitmeyecek. Çünkü konu bir sınır anlaşmazlığı değil, bir güvenlik mimarisi sorunu. Putin’in askeri ve güvenlik unsurlarıyla Batı dünyasına karşı giriştiği mücadele, Ukrayna savaşı bitse bile bitmeyecek.
Batı dünyası ekonomik olarak bir yeniden değişim döneminde. Bugüne kadarki siyaset döngüsünün dışındaki aktörler, yönetimlerde söz sahibi olmak istiyorlar. Popülist ve aşırı sağ akımlar Batı’nın içinde bulunduğu sorunlar için farklı cevaplar arıyorlar. Şüphesiz işin kırılma noktası bu olacaktır.
Fakat konu ideolojileri, kimlikleri ve medeniyetleri aşmaya başladı. Rusya’nın tamamen teritoryal bir bakış açısını dayatması, Avrupalı ülkelerin de meseleye bu şekilde yaklaşmasıyla sonuçlandı. Yani Batı dünyası ne kadar dönüşürse dönüşsün Rusya’yı bir tehlike olarak görmeye devam edecek.
Bu da Ukrayna savaşının neden bitmeyeceğini bize açıklıyor.
Kaynaklar
https://www.economist.com/by-invitation/2026/02/16/russias-economy-has-entered-the-death-zone

