The Economist’in 14 Şubat 2019 tarihli sayısının kapak konusu Millennial Socialism şeklindeydi. Gerçi yazının tonu elbette yayınlandığı mecrayla da ilişkili olarak bu harekete ve yeni sol söylemlere daha eleştirel bir yaklaşımdaydı. Fakat, her hâlükârda Alexandra Ocasio-Cortez’in seçim başarısı, her ne kadar başkan adaylığı için yapılan önseçimi kazanamasa da Bernie Sanders’ın giderek artan popülaritesi ve bilhassa 2008 krizini takip eden yıllarda üniversiteden mezun olup iş arama süreçlerine katılan yeni kuşağın karşılaştığı ekonomik zorluklarla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde sol siyasetin çok uzun yıllardan sonra yeniden hatırlandığı bir vaka. Bernie Sanders ve seçmenleri arasındaki yaş farkı bu çok uzun arayı âdeta bir kez daha vurgulayarak karşımıza çıkıyor. Batı ülkeleri için ABD tek örnek de değil. Her ne kadar son seçim sonrası genel başkanlıktan ayrılmış olsa da Corbyn de benzeri bir örnek teşkil ediyor. Yukarıda değindiğim makalede bahsedildiği gibi yeni kuşak, üçüncü yolculuğu, Blair tarzı merkez siyaseti de sorunlarına makul bir çözüm olarak kabul etmiyor. 1980’lerden itibaren tecrübe ettiğimiz neoliberal dönüşümün bölüşüm süreçlerindeki etkisini en derin biçimde yaşayan yeni kuşak, daha radikal bir çözüm, yeni bir sol siyaset, yeni bir toplumsal anlaşma arıyor. Çevreye duyarlı, adil bölüşüm talep eden, eşitsizliğe itiraz eden bir yeni anlaşma, İngilizcesiyle Green New Deal. 

Bu gözlemden hareketle, Türkiye’de böyle bir eğilimin olup olmadığı bizim için ilk akla gelen soru oluyor. Bizde aslında genç kuşaklarda sol eğilimlerin toplumun genelinden daha yüksek olması 50 yıldan da uzun süredir bilinen bir durum. Kışlalı, 1975’teki Senato Seçimleri üzerine yaptığı çalışmada, ondan da 10 yıl önce Deniz Baykal ve Özer Ozankaya tarafından yapılan araştırmalara da atıfta bulunuyor ve Baykal’ın savunduğunun aksine bunun eğitimin değil, jenerasyonun etkisiyle gerçekleştiğini savunuyor. 

Daha yakın yıllarda, Ipsos’un yaptığı sandık sonrası araştırmalarında genç seçmenin tercihlerinin nasıl değiştiğini görebiliyoruz. Örneğin, 2014 yerel seçimlerinde yeni seçmenin %31’i CHP’ye, %17’si ise AKP, CHP, MHP dışında bir partiye oy vermiş. 2014’te bu üç parti dışında HDP, BDP (bölgelerde ayrı girmişlerdi), Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi’nin toplam %10 civarında oyu var ve bunun da %6.5 kadarı BDP ve HDP oylarıydı. CHP’nin oyu ise %26 seviyesindeydi. Dolayısıyla, ilk kez 2014’te oy veren seçmen içinde CHP, BDP ve HDP toplamı, Ipsos’un “diğer” başlığı altında verdiği 17 puanın yarısını HDP/BDP’nin aldığı varsayımıyla dahi %37-38 seviyesindeydi. En az o kadar çarpıcı olan bir diğer gözlem de şu ki, aynı ankette ilk kez oy veren seçmen içinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oyu %33 seviyesinde. Hemen bir yıl sonra, HDP’nin barajı geçtiği 2015 seçimlerinde daha da çarpıcı bir sonuç var. Bu ankette ilk kez oy verenleri değil 18-24 yaş grubunu görebiliyoruz ve bu yaş grubunda HDP %22 oya sahip, CHP’nin ise %17 oyu var. 1991-1997 arasında doğan bu jenerasyon içinde HDP’nin oyu 2015’te CHP’nin üzerindeydi. Bu jenerasyon ve onlardan belki 10 yaş büyük olana kadarki nesil sanırım Gezi Kuşağı olarak adlandırabileceğimiz nesildir. Zaten uluslararası alanda da millennial 1981-1996 arasında doğanlar olarak tanımlanıyor. 

2018’de gerçekleşen Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’nde ise tablo 2015’e kıyasla biraz değişiyor. Yine Ipsos’un yaptığı sandık sonrası araştırmasına göre 18-29 yaş arasında CHP’nin %23, HDP’nin %16 oyu var. İki seçim arası her ne kadar sadece 3 yıl olsa da bu süreçte Türkiye’de çok fazla enteresan olay oldu. Bunun bir sonucu olarak, HDP 2015’e göre daha kriminalize edilmiş bir durumdaydı. Bu, 2015’te gördüğümüz HDP-genç seçmen ilişkisindeki trendi bir ölçüde zayıflatmış olsa gerek. Diğer yandan, 2015 ve 2018 seçimlerine birlikte baktığımızda orta yaş ve üstünün daha çok AKP ve CHP’ye oy verdiğini, gençlerde AKP oyunun yaşlılardaki orana göre az olsa da çok fazla düşmediğini, CHP’nin gençlerdeki oyunun yaşlılara kıyasla gözle görülür biçimde daha az olduğunu, genç yaş gruplarına inildikçe MHP bir nebze yükselirken HDP’nin radikal bir artış gösterdiğini gözlüyoruz. Daha bariz olarak, CHP HDP toplamının 45 yaş üstünde %32, 30 yaş altında ise %39 olduğunu görüyoruz. AKP-MHP toplamı için ise tam tersi bir tablo var. 30 yaş altında ikisinin toplamı %49, 45 yaş üstünde ise %55. 

18-2425-4445-6465+
AKP39404147
CHP17233034
HDP221593
MHP19171712
Tablo 1. 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde Yaş Gruplarına Göre Oy Dağılımı, IPSOS
18-2930-4445+
AKP404143
CHP232126
HDP16156
MHP91212
İyi Parti10911
Tablo 2. 24 Haziran 2018 Genel Seçimlerinde Yaş Gruplarına Göre Oy Dağılımı, IPSOS

Başlıkta “-varsa-” şeklinde bir vurgu yapmamın sebebi, her ne kadar gençlerde CHP ve HDP toplamının orta yaş ve üstüne kıyasla daha fazla olduğu ortadaysa da bu farkın çok radikal olmaması ve AKP MHP toplamının da 30 yaş altında dahi ziyadesiyle yüksek olmasıydı. 2015 ve 2018’i karşılaştırırken, aradaki üç yılın bambaşka geliştiği alternatif bir bugünde, HDP’nin yeni kuşaklara dayanan yeşil ve sol bir siyaseti kurmuş olmasının mümkün olabileceğini düşünüyorum ama bu elbette sadece bir varsayım. HDP’nin 2015 yılında gençlerde yakalar gibi olduğu o hava, aradan geçen yıllarda yaşananlar ve yeniden alevlenen çatışma ortamıyla durmuş durumda. CHP, 1975’te Kışlalı’nın artış gözlediği kuşaklarda hala iyi oya sahip. 2015’te 65 yaş üstü olanlar 60’ların sonu, 70’lerin başında CHP’ye oy vermeye başlayan devrin gençleriydi. Yeni kuşaklara ulaşmak noktasında ise bir tıkanıklık yaşandığı ortada. 

Türkiye gençliği, 2018 seçimine kadarki İngiltere’de veya ABD’de gözlediğimiz türden bir ayrışmayla üst kuşaklardan keskin bir farklılık arz etmiyor. Oy tercihleri bir nebze daha solda, bir “tık” daha az muhafazakâr, ama ulusun genelindeki muhafazakâr milliyetçi tonun radikal biçimde dışında değil. Bu noktada, bambaşka bir yazının konusu olacak biçimde, 1980 sonrası Milli Eğitim’in birtakım hedeflere ulaşmakta başarısız olmadığını da not düşebiliriz.

2015 ve 2018 seçimlerini karşılaştırırken elbette İyi Parti’nin genç seçmenle ilişkisine dair net bir veri ortaya koymak mümkün değil. Yukarıdaki paragraflarda değindiğim Kışlalı’nın araştırmasında ve daha yakın tarihli analizlerde de MHP’nin oyları içinde genç seçmenin önemli bir yer tuttuğu görülüyor. Buna karşılık, 2018 seçimlerinde İyi Parti genç seçmende MHP’nin bir puan kadar önüne geçebilmiş. İyi Parti’nin kentli genç milliyetçileri daha yeni bir dille yakalamakta bir avantajı olabilir. MHP 2015’te en çok oyu 18-24 yaş grubundan alırken 2018’de 30-44 yaş arasından almış, genç bir partiden orta yaşlı bir partiye dönüşmüş. Dolayısıyla, her ne kadar yukarıdaki araştırma sonuçlarında yeni nesiller milliyetçilik ve muhafazakârlıkta üst kuşaklardan radikal biçimde ayrılmıyorsa da yeni bir milliyetçilik, yeni bir sağ tasarımında bu siyasetin yenilenmesi de en azından iyimser bir düşünce egzersizinde ihtimal dâhilinde görülüyor. 

SODEV’in bu ay içinde yayınladığı gençlik araştırması da bu yönde emareler içeriyor. Katılımcıların çeşitli konulara ne kadar önem verdiklerini 1’den 10’a kadar değerlendirdikleri soruya verilen yanıtlarda, yukarıda bahsedilen muhafazakâr ve milliyetçi yaklaşıma dinî ve millî değerlere atfedilen yüksek önemde de tekrar rastlıyoruz. Buna karşılık düşüncelerini ifade edebilmeye ve başkalarının da düşüncelerini ifade edebilmesine atfedilen önem de aynı şekilde daha özgürlükçü ve çoğulcu bir gençlik tablosunu önümüze koyuyor. Dinî değerleri çok önemli olarak nitelendirenlerin oranı %45,7; millî değerler için bu oran %49,8. Düşüncelerini özgürce ifade edebilmeyi çok önemli olarak değerlendirenler %68,3 seviyesindeyken aynı özgürlüğü başkaları için de çok önemli bulan %52. Dinî değerler %64,4 , millî değerler %72,2, düşüncelerini özgürce ifade edebilmek %84,3, başkalarının düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi %71,8 oranında genç tarafından 10 üzerinden 8 ve daha fazla verilecek kadar önemli bulunmuş. Bütün bunlar, önceki nesillerden aldığı kültürü kendi gençliğinden ve dünyaya açıklığından hareketle yeni bir dille yorumlayan, hâlâ dünyadaki yaşıtlarından daha milliyetçi ve muhafazakâr ama ülkedeki diğer kuşaklardan çok daha liberal bir nesle işaret ediyor.  

Genç nesilin hayata bakışındaki farklılığın siyasi alana yansımasını 2015 ve 2018 seçimlerinde çok net olarak gözlemlemediysek de bu durumun son yıllarda bir değişim sürecinde olduğunu düşünebiliriz. Buna dair ilk göstergeyi aslında 2018’den önce, 16 Nisan 2017 referandumunda görüyoruz. Ipsos’un bu referandumdan sonra yaptığı araştırma sonuçlarına göre sadece 18-24 yaş grubunda hayır oyları evet oylarından 8 puan daha fazla. Bu araştırmada dikkat çeken bir unsur, bir üst yaş grubu olan ve millennial tanımına daha çok uyan 25-34 yaş grubunda dahi böyle bir eğilim gözlemememiz. Konda’nın aynı seçim sonrası çalışmasında daha geniş bir yaş grubu tanımıyla verdiği tahmin de bu etkiyi içeriyor olsa gerek ki, hayır oyları 18-32 yaş grubunda evet oylarının sadece 3 puan önünde. Üstelik Konda’nın çalışmasında ilk kez oy veren seçmende de referandumdan hemen önce yapılan araştırmada evet oylarının daha fazla olduğu belirtiliyor. Aşağıdaki görsel Konda’nın raporunun 61. Sayfasından alındı. Bu görselde 18-32 yaş grubu içindeki kararsızların büyük ihtimalle seçim öncesi propaganda sürecinin sonucunda son aylarda evet tercihinde yoğunlaştığı görülüyor. Bu açıdan AKP’nin ya sosyal medya çalışmaları etkili olmuş, ya da geleneksel medya genç nesillere de ulaşmakta hâlâ etkili diyebiliriz.

6 Nisan 2017 Anayasa Değişikliği Referandumu öncesinde genç seçmenin tercihi. Kaynak: KONDA

Gençliğin tercihlerinde toplumun genelinden bariz bir ayrışmaya dair en keskin gösterge ise 2019 yerel seçimlerinin ikinci ayağı olan 23 Haziran 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi sonrası araştırmalarda ortaya çıkıyor. Konda’nın sandık sonrası araştırması, 18-32 yaş grubu içinde zaten Mart seçiminde de ziyadesiyle önde olan İmamoğlu’nun Haziran’da tekrarlanan seçimde Binali Yıldırım’ı neredeyse ikiye katladığını gösteriyor.  Bu yaş grubunda referandumdakine benzer şekilde ama bu sefer aksi yönde bir hareketle Ocak 2019’dan önce Mart, sonra Haziran seçimlerine kadarki süreçte kararsızların ve hatta bir kısım Yıldırım seçmeninin İmamoğlu tercihine geçtiği görülüyor. Daha da çarpıcı olarak 32 yaş üstündeki seçmende Binali Yıldırım küçük bir farkla önde olduğu halde, gençlerin daha önce görülmemiş bir yoğunlukta bir adayı tercih etmesiyle sonuçlarda gördüğümüz fark ortaya çıkıyor. Yıllardır potansiyelleri söylenegeliyor olsa da gençlerin siyasette sonucu belirleyici olduğu ilk örnek henüz bu kadar taze.

AKP’nin gençlerde, yaşlılardan aldığından daha az oy alıyor olması yeni seçmenin birkaç sene içinde kendiliğinden tabloyu değiştirebileceği şeklinde bir umuda yol açıyor. Oysa yeni seçmen mevcut iktidara daha az oy veriyor olsa da mevcut muhalefete de bir önceki kuşağa kıyasla daha az oy veriyor, 2019 Yerel Seçimleri öncesinde de daha yaşlı kuşaklardan keskin bir ayrışma yaşamadı. Yakın tarihli sonuçlar, Türkiye’deki yeni kuşağın yeni siyasetinin dünyadaki sol dalgadan çok sağı dönüştürmek şeklinde bir etkisi olabileceğini de ortaya koyuyor. Sol siyaset, doğrudan istihdam ve bölüşümle ilgili sorunlar yaşayan bu kuşağa henüz somut bir öneri de getiremedi. 30 yaş ve altındaki milyonlarca seçmen son bir iki yılda neyi istemediğini yavaş yavaş ortaya koymasına karşılık henüz ne istediğini bulabilmiş değil. Siyaset kurumunun iki kanadı da gençlerin güncel sosyal ve ekonomik sorunlarını yakalayarak bu potansiyeli ülke için bir dönüşüm gücüne dönüştürebilir. Zira, yeni seçmenin kendiliğinden tabloyu değiştirebileceği beklentisi de gerçekçi olmayabilir. 16 Nisan 2017 Anayasa Değişikliği Referandumu’nda görüldüğü gibi kararsızları ikna etmekte medya gücünü etkili bir biçimde kullanan ve gençliğin muhafazakâr-milliyetçi değerlerine dayanan bir dil inşa edebilme potansiyeli taşıyan iktidar, bu beklentiyi tersine çevirebilir. 

Fotoğraf: Katie Rodriguez