Propaganda insanlığın var oluşundan bu yana iktidar mücadelelerinin bir sonucu olarak her dönemde gücü elinde bulunduranlar tarafından kullanılmıştır. Kilisenin dini yaygınlaştırma isteği propagandayı kurumsal hale getirmiştir. Sonraki dönemlerde kitlelerin ikna edilmesi ve silahsız savaş yöntemi olarak tarihe geçmiştir. Kitle iletişim araçlarını yaygınlaşması ve herkesin erişebileceği şekilde ucuzlaması propagandanın kullanımını kolaylaştırmıştır. Bu durum Birinci Dünya Savaşı’nda savaşın yalnızca silahlarla yapılamayacağını ispatlamış, İkinci Dünya Savaşı ile propaganda artık savaşın bir yöntemi olarak uluslar tarafından kullanılmıştır (Akarcalı, 2003; Köker, 1998).

2.Dünya Savası öncesi dönemde propagandayı sistemli olarak ve yaygın bir biçimde ilk kullanan devletler Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya’sı olmuştur. İki savaş arası dönemde propaganda o kadar ilerlemişti ki Hitler 1933’te Halk Aydınlatımı ve Propaganda Bakanlığını kurmuş, başına da en önemli adamlarından Gobbels’i geçirmiştir. Bakanlık görevde kaldığı sürece tüm propaganda faaliyetlerini yönetmiş ve Hitler’in konuşma metinlerini hazırlamıştı. Bu devletlerin diplomasilerinde propaganda aracını kullanmalarının önemli bir nedeni bunların var olan uluslararası sistemi yıkarak, yerine kendi anlayışlarına göre yeni bir düzen getirme yönündeki istekleridir (Tuncer, 1955, 68-69). Savaş döneminde ise; insanlar gerçekler yerine yalan ve uydurma haberlerle bu dönemi geçirmişlerdir. Özellikle işgal edilen ülkelerine ve kendi vatandaşlarına yalan propaganda faaliyetleri yürüten Hitler uzunca bir süre bu konuda başarılı olmuştur. Ancak çözülme sürecine girildiğinde ve lojistik desteğin azaldığı zamanlarda bu propaganda faaliyetlerinin gerçek yüzü ortaya çıkmış ve Hitler’in çözülme süreci hızlanmıştır (Hart, 1998, s. 605-625).

Üç Olay

Propagandaya özellikle savaş dönemlerinde yoğun ilgi gösterildiği gözlemlenmiştir. Özellikle, düşmanın moralini yıkmakta değerli bir silah haline gelmiştir (Jackall, 1994, s.133). Ayrıca savaşan ülkenin saflarını yoğunlaştırmak içinde kullanılabilmektedir. Çünkü savaş tüm ülkenin onayına tabidir. Aksi durumda ülke içinde beklenmeyen tepkiler ile savaşın önünde engeller oluşacağı için öncelikle ikna sürecinin tamamlanması gerekmektedir.

Bu çalışmada, propaganda kavramını Stalin ve Hitler örneklerine odaklanarak, bunu da İkinci Dünya Savaşı dönemi ile sınırlandırarak belirlenmiştir. 1939-1945 yılları arasında gerçekleşen İkinci Dünya Savaşı’nda savaş propagandasının şeklini değiştiren üç örnek olay seçilmiştir. Molotov-Ribbentrop Paktı, Barbarrossa Harekâtı ve Stalingrad savaşı bu dönem içerisinden çalışmanın araştırma konusunu incelemek için belirlenmiştir. Bu dönemlerden iki ay önce ve iki ay sonra liderlerin topluluklara yapmış oldukları konuşmalar çalışmanın ana eksenini oluşturmaktadır.

1939-1945 yılları arasında Hitler ve Stalin’in propagandayı miting konuşmalarında nasıl ve hangi şekillerde kullanmıştır? sorusuna yanıt aranmaktadır. Çalışmanın çerçevesi İkinci Dünya Savaşı ile sınırlandırılmıştır. Bu zaman diliminde yaşanan ve savaşın seyrine etki eden 3 olay, “Ribbentrop-Molotov Saldırmazlık Paktı”, “Barborassa Harekatı” ve “ Stalingrad savaşı”, özelinde incelenecektir. Dönemin propaganda faaliyetleri iki liderin konuşma metinlerinin etrafında açıklanmaya çalışılacaktır. Hitler için toplam dokuz, Stalin için toplam altı topluluklar önünde yapılmış konuşma metni örnek dönemlerde incelenmiştir. 

İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından bir hafta önce iki zıt kutbun karşılıklı anlaşmasına neden olarak Saldırmazlık Paktı bu dönem için oldukça ilgi çekicidir. Yine bu dönemde karşı propagandalarının değişmesi de Saldırmazlık Paktı olayının seçilmesine neden olmuştur. Saldırmazlık paktı sonrasında iki liderin karşılıklı aleyhe yaptıkları propagandaların bir arada propaganda üretmek veya birbirleri üzerinde oluşturmaya çalıştıkları karşı propagandaları kesmek şeklinde değişmesi bu dönemin savaş süreci içerisinden seçilmesine neden olmuştur. İki ülke bu dönemde daha önce aleyhte yaptıkları propagandaları kesmiş, ortak propaganda argümanları üretmiştir. Çalışma için belirlenen kodlar üzerinden bu dönemde ortak bir düşman algısı ve zafer propagandası yapıldığı gözlemlenmiştir.

Haziran 1941 de Hitler Saldırmazlık Paktı’na bağlı kalmadan Sovyetlere saldırınca İkinci Dünya Savaşının seyri değişmiştir. Barbarossa harekatı sonrasında iki ülke de bu saldırının kaçınılmaz olduğunu vurgulasalar da saldırı iki liderin konuşmalarını ve propagandalarını da değiştirmiştir.Saldırmazlık paktı ile rafa kaldırılan karşı propagandalar bu dönemde daha şiddetli şekilde ortaya çıkmış iki ülke propagandanın düşman ve zafer kodlarını birbiri üzerinden inşa etmeye başlamıştır.

1942 yılının Kasım ayında başlayan ve Şubat 1943’ e kadar devam eden Stalingrad savaşı yine İkinci Dünya Savaşı’nın dönüm noktası olarak tarihe geçmiştir. Bu döneme kadar çekilme politikası izleyen Sovyetlerin karşı saldırıya geçtikleri ve nihayetinde Alman Altıncı Ordusunu mağlubiyete uğrattıkları bu savaş iki liderin söylemlerini ve propagandalarında değişimlere neden olmuştur. Alman ordusu ilk ağır kaybını Stalingrad’da yaşamış olması ve Sovyetlerin direnişe geçmesi bu olayın seçilmesinde etkili olmuştur. Sovyetlerin zafer kodu ilk kez hücum etmek üzerinden, Almanlar ise savaş süresinde ilk kez koruma üzerinden propaganda üretmişlerdir. Bu dönem İkinci Dünya Savaşı kaynaklarında savaşın dönüm noktası olarak geçmesi ve ülkelerin karşılıklı propagandasında yaşanan değişimlerin karşılaştırmalı analizi güçlendireceği çıktısı ile çalışmanın özel başlıkları arasında yer almıştır.

Bu dönemlerde liderlerin yapmış olduğu konuşmalar üzerinden karşılaştırmalı söylem analizi yöntemi ile propaganda faaliyetleri açıklanacaktır. Bu dönemin analiz edilmesinde “Düşman, Lider kültü, Tanıklık, Homojenleştirme, Zafer” değerlendirme kriterleri olarak tercih edilerek karşılaştırmalı söylem analizi yapılacaktır. İki liderin bu kodları kullanırken gösterdikleri benzerlikler ve karşıtlıklar çalışmanın kodları altında karşılaştırmalı bir yaklaşım ile incelenecektir.

Beş Kod

Liderlerin propagandalarını bu dönemde nasıl uyguladıklarını göstermek amacıyla söylem analizlerinde kullandıkları ifadeler üzerinden 5 kategori oluşturulmuştur.

Tek Düşman

İnsanoğlu hep bilinmeyen düşmanlarından korkmuş ve var olan spesifik düşmanlarla karşı karşıya gelme eğilimi göstermiştir. Düşmanın çok çeşitli olduğu toplumlarda savunulan fikir ya da görüş hakkında şüpheler uyanabilir. Kitle kendi kendine “Herkes yanlış, tek biz mi doğruyuz?” sorusunu sormaya başlar. Böylelikle kendi kendinin psikolojik bütünlüğünü yenilemiş olur. Yapılması gereken, birden çok düşmanı, tek bir düşman ile mücadele ediyormuş gibi gösterip birlik ruhunu artırmaktır (Okay, 1957, s. 67). Propagandacı, karşı taraf olgusu yaratarak kendi seslendiği kitleyi bir arada tutmayı hedefler. Amaç, kendine benzemeyen olguyu tekleştirerek küme halinde onun karşısında olmak gerekliliğine motive etmektir. Bu sayede propagandacı kitlesinin bir arada hareket etme manevrasını güçlendirir.

Öte yandan iyi bir propaganda karşıda yalnızca tek bir düşman bırakmaya yoğunlaştığı zaman etkili olur.  Kendi tarafının beklentilerini ve karşı tarafa duyulan kızgınlığı, rekabeti tek bir hedefte birleştirmek en eski fakat en başarılı yöntemdir. Özellikle düşmanı tek bir kişinin şahsına indirgeyebilmek daha da başarılı kılar. Gözle görülebilen düşman ile mücadele etmek daha kolaydır (Domenach,1995, s. 55-60).

Tek ulus kriteri, sorulan “Biz kimiz?” sorusunun tersi “Onlar kim?” sorusuna yanıt aramaktadır.  Düşman için kullanılan kalıplar ve söylemler bu sorunun yanıtları üzerinden karşılık bulur ( Van Dıjk,2015 s. 52 ). Liderlerin propaganda faaliyetlerinde özellikle savaş döneminde olmalarından kaynaklı düşmanı tekleştirme ve onun karşısında bir arada hareket etme istekleri ile yapmış oldukları propaganda çalışmalarının yoğunluğunu açıklama motivasyonu bu kriterin belirlenmesine neden olmuştur.

Tanıklık

Saygın ve toplum tarafından kabul görmüş bireylerden alınan destek ve referans propagandayı güçlendirir. Bu strateji propaganda ve günümüz siyasi reklamcılığında çok fazla kullanılır. Bilim adamı, tanınmış siyasetçi, sporcular en çok kullanılan isimlerdir. Tanıklık, kişilerin dışında tarihte yaşanmış olaylar içinde başvurulan bir yöntemdir. “Yaptık, yine yaparız” hissi kitleler üzerinde hayata geçirilmek istenir.

İki liderin kendi tarihi karakterlerine veya o dönemin saygın isimlerine tanık gösterme gayretleri bu tanıklık başlığı altında incelenecektir. Savaşın hızlandığı ve yönünün değiştiği dönemlerde tanık gösterilen olay ve kişilerin gösterdiği değişim propagandanın analizinde güçlü veriler sunmaktadır. Tanıklık başlığının seçilmesi iki liderin propaganda faaliyetlerinde sıkça tanık gösterme yöntemini kullanmalarından kaynaklanmaktadır. Farklı dönem ve araçlarda liderler kitlelerini savaşa bu yöntemle motive etmeyi başarmıştır.

Tanıklık, “Bizden öncekiler ne yaptı?” Sorusuna yanıt arar.  Özellikle tarihi figür ve olayların sıkça hatırlatılması bu kavram ile açıklanmaya çalışılmıştır ( Van Dıjk, 2015, s. 72). Konuşmacı tarafından konuşulan genel bir konuya verilen örnekler olayın somutlaşmasını sağlamıştır (Van Dıjk, 2015, s. 72). Bir otorite veya olguya sırtını dayama, ondan güç alma tanıklık kriteri altında açıklanmıştır.

Stalin’in sıklıkla Lenin’den güç alma propagandasını kullanması ve fikirlerine buradan meşruluk üretmesi (Suvarov,2009, s. 70) tanıklık kriterini çalışmanın alt başlıkları arasında incelemeye değerli kılmıştır. Ayrıca Rusya’nın geçmiş kahramanları Alexandre Nevsky ve Suvarov!a atıflar yaparak halkını kendinden öncekilerin başarısı üzerinden motive etmiştir (Akarcalı,2003, s. 211).  Hitler bu yönteme Stalin kadar sık başvurmamış fakat Germen kültü ve geçmiş Alman savaşları kitlelerin motivesi için Hitler tarafından kullanılmıştır.

Lider Kültü

İki lider karakterin ele alındığı bu çalışmada liderlerin farklı bakış açıları ve halkları üzerindeki etkileri kült liderlik kavramı üzerinden incelenmiştir. Ayrıca konuşma metinlerinde propagandalarında toplumu etkilemek üzere kurdukları kült lider imgesini nasıl yerleştirdikleri sorusunun yanıtı bu kodun altında aranmıştır.

20. yüzyılda Komünizm, Nazizm ve Faşizm ideolojileri altında yönetilen ülkelerde propaganda yoluyla Vladimir Lenin, Adolf Hitler, Benito Mussolini gibi devlet adamları kitleler karşında kült liderler olarak inşa edilmeye çalışılmıştır (Çakı, 2019, s. 190). Kült lider, tanrı tarafından gönderilmiş, özel kişiler olarak kabul görürler. Tam yetkili ve mutlak otoritenin sahibi olarak karşılık bulurlar. Kült liderler; posterlere resimleri basılarak, heykelleri yaptırılarak, sözleri efsaneleştirilerek toplumların kabulüne sunulurlar (Çakı, 2018, s. 25).

Hitler; ilahi yeteneğe sahip bir kahin, olağanüstü yeteneklere sahip bir insan, tank ve tüfekler üretmiş bir kişi olarak karargahında gösteriliyordu (Akarcalı,2003, s. 129).  Almanlar belirledikleri propaganda haritasın “Führerprinzip” başlığı altında komuta ve kaderlerini Führer’e teslim etmiştir (Welch, 2019, s. 145-150). Stalin için ise “sorular sorup kendi cevaplayan, kritik anlarda kararları tek elden veren, ketum” (Suvarov, 2009, s. 206-209) ifadeleri kullanılmış, Lenin sonrası devrimin liderliği onun karakteri ile kült hale getirilmiştir. Partinin gençlik örgütlerine tesir eden bu görüş sloganlarda dahi Lenin’in varlığından güç devşirmiştir. Sovyetler’in yıldızlı gençliği sloganlarında şöyle haykırıyordu, “Kahrolsun Troçkizm! Yaşasın Leninci Merkez Komite” (Troçki, 2006, s. 616).

Homojenleştirme

İki liderin de kendi toplumlarını aynı ortak gaye etrafında, aynı şeyleri düşünen, aynı davranan kitleler haline getirmek istedikleri anlaşılmaktadır. Bu kodun altında yaratılmak istenen tek ulus ve bu ulusu temsil edecek insanlar için amaçlanan tek tip insan olma modeli altında toplumların homojenleştirilmesi gayreti açıklanmıştır.

Tek ulus kavramı; Amerikalı gazeteci Walter Lipmann,“Public Opinion ” (1998;20) adlı ünlü eserinde şöyle ifade eder “Lider politikacı ilkin halkın başta gelen duygusuna sığınır. Mühim olan sözle, duygusal çağrışımlarla, halkta kendini göstermiş olan ilke tutuma bağlamaktır.” Buradan da referans alınarak, bir düşünceyi sıfırdan başlayacak şekilde yaymak olanaksızdır, fakat toplumun kabulleri üzerine kurulacak bir propaganda başarılı olur.

Toplumun daha öncesinde içselleştirdiği konular propagandanın inşasının temelini oluşturur. İnsanın ruhunda bilinçli ya da bilinçsiz duygular vardır, propaganda bunları bulup kullanır ve kendi istediği mesajı iletmek için vasıta kılar. Amaç, kamuoyunda ‘hiç kuşkum yoktu’ gibi cümlelerle rahatlatıcı his vermektir. Topluma kendi kabullerinin olumlu ya da olumsuz yönleri üzerinden inşa edilecek her yöntem inandırmak ve sürüklemek için tehditten ve kızgınlıktan kaçınır (Domenach, 1995, s. 68-69).

Kitlelerin, kalabalık halinde meydana getirdiği olaylarda kalabalığı referans gösterir. Ünlü bir kişinin referans gösterilmesine nazaran toplumun fazlalığına referans göstermek doğrudan bir güven hissi uyandırır. Herkesin kabul ettiği şeyi propagandacı, hedeflediği kimselere de kabul ettirmeyi amaçlar. Özellikle savaş zamanlarında bu teknik fazlaca işe yarar. Toplumun bir kısmının yaptığı fedakarlıklar ve gösterdiği performans geride kalanlara hedef gösterilerek bu yönde hareket etmeleri sağlanır (Domenach, 1995, s. 69-70).

Her iki örnekte uluslarını tekleştirerek savaş döneminde daha güçlü olmak arzusu hissetmişlerdir. Tek ulus yaratma arzusu Germen ve Sovyet vatandaşı oluşturma gayretinden doğmuştur. Konuşma metinleri ve diğer propaganda araçları ile üretilen argümanlarda bu örnekler “tek ulus” kodu altında incelenmiştir.  “Biz kimiz?” sorusuna cevap bu kavramın altında tartışılmıştır. “Kimler bizden?, Kimler kabul edilebilir?” Soruları yine bu kodun içinde cevap arayacaktır ( Van Dıjk, 2015, s. 52). Böylelikle arzu edilen “tek ulus” biçimi somutlaştırılacak, liderlerin konuşma metinleri ve ikincil kaynaklar tarafından oluşturulmak istenen “tek yapı” açıklanmaya çalışılacaktır.

Homojenleştirmenin ikinci alt başlığı olarak, tek tip insan yaratma arzusu ise liderlerin kendi hegemonyalarına inanmış tek ulus inşasında arzu ettikleri model bir insan yaratma isteklerini gösterir. Konuşma metinlerinde bu insan tipinin özelliklerini nasıl açıkladıklarının üzerinde durulmuştur.

“Biz ne yapıyoruz? , Bizden ne bekleniyor? , (Biz olabilmek için) Kurallar ne?, Nereden geliyoruz?, Kimlerle birlikteyiz?, Genelde neyi niçin yaparız?” soruların yanıtları ile ideolojik grup şemasını belirler ( Van Dıjk, 2019, s. 187). Bu soruların yanıtları üzerinden grup kimliğinin ideolojilerle bir tutulduğu ( Van Dıjk, 2019, s. 187) açıklanmış ve örneklerde gözlemlenmeye çalışılmıştır. Toplumsal kimlik genelde duygusal boyutuyla anılmıştır. Grup kimliği aynı eylemleri kapsayan toplumsal nitelikleriyle tanımlanmıştır. (Toplumsal bir kimlik grubun fikirleri ve sahadaki hareketleri ile beraber tanımlanmaktadır. (Van Dıjk, 2019, s.189)

Bu dönemde Hitler propagandasının metodu olarak belirlenen “Topyekûn Savaş, Saf ırk, Ulusal Dayanışma” başlıkları (Welch, 2019, s. 144) homojenleşme konusunun incelenmesi gerekliliğini doğurmuştur. Aynı dönemde Sovyet propagandasında Pravda gazetesinin 1 Ekim 1940 tarihli ve N 273 8319 sayında numaralı sayısında propagandanın Komünist Partisi tarafından açık şekilde yapıldığı görülmektedir.Örneğin, “Ben Nasıl Propaganda Yapan Oldum” başlıklı makalede bir gencin nasıl kendi isteği ile partisine yaptığı yardımdan bahis etmektedir. İki ülkenin propaganda faaliyetleri ile toplumlarında yaratmak istedikleri tek tip insan modeli farklı olsa da tek tip insan yaratma arzuları birbirine benzeşir.

Zafer

Bu çalışma iki liderin İkinci Dünya Savaşı dönemiyle sınırlandırılmıştır. Bu dönem içerisinde seçilen üç olay üzerinden analiz edilmiştir. Savaşın önemli argümanlarından olan “Zafer” kavramı iki örneğin farklı şekillerde dile getirdiği propagandalarla kitleleri motive etmesini sağlamıştır.

Alman propagandasın “Hitler is Sieg” Hitler zaferdir (Akarcalı,2003, s. 136) sloganı savaş tarihine geçmiş kitlelerin zafere olan motivasyonuna dönemin propagandasındaki yerini anlamak için önemlidir. Aynı dönemde Stalin tarafından 3 Temmuz konuşmasında da kullanılan “Bizim işimiz hak işidir, düşman mahvedilecektir, zafer bizimle beraber olacaktır.” (Stalin,1941) ifadesi pankart ve afişlerde kullanılmıştır. Akarcalı’nın (2003, s. 214) “Zafer en gerçek propagandaydı.” ifadesi savaşın gerçek veya olası zaferler üzerinden kitleleri ikna etme ve harekete geçirme becerisini vurgular.

Sonuç

Stalin’in düşman propagandasında tek öğe olarak Nazi düşmanlığına odaklanılmıştır. Filmler, afişler, konuşmalar ve diğer tüm propaganda argümanları Hitler ve Nazi karşıtlığı üzerinden inşa edilmiştir. Hitler’in ise aynı dönemde Bolşevik/Batı/Kapitalizm/Yahudi gibi farklı düşman kalıpları vardır. Düşman propagandası için Stalin’in tek düşman yaratma konusunda daha tutarlı politika izlediğini söylemek gerekir.

İki liderin konuşmalarında da tanıklık yöntemi ile kendi savlarını güçlendirdiklerine rastlanmıştır. Stalin’in neredeyse her konuşmasında Lenin’i tanık göstermesi ilgi çekicidir. Stalin, Ekim Devrimi’nin ikinci lideri olarak devrimi kuran, hayata geçiren Lenin’in lider kültünün gölgesinden kendisi için ikinci liderlik karakteri oluşturmak istemiştir. Benzer durumun Hitler için ortak örnekleri yoktur. Hitler kurucusu olduğu 3. Reich için kendisini kurtarıcı ve tanrı lider olarak konumlandırmıştır. Bu sebeple tarihi figürlere tanıklık etmeyi tercih etmemiştir. Hitler için tanıklık yöntemi o an için ortaya koyduğu tezi kitleler tarafından ikna edecek mağduriyetini veya karşı tarafın saldırganlığını onların ağzından açıklama metodu olarak ortaya çıkmıştır.

Lider Kültü perspektifinden değerlendirme yapmak gerekirse, Hitler’in konuşmalarında Alman devletini şahsiyeti ile özdeşleştirdiğini görmek mümkündür. Yaptım, anlaştım, karar aldım vb. ifadeleri kullanmaktan çekinmemiştir. Hitler, kendisi için oluşturulan Führer mitine kendi dahil olmak üzere sürekli saygı üretmeye çalışmıştır. Führer, egemenliğin yegane sahibi ve devredicisidir. Volk (halk), partililer, Weihmarcht (ordu) ve diğer herkes onun emrinde olmalıdır. Führer, Alman halkı ve devleti için bir şanstır. 

Stalin ülkede sıradan komünist bir yurttaş gibi gösterilmiştir. Almanya’da Hitler için tercih edilen “Der Führer” (Yöneten) sözünün aksine, SSCB’de Stalin’e sıradan komünistler için kullanılan “Yoldaş” hitabını kullanmayı tercih etmiştir.

İki liderin tanımları farklı olsa da toplumlarını bir arada tutmak ve ortak duygularla savaşa motive etmek için homojenleştirme propagandası yaptıkları söylemlerinde görülmüştür. Özellikle savaşın ilerlediği dönemde iki liderin amacı da savaşacak daha fazla insan olduğu için, toplumlarını “asker” olarak tektipleştirmişlerdir.

İki lider zaferi farklı biçimlerde nitelendirmiştir. Stalin; zafer kodu olarak ‘Barış’ı belirlemiştir. Savaş dönemi boyunca bu çatışmanın kendisi ve ülkesi tarafından istenmediğini açıklamıştır. Kamuoyunda yaptığı bütün hamleleri meşru müdafaa stratejisi üzerinden açıklamıştır. Hitler, Stalin propagandasında canavarlaştırılmış ve zafer bu canavarı durduracak olan Kızıl Ordu’nun haklı mücadelesi olarak gösterilmiştir.

Hitler ise zafer kodu olarak “Savaş”ı belirlemiştir. Stalin dünya genelinde ve özellikle Avrupa da Hitler canavarından kurtarmayı özgürleştimeyi benimsemiştir. Hitler savaşı savaşarak kaybederken, Stalin barış hedefine Hitler kadar savaşarak erişmiş, propaganda sayesinde savaşan olarak ön plana çıkmamıştır.

Foto: Kyle Glenn 

KAYNAKÇA:

Akarcalı S. (2003). 2.Dünya Savaşında İletişim ve Propaganda, Ankara, İmaj Kitabevi.

Çakı C. (2018) Propaganda. İçinde: Karaca M, Çakı C. (Editör). İletişim ve Propaganda, Konya, Eğitim Yayınevi.

Domenach JM. (1961). Siyasi Propaganda, Çev, Cevdet Perin, İstanbul, Remzi Kitabevi

FELLOWS, Erwin. W, (1959), ‘Propaganda; History of a Word’, American Speech, Sayı 34 (3), s.182-189.

Hart L. (1998). Çeviren: Bağnaçık K. İkinci Dünya Savaşı Tarihi 1-2, 1. Baskı,  İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.

Tuncer H. (1995). Eski ve Yeni Diplomasi, Ankara, Ümit Yayınevi.

Van Dijk TA. (2015).. Çeviren: Ateş N. Söylem ve İdeoloji, 2.Baskı, İstanbul, Su Yayınları.

Van Dijk TA. (2019).. Çeviren: Demir A. İdeoloji, Multidisipliner bir yaklaşım, 1.Baskı, Ankara, Hece Yayınları.

Lipmann W. (1998). Public Opinion (with a new introduction by Michael Curtis). New Brunswick, New Jersey, Transaction Publishers.