Son 10 yıldır yoğun bir göç karmaşası yaşayan Avrupa Birliği sınırları, 8 Kasım 2021 tarihinde Polonya kapısında yaşanan olaylar ile bir kez daha sınandı. Çoğunun Iraklı olduğu bilinen 2 bin kadar göçmen, Polonya- Belarus sınırındaki Bruzgi sınır kapısına yönelerek Avrupa Birliği sınırlarına geçmeye çalıştı. Kameralara yansıyan görüntüler insan hakları anlamında ne kadar dehşet verici olsa da yaşananlar sadece bir mülteci sorunu değil, aynı zamanda Orta Avrupa ve Baltık coğrafyasında yaşanan büyük bir rekabetin küçük bir yansıması olarak görülüyor.

Suriye iç savaşının başlattığı kaosun devamında 2015 yılından beri Avrupa Birliği farklı rotalardan mülteci akımına uğruyor. Bunların en yoğun olduğu noktalardan bazıları da üzere Türkiye ve Akdeniz üzerinden gerçekleşiyordu. 2021’in yaz mevsiminde ise beklenmedik bir rota yeni krizlere gebe olmaya başladı. Bu krizden nasibini alan ilk ülke ise Avrupa Birliği’nin küçük ülkesi Litvanya olmuştu.

Son birkaç ayda, yaklaşık 3 milyon nüfusa sahip Litvanya’ya Belarus sınırından 4 bin kadar düzensiz göçmen geldi. Bu istatistik dünyanın diğer ülkelerine bakıldığında küçük bir sayı gibi gözükse de Litvanya hükümetine göre ülkeye 2019 yılına kıyasla 110, 2020 yılına kıyasla ise 55 kat daha fazla göçmen ulaştı. Gelenlerin çoğunluğu Irak vatandaşı (2700 kişi) olmasının yanında Demokratik Kongo ve Kamerun gibi Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerde bulunuyor. Yetkililer göçün önünü kesemedikleri sürece sınıra 10 bin kadar insanın dayanacağını beklediklerini belirtiyorlar.

Göçmenlerin yeni rotası haline gelmek istemeyen Litvanya, bu sebeplerden dolayı sınır koruma için ülkede acil durum ilan etti. 680 km’lik Litvanya- Belarus ile sınırının tamamına dikenli tel ve çit inşa etmeye başlayan ülke, bölgeye çok sayıda güvenlik gücü yönlendirdi ve dronelar ile korumaya başladı. Ayrıca konu hakkında Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler’den destek talep edildi.

Litvanya hükümetinin olaya bakış açısı ise oldukça kesin: Düzensiz göçmenler veya Litvanya basınına göre “ajanlar”, diktatör Aleksandr Lukaşenko tarafından ülkeye gönderiliyor. 28 yıldır ülkeyi demir yumruk ile yöneten, Ağustos 2020 seçimleri ve muhalif gazeteciyi uçaktan indirmesiyle oldukça konuşulan Belarus devlet başkanı Lukaşenko, Batı dünyası ile arasını bozulması ardından Avrupa Birliği’ne karşı agresif politikalar yürütüyor. Ağustos 2020 seçimleri ardından Litvanya’nın Belarus’tan kaçan aktivistlere ve siyasilere kapıları açmasıyla birlikte arşa çıkan tansiyon, Rusya’nın da büyük desteği ile AB’yi zor durumda bırakmak adına mültecileri bir “hibrit silah” olarak kullanıyor.

Bunun yanında Avrupa Birliği’nin sürekli övündüğü ve dünyaya ihraç etmeye çalıştığı insan hakları konuları da büyük bir testten geçiyor. Litvanya da bunun bir parçası olarak ağustos ayında sığınmacıların haklarını kısıtlayan yeni bir yasa paketini onayladı; buna göre sığınmacı prosedürleri 10 gün ile kısıtlanıyor ve incelemelerin olumsuz olması durumunda yetkililerin göçmenleri geri göndermesine izin veriliyor. Ayrıca göçmenlerin mahkemelere itiraz başvurusu yapması da neredeyse imkânsız hale getirildi. Mültecilerin bulunduğu kamplarda ise durum oldukça kötü durumda. Bunun sebebi Litvanya’nın 4 bin mülteci ağırlamayacak olması değil, aksine kötü şartlar mültecilere karşı uygulanan psikolojik bir baskı yöntemi. Bunun yanında hükümet mültecilere evine dönmesi için para dahi teklif ediyor.

Kriz Polonya’ya İhraç Ediliyor

Litvanya böyle bir durumda iken komşu Baltık ülkeleri ve Polonya, Belarus karşısında Litvanya’ya diplomatik desteğini ilettiklerini belirtti. Fakat son iki günde yaşananlar nedeniyle olaylar artık sadece Litvanya’yı değil, diğer Avrupa ülkelerini de ilgilendirir oldu. Bunlardan birisi de geçtiğimiz aylarda yasa üstünlüğü konusunda Avrupa Komisyon’u ile kavgalı olan Polonya.

8 Kasım 2021 tarihinde Polonya – Belarus sınır kapısında sıcak gelişmeler yaşandı. Haftalardır sınırdaki ormanlık alanlarda kamp yapan göçmenlerin kış öncesi harekete geçmeleri bekleniyordu ve iki gün önce, mülteciler Polonya sınır kapısı olan Bruzgi’ye doğru harekete geçtiler. Ülkelerinde zor şartlardan kaçan mülteciler ise sıcak bir barınacak yer ve haklarının yok sayılmadığı bir hayata adım atmayı beklerken, karşılarına tel dikenler ardında bekleyen 12 bin Polonyalı asker ve helikopter çıktı.

Belli bir süredir ormanda kamp yapan mülteciler, kışın da gelmesiyle oldukça kötü koşullarda hayatta kalma çabası içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Maalesef şu ana kadar en az 7 mülteci sadece soğuk dolasıyla donarak (hipotermi) sebebiyle hayatını kaybetti. Mültecilerin akıbeti ise hala belirsiz.

Buna karşın dünyada insan hakları en kritik noktalardan biri olarak görülürken Avrupalı devletlerin dahil birçok devletin sınırına duvar örmeye çalışması tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor: 9 Kasım 1989 tarihinde yıkılan Berlin Duvarı, bu sefer kendini 2021 yılının 9 Kasım’ında Polonya sınırında mültecilere karşı gösteriyor.

Politika anlamında ise durum göründüğünden çok daha karmaşık. Rusya ile neredeyse birleşen ve kukla devlet haline dönüşmüş Belarus, Avrupa Birliği ile Geri Kabul Anlaşması’nı askıya almış, Batı’nın tutumlarından sonra artık savaştan kaçan insanları kendilerinin alamayacağını ifade etmişti. Bugün ise Belarus Avrupa Birliği’ne baskı uygulamak için Orta Doğu ve Afrika’dan mültecileri kabul edip AB sınırına gönderiyor. Yerel haber ajanslarına göre mültecilerin sınır bölgelerine taşınmasında Belarus hükümetinin askeri araçları dahi kullanılıyor.

AB ise Belarus’un yaptıklarını bir “hibrit savaş” olarak değerlendiriyor ve Belarus’a karşı yaptırımların arttırılması, hatta ticari ilişkiler dahil tüm ilişkilerin tam anlamıyla kesilmesi konuşuluyor.

Fakat olay sadece burada bitmiyor: Son aylarda büyük tartışmalara yol açan anayasa üstünlüğü tartışması sonrası Polonya diğer AB devletleriyle gerginlik yaşıyor. 28 Ekim’de AB Adalet Divanı, Polonya’nın uyguladığı yasa reformları nedeniyle ihlal gerçekleşen her gün başına 1 milyon Euro para cezası ödemesi kararını almıştı. Polonya bunu kendisine yapılan bir ‘şantaj’ olarak değerlendirmiş ve genel anlamda AB’ye karşı bir rest çekme tutumundaydı. Hatta Birleşik Krallık’ın Brexit’i sonrası Polonya’nın da AB’den Polexit’i, yani Polonya’nın AB’den ayrılması tartışılır olmuştu.

Bunun yanında AB bir yandan Polonya’yı desteklerken diğer yandan yargı aracılığıyla Polonya’nın temel insan hakları konusunda ihlaller gerçekleştirdiğini, uluslararası iltica yasalarını çiğneyerek göçmenleri sınırın dışına ittirdiğini belirtiyor. Böyle bir siyasi iklimde tarafların ne yapacağı büyük bir tartışma konusu olsa da nihai bir gerçek var: Belarus ve Rusya, mültecileri bir silah olarak kullanarak Avrupa Birliği içindeki dengeyi büyük oranda bozmuş durumda.

Yaşananlara daha büyük bir açıdan baktığımızda ise karşımıza Suriye’den dahi örnekler ortaya çıkıyor. Yakın zamanda Esad rejiminin Suriye’den Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacıları uçakla Belarus’a gönderdiği ortaya çıktı. Ayrıca Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un “Onlar (Mülteciler), senelerdir kendi yaşam biçiminin propagandasını ve reklamını yapmış olan Avrupa’ya gitmek istiyorlar. “Avrupa kendi sözlerinin ve davranışlarının sorumluluğunu üstüne almalı” açıklaması, Rusya’nın Belarus’u maşa olarak kullanarak nasıl bir politika güttüğünün göstergesi.  

Son olarak, yaşananların ucu bir şekilde Türkiye’ye de dokunuyor. Batı medyası Lukaşenko’nun Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı taklit ettiğini, bunun yanında Türkiye’nin de Belarus ve Rusya’ya yardım ederek Türk Hava Yolları (THY) aracılığıyla mültecileri AB sınırına getirdiği iddia ediliyor. İddialar THY tarafından yalanlansa da giriş kısıtlamaları biçimindeki havacılık yaptırımlarına Türkiye’nin de dahil edilebileceği konuşuluyor.

Fotoğraf: AP