Mevcut bir sistemin işleyen bir parçası olduğumuzda, o sistemin sınırları ölçüsünde hareket etmek zorunda kalırız. Kısıtlanırız. Futbol sisteminde de bu böyle. Bu yazımızda Almanya ve Türkiye’deki futbol iklimini/sistemini karşılaştıracağız. Bu karşılaştırmayı yaparken sosyolojik imkanların eşitliğine de dikkat edeceğiz. Almanya’da doğup büyüyen ancak, farklı futbol sistemlerinde kariyerlerini sürdüren Julian Nagelsmann ve Ömer Erdoğan üzerinden, her iki ülke futbol sistemini karşılaştıracağız.

Günümüzde futbol, geçmişinde hiç olmadığı kadar komplike bir oyun haline geldi. Savunma ve hücumu her an her dakika tam bir bütün olarak yapmanız gerekiyor. Şimdilerde antrenman teknikleri, maç ve rakip analizleri, taktiksel dizilişler ve çok daha fazla detay futbolda büyük öneme sahip. Bunun sonucunda teknik direktörlerin takımları adına taşıdığı önemi her zamankinden daha fazla. Futbolun yeni fenomenleri onlar. Teknik direktörler.

Julian Nagelsmann, 29 yaşında Hoffenheim ile Almanya’nın en üst futbol sahnesi olan Bundesliga’da büyük bir sorumluluk üstlenerek teknik direktörlük kariyerine başladı. O, şimdilerde 33 yaşında ve takımı RB Leipzig ile Şampiyonlar Ligi yarı finalinde oynayacak. Ömer Erdoğan da Almanya’nın Kassel şehrinde doğdu. Futbolculuk kariyerinde 21 yaşında Türkiye’ye geldi ve o tarihten beri Türk futbol sisteminin en önemli aktörlerinden biri. Şu an 43 yaşında ve Süper Lig’e yeni yükselen Hatayspor’un yeni teknik direktörü olarak görev yapacak.

Sistemlerin içinde barındırdığı parçalara verdiği değer, sunduğu olanaklar, tanıdığı fırsatlar ve yönlendirdiği hedefler o sistemin verimliliğine doğrudan etki eder. Almanya ve Türkiye’deki futbol sistemleri işte bu noktalarda farklılaşıyor.

Almanya’daki futbol sisteminde takımlar teknik direktör tercihlerini yaparken belli başlı kriterler belirliyor ve tercihlerini bu doğrultuda yapıyorlar. Bu kriterler neler mi? Taktiksel bilgi birikimi ve yorumlaması, oyun içi varyasyon değişimi, analiz, yetenek gelişimi yöntemlerine hakimiyet, iletişim, diyalog, ortak hedef vs. Türkiye’deki futbol sisteminde ise takımların teknik direktör seçimlerinde motivasyon ve liderlik gibi kriterler belirleyici oluyor.

Almanya’daki futbol sisteminde, teknik direktörlerin kariyerlerine başladığı ve sonlandırdığı süre zarfında izleyecekleri yolun tamamı belli bir plan doğrultusunda şekillendirilmiştir. Alt yaş kategorilerinde antrenör olarak başlarsın, aldığın eğitim ve lisans dereceleri ile kademeli olarak yükselerek A takım teknik direktörü veya DFB (Almanya Futbol Federasyonu)’de eyalet & ulusal görevlisi olarak çalışırsın ve 55-60 yaşında da emekli olursun. Türkiye’deki futbol sisteminde ise hiç bir şey sana bağlı olarak gelişmez. Takım başkanı ile görüşüp anlaşırsın, 24 saat sonra başkan aldığı karardan vazgeçer ve sen de işsiz kalırsın.

Almanya’daki futbol sisteminde takımlar her maça, rakibe odaklı olarak farklı taktiksel anlayışlarla hazırlanır. Türkiye’deki futbol sisteminde ise “Biz onlara değil onlar bize göre oynasın” görüşü hakimdir. Her şeyin en iyisini, en güzelini, en doğrusunu biz biliriz; bizden başka hiç kimse hiç bir şey bilmiyordur. Her daim bodoslama. Her daim karambol. “Bam – Bam – Bam”.

Almanya’daki futbol sisteminde hem oyuncu hem antrenör gelişimi mühim önem taşır. Yeteneklerin kazandırılması ve geliştirilmesi üzerine hem teorik hem de pratik araştırmalar yapılır, uygulama alanları açılır. Gelişimin sürdürülebilir olması hedeflenir. Türkiye’deki futbol sisteminde ise hedeflenen tek şey Mayıs’lardır. Sezon sonu Mayıs ayında kazanılacak şampiyonluk kupası.

43 yaşındaki Ömer Erdoğan’ın teknik direktörlük becerilerine dair çok az şey biliyoruz. Kendisinin yalnızca 5 aylık teknik direktör tecrübesi var. TFF 1. Lig’de Fatih Karagümrük’ün başında geçirdiği 5 ay ve 12 maç. 33 yaşındaki Nagelsmann ise 4,5 senedir Dünya futbol gündeminde. Nagelsmann, Ömer Erdoğan’dan 10 yaş daha genç olmasına rağmen 4 sene daha tecrübeli bir antrenör. Nagelsmann uluslararası müsabakalarda rekabet ederken Ömer Erdoğan’ın henüz Süper Lig tecrübesi dahi yok.

Her iki teknik direktör de aynı futbol ortamında doğdu ve gelişti. Ama birinin hikayesi değişti. Ömer Erdoğan başka bir futbol sistemine geldi. Türkiye’ye. Başlangıçta aynı seviyede olan bu iki ismin kariyerleri, şimdilerde çok farklı noktalarda.

Ülkemizde her alanda olduğu gibi sporda da bireysel özveri, doğru bağlantı ve çoğu zaman ise de bolca şans ile güzel bir kariyer elde etmeniz mümkün olabiliyor. Sistem, sizin bu kariyeri elde etmenize ortam sağlamıyor, siz hasbelkader veya düşe kalka, yıpranarak o kariyeri elde ediyorsunuz. Sistemin size bir şey kazandırması değil, herhangi bir şey kaybettirmemesi kâr olarak değerlendiriliyor.

Türkiye’deki futbol sisteminin reformlara ihtiyacı var. Hem de acilen. Futboldaki sabit ezberlerin ötesinde, oyunu kendi görüş ve düşünceleri ile yorumlayan, tarif eden yöneticilere, antrenörlere ve futbolculara ihtiyaç var. Bu görüş ve düşünceleri evrensel sistemler ile karşılaştırıp geliştiren; oyun anlayışı, pozisyon detayları, rakip analizleri, takım ve oyun dinamikleri, saha içi-dışı iletişim ve uyum üzerine görüşüp uzlaşacak, değerlendirme kriteri oluşturacak yeni karakterlere ihtiyaç var.