Futbol endüstrisinin 21. yüzyılda ulaştığı ekonomik kapasite ile birlikte futbol takımları arasındaki güç dengesi ve rekabet seviyesi de büyük oranda değişlik gösterdi. Yayın gelirleri arasındaki farklar, kurumsal lig organizasyonlarının imaj, tanıtım, pazarlama ve sponsorluk çalışmaları sayesinde elde ettikleri ekstra gelirler; saha içindeki rekabetin ve güç dengesinin büyük oranda zayıflamasına neden oldu. Profesyonel futbolun bir gerçeği olan ekonomik elverişliliğe de bağlı olarak üst ve orta seviye takımlar arasındaki bu güç dengesizliği, antrenör ve oyuncu keşfi, yetenek gelişimi konularına verilen önemi de arttırdı. Antrenör ve oyuncuların erken yaşlarda keşfi, oynama süresi ile paralel olarak artan potansiyel performansa ulaşmak için uygulanacak ve bu güç dengesizliğini ortadan kaldırılacak bir metot arayışı başladı.

Alt ve orta seviye takımlar üst seviyedeki takımlarla rekabet edebilmek adına scouting ve altyapı yatırımları yapmaya başladılar. Bu kulüpler, çok sayıda potansiyelli genç oyuncuyu henüz kendilerini ispatlamadan transfer etmeye başladı. Bununla birlikte kulüpler, yer aldıkları şampiyonalardaki yarışmacı yapılarından dolayı tecrübesiz bu oyunculara oynama süresi veremiyordu. Ayrıca kulüpler, lig talimatlarınca kadrolarında belli sayıda oyuncu ve antrenör bulundurabiliyorlardı. Onlar da scouting ve yetenek gelişimi konularındaki yatırımlarını şekillendirmeye uygun başka kulüpleri bünyelerine dahil etme yolunu seçtiler. Böylece “Çok Kulüplü Sahiplik Modeli” (Multi-Club Ownership) doğdu ve olgunlaştı.

1990’ların sonunda ENIC Group’un (İngiliz Ulusal Yatırım Şirketi) oluşturduğu yapı, Avrupa’nın ilk ‘’Çok Kulüplü Sahiplik Modeli’’ydi. ENIC Group Tottenham Hotspur (İngiltere), Glasgow Rangers (İskoçya), Slavia Praha (Çek Cumhuriyeti), AEK Athens (Yunanistan), Vicenza Calcio (İtalya) ve FC Basel (İsviçre) gibi takımların hisselerine sahipti. Bir futbol takımının sahip olduğu ilk çok kulüplü yapı ise Hollanda ekibi Ajax’ın bir alt yapı ve akademi projesi olarak Güney Afrika ekibi Ajax Cape Town’u satın alması ile gerçekleşti.

Çok Kulüplü Sahiplik Modeli günümüzde yadsınamaz bir gerçek haline geldi. Özellikle Avrupa futbolunda pek çok farklı örneğine rastladığımız bu sistem, her geçen gün dünya genelinde yaygınlaşıyor. Avrupa kulüpleri farklı kulüplere sahip olmak adına yatırımlarını ve ekonomilerini kıta ötesine taşımaktan da geri durmuyorlar. Özellikle beş büyük lig (Premier League, Serie A, LaLiga, Bundesliga ve Ligue 1) temsilcilerinin çoğunlukla tercih ettiği bu modelin dünya üzerindeki başlıca örnekleri şunlardır:

  • Watford – Udinese – (Granada, Haziran 2016’da satıldı) / Giampaolo Pozzo’ya ait.
  • Atletico Madrid – Atletico de San Luis (16 Mart 2017’den beri) – (Atlético de Kolkata / ATM, 2014’de alındı – Temmuz 2017’de satıldı) Atlético Ottawa (29 Ocak 2020’de alındı)
  • Leicester City – Oud-Heverlee Leuven / OHL (2016’da alındı) – King Power International Group’a ait.
  • Ajax – Ajax Cape Town (1999)
  • AS Monaco – Cercle Brugge (15 Şubat 2017’da alındı)
  • RB Leipzig (2009 / eski adı SSV Markranstädt) – Red Bull Salzburg (6 Nisan 2005 / eski adı SV Austria Salzburg / FC Liefering rezerv takım) – New York Red Bulls (2005’de alındı) – Red Bull Brasil (2007 / Mart 2019’da Clube Atlético Bragantino ile birleşti ve Red Bull Bragantino olarak Série B’de oynayarak şampiyon oldular. 2020’de Brezilya Série A’da oynayacaklar) – Red Bull Ghana (2008-2014 Akademi projesi ve takımıydı). Red Bull GmbH’a aittir.
  • Manchester City (2008’de alındı) – New York City FC (21 Mayıs 2013) – Melbourne City FC (23 Ocak 2014) – Club Atletico Torque (5 Nisan 2017) – Girona FC (23 Ağustos 2017) Yokohama F. Marinos (20 Mayıs 2014’te Kulübün %20’lik azınlık hissesine sahip. Nissan ile ortaklıkları var.) – Sichuan Jiuniu (20 Şubat 2019) – Mumbai City FC (28 Kasım 2019) – Lommel SK (11 Mayıs 2020) / City Football Group (CFG)’a ait
  • Clermont Foot – SC Austria Lustenau – Danimarka 2. Lig takımlarından biri ile anlaşma aşamasında / CoreSports Capital’a ait.

Futbol kulüpleri bugün, Çok Kulüplü Sahiplik Modeli’ni farklı amaçlarla kullanabiliyorlar. Kimi zaman antrenör ve oyuncu gelişimi için kimi zaman oyuncu transferlerindeki karı arttırmak için, kimi zaman ise de pazarlama ve yerel aktörler ile kurulacak ilişkiler açısından kulüpler bu sistem için yatırım yapmayı tercih edebiliyorlar.

Türkiye’de ise Çok Kulüplü Sahiplik Modeli örneklerini nadiren de olsa görmekteyiz. Ancak, istikrar ve yatırım zorlukları nedeniyle bu sistem Türkiye’de henüz istenen faydayı gösterememiştir. Ayrıca, bu sistemi Türkiye’de uygulayan kulüpler faaliyet ve operasyonlarında oldukça yerel kalmışlardır. Gençlerbirliği-Hacettepe ve Trabzonspor-1461 Trabzon-Hekimoğlu Trabzon FK gibi örnekler aynı şehirde, Altınordu FK-Niğde Anadolu FK gibi örnekler ise Türkiye lokalinde sınırlı kalmış projelerdir.

Genellikle dernek (STK) statüsündeki Türk kulüplerinin şirketleşmesi ve operasyon süreçlerini çeşitlendirmesi, iş birlikteliklerini arttırması, transfer gelirlerini çoğaltması, yerel örgütlerle olan etkileşimleri çeşitlendirmesi adına Çok Kulüplü Sahiplik Modeli çok idealdir. Özellikle yaşadıkları ekonomik dar boğaz ile birlikte giderlerini azaltıp gelirlerini arttırmak isteyen kulüplerimizin bu modeli ivedilikle uygulayıp, en kısa vadede üç yıl içinde verim veren bir ekosisteme dönüştürmeleri gerekmektedir. Gelir modellerini çeşitlendirmek adına otel, AVM, vb. çeşitli inşaat yatırımlarına girişen tüm kulüplere duyurulur.

Fotoğraf: Emilio Garcia