Modern ulus devletler yalnızca kurumlardan ibaret değildir; günlük yaşam pratiklerinden ahlaki normlara kadar geniş bir alanla karşılıklı bir etkileşim içindedir. Bu nedenle, ulus devletlerin kuruluşunda ve ulus kimliklerin inşa süreçlerinde bireysel ve toplumsal pek çok konu kimliksel bir boyut kazanabilir ve bir ulusun karakteri olarak anlatılabilir. Bu bağlamda, bireysel yaşamın farklı alanları ulus kimliğinin kurulmasında ve ulusal düzenin sürdürülmesinde önemli bir rol oynar. Bu alanlardan biri ise cinselliktir.
Cinsellik ulus kimlik inşasında sadece özel hayatın bir meselesi değildir, aynı zamanda ulusal düzenin ve ahlaki sınırların belirlenmesinde önemli bir yerdedir. Ulus kimlikler, heteroseksüel evlilikler ve içinde ulusun devamını sağlayacak ideal yurttaşların yetiştirilmesini öngördüğü bir aile düzeni ile heteronormatif bir bakış açısını temel alır. Ulus kimlik inşasındaki propaganda metinlerinden kültürel alandaki faaliyetlere, medyadan diğer alanlara bu heteronormativitenin etkilerini gözlemlemek mümkündür.
Türkiye’deki ulus kimlik inşa süreçleri de bu genel yargıdan bağımsız değildir. Erken Cumhuriyet döneminde buna benzer anlatılara sıklıkla rastlanır. Bunun ilk akla gelen örneklerinden biri Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore romanıdır. İlk olarak 1928’de yayınlanan bu roman işgal altındaki İstanbul’u ahlaki çöküşün mekânı olarak resmeder. Kozmopolit çevreler, işgal güçleri ve yerli işbirlikçiler üzerinden kurulan bu atmosferde -isminin de ima ettiği gibi- cinsel sapkınlık ve ahlaki yozlaşma iç içe geçer.
Heteronormatif bir ahlaki perspektifle karakterleri ve olayları anlatan Yakup Kadri’nin bu anlatısı ulus kimlik inşasının perspektifiyle uyumludur. Romanda idealize edilen Türk karakter Necdet, mütareke döneminde İstanbul’un kültürel olarak zaten işgal edilmiş olduğunu ve yalnızca birkaç gerçek Türk mahallesinin kaldığını söyler. Sonra da bu yozlaşmışlığın ona göre ana unsurlarından biri olan homoseksüelliğe değinir. “Garp medeniyetinin lağımının döküldüğü” İstanbul’a bakarak şunları söyler: “…kızı kızla erkeği erkekle kızıştırdılar ve bütün tabii zevklere tabii olmayan zevklerin zehrini, ıstırabını, azabını kattılar.”1 Bu ‘tabii olmayan’ zevk dışarıdan, yani Batı’dan gelen bir ahlaksızlık ve cinsel sapkınlık olarak anlatılmıştır. Romandaki kurgu ve karakter ilişkileri de Necdet’in ağzından dile getirilen bu anlatıyı destekler.
Örneğin, İngiliz George Marlow ile Atıf Bey arasındaki ilişki ya da Fanny Moore ile Nermin arasındaki ilişki, bir Batılı ile ‘yozlaşmış’ bir Türk karakteri bir araya getirir. Batılı ve Batı’ya özenerek yozlaşmış karakterlerde görülen ‘gayri-tabii’ ilişkiler, sadece homoseksüelliği ulus kimlikten dışlamakla kalmaz, aynı zamanda Batı’nın bir ‘öteki’ olarak kurgulanmasına da imkân tanır.
Elbette erken Cumhuriyet döneminde idealize edilmiş herhangi bir roman karakterinin böyle bir ilişkisinin bulunması beklenmeyeceği gibi, bu ilişkilerden tiksinen ve bunu dışlayıp ötekileştiren bir yerde durduğunu tahmin etmek zor değildir. Necdet’in de tepkisi tam olarak bu yöndedir, bütün bu yozlaşmanın ve ahlaki çöküntünün içinden kaçıp uzaklaşarak kendini ‘tertemiz’ Türk mahallelerine atmak ister.2
Benim Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu okurken dikkatimi çeken nokta, onun bu sıradan anlatının ötesine geçerek benzer bir mekanizmanın diğer ulus kimlikler için de işlediğini görebilmesi ve bunu romana yansıtabilmesidir. Nitekim romanda yer alan İngiliz eşcinsel karakter George eşcinsellikten söz ederken bunu ‘Doğulu bir zevk’ olarak tanımlar3 ve böylece söz konusu pratiği kendi ulusal kimliğinden ya da Batılı üst kimliğinden ayrıştırır.
Bu küçük ayrıntı, aslında daha genel bir duruma işaret eder: Her ulus, homoseksüelliği çoğu zaman kendi iç gerçekliğinin bir parçası olarak değil, başka bir ulusa ya da kültüre ait bir sapma olarak konumlandırır. Homoseksüellik de bu bağlamda sabit bir kimlik kategorisinden ziyade, ulusal sınırları belirleyen söylemsel bir araç hâline gelir. Yakup Kadri’nin romanlarını tek boyutlu bir tezli romandan ayıran ve onları daha güçlü bir edebi metin hâline getiren de tam olarak bu tür gözlem ve farkındalıklardır.
Yazar, belirli bir ahlaki ve ideolojik perspektifi yeniden üretirken aynı zamanda bu perspektifin eleştirisini içeren ince ayrıntılara da yer verir. Ulus kimliğin inşa edildiği ve savaş sonrası milliyetçilik duygularının yoğun olduğu erken Cumhuriyet döneminde, ötekini fark edip bu durumun evrenselliğine işaret etmesi, Yakup Kadri’nin edebi yönünü ortaya koyan önemli bir detaydır.
Yakup Kadri’nin burada ince bir müdahalesinin olduğu da gözden kaçmamalıdır. Eşcinselliği ‘doğulu bir zevk’ olarak tanımlayan İngiliz eşcinsel karakter George’un bahsettiği Doğu’nun, yeni kurulan modern Türkiye olmadığını ima eden birçok kısım vardır. Daha sonraki bağlamlarda bu doğululuk anlatısı, Osmanlı paşalarının keyif düşkünlükleriyle ve Osmanlıların çeşitli zevkleriyle ele alınmıştır ki burada da Osmanlı kimliği ile Türk ulus kimliği ayrıştırılmıştır. Dolayısıyla Batı’nın Doğu’ya atfettiği eşcinsellik anlatısı, Türk kimliğini Doğu’dan ayırmakla kalmaz, aynı zamanda Osmanlı kimliği ile modern Türk kimliği arasındaki farkı da görünür kılar.
Sonuç olarak, Sodom ve Gomore erken Cumhuriyet İstanbul’unun ahlaki çöküşünü ve heteronormatif değerler çerçevesinde ulusal kimlik sınırlarını yansıtan bir romandır. Yakup Kadri, bireysel ve toplumsal davranışları ulus kimliği bağlamında ele alırken, aynı zamanda bu mekanizmanın farklı uluslarda da işlediğini göstermeyi başarır. Bu açıdan roman bir tezli roman anlatısının ötesine geçerek hem dönemin toplumsal gerçeklerini hem de ulusal kimlik inşasının dinamiklerini ince bir şekilde gözler önüne serer.
Edebi başarısı, yalnızca karakter ve olay kurgusundan değil, ötekileştirme ve kimlik sınırlarının nasıl üretildiğini ve bunun diğer uluslardaki benzerliğini gösterme kapasitesinden kaynaklanır. Böylece Yakup Kadri, erken Cumhuriyet dönemi edebiyatında ulusal kimlik ve ahlakın birbirine nasıl bağlı olduğunu gösterirken, aynı zamanda bu yapıların evrensel boyutlarını da görünür kılar.
Referanslar
- Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sodom ve Gomore. İstanbul: İletişim Yayınları, 2017, s.193.
- Öznur Akcalı-Yılmaz, Turkish Natıonal Identity and Its Others: An Analysis of the Early Republican Novels, METU 2022, s.83.
- Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sodom ve Gomore. İstanbul: İletişim Yayınları, 2017, s.45.

