Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Soğuk Bir Mevsimin Eşiğinde: İran’da Savaş ve Düşündürdükleri
    daktilo2 Yazılar

    Soğuk Bir Mevsimin Eşiğinde: İran’da Savaş ve Düşündürdükleri

    Birol Başkan8 Mart 20267 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    28 Şubat 2026’nın ilk saatlerinde, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail, Washington’un Destansı Öfke, Tel Aviv’in ise Kükreyen Aslan adını verdiği ortak operasyonla İran’a geniş çaplı bir saldırı başlattı.

    Saldırılarda, dini lider Ali Hamaney dahil, rejimin üst düzey isimlerinden bazıları öldürüldü. İran buna füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi. Hedefinde hem İsrail hem de bölgedeki Amerikan üsleri vardı. Böylece savaş fiilen bu üslerin bulunduğu ülkelere de sıçradı; başta Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt’e.

    Savaş ilk haftasını doldurdu. Ve şimdilik durulacak gibi görünmüyor. Tersine, Amerika’nın olası bir kara harekatı savaşı daha da uzatabilir.

    Kısaca, son bir haftada olan bu. Şimdi düşündürdükleri…

    Gerek İsrail’in gerekse Amerika’nın ilk beklentisi rejimin hızla çökeceği yönündeydi. En azından kamuoyuna yansıttıkları kadarıyla. Muhtemelen Başkan Trump’ı da savaşa müdahil olmaya ikna eden beklenti buydu: Venezuela’daki gibi olacağı beklentisi. Ancak bir haftanın ardından görünen, İran’da rejimin çökecek gibi durmadığı.

    Elbette rejim tepeden ağır bir darbe aldı. En zirvedeki isim Ali Hamaney öldürüldü. Bu rejimin dağılabileceğine dair beklentileri besleyip, muhalefeti fırsattan istifade sokaklara dökülebilir ve rejimi zor bir duruma düşürebilirdi. Ancak bu olmadı. 

    Lenin’e atfedilen meşhur bir söz vardır: Bir hükümet ne kadar zayıf olursa olsun, onu devirecek bir güç yoksa ayakta kalmaya devam edebilir. İran’daki durum biraz buna benziyor. Rejimi aşağı çekebilecek örgütlü bir iç muhalefetin olmadığı. Ve şimdiye kadar sokaklara dökülmenin spontane geliştiği, örgütlü olmadığı.

    Rejimin kolay çözülmeyeceği aslında öncesinde tahmin edilebilirdi. Rejimin devlet aygıtı üzerinde kurduğu ve sürdürdüğü sıkı kontrol mekanizmasına ve halkın önemli bir kısmı ile geliştirdiği duygusal, kurumsal ve maddi bağlantılara bakarak.

    Rejim dağılmak şöyle dursun, –sanki olağanüstü bir hal yokmuş gibi– kendi iç mekanizmalarını harekete geçirdi ve dini lider seçim sürecini başlattı. Öyle ki muhtemel adayların kimler olduğunu, süreçte hangi avantaj ve dezavantajlara sahip olduğunu dahi takip edebiliyoruz. Nitekim Amerika’nın İran’a karadan bir askeri müdahele ihtimalinden bahsetmesi bir şaşkınlık ifadesi sanki, rejimin çökeceğine dair ilk beklentisinin boşa çıkmasının yarattığı boşluğu doldurma çabası.

    Belki de ironik olan şu. İsrail ve Amerika, Ali Hamaney’i öldürerek aslında kendi işlerini daha da zora soktular. Çünkü ortadan kaldırdıkları kişi, zaman zaman oldukça acımasız olabilmesine karşın, İran rejiminin tepesinde bir ihtiyat unsuruydu. Humeyni sonrası dönemde İran’ı dış politikada daha pragmatik ve realist bir çizgiye çeken Hamaney’di. Daha öncesinde İsrail’in ve Amerika’nın bütün provokasyonlarına karşı İran’ın tepkisini yumuşatan da.

    Hamaney bir frendi. İsrail ve Amerika Hamaney’i öldürerek o freni ortadan kaldırdılar. Üstelik savaşın tam ortasında.

    Buradaki asıl mesele, Hamaney’in yerine kimin geçeceği değil. Asıl mesele, onun yerine kim geçerse geçsin, yeni dini liderin kendini içinde bulacağı durumda güvercin bir politika takip edemeyeceği. Hamaney kadar pragmatik olamayacağı. Konumunu sağlamlaştırmak için sert olması gerekeceği.

    Otoriter rejimlerde liderlik değişimi her zaman tehlikeli süreçlerdir. Kazanan büyük kazanır, kaybeden de büyük kaybeder. Savaş zamanında ise süreç daha da tehlikeli hal alır. Vatana ihanetle suçlanmak içten bile değildir, ve her şeyini kaybetmek. Böyle dönemlerde politika normal seyrinde devam etmez ve tartışmanın ritmini itidal çağrısı yapanlar değil, sertlik vaat edenler belirler. Kimse savaşın ortasında ayakta kalma mücadelesinde yumuşak görünerek yükselemez. Tam tersine, dış düşmana karşı daha kararlı, daha öfkeli, daha gözü kara görünenler avantajlıdır.

    Yeni gelecek lider, –o kişi kim olursa olsun– Hamaney’in onlarca yıl boyunca biriktirdiği yetkilere ve karizmaya sahip olmayacak. Onun etrafındaki ağı yanında hazır bulmayacak. Bulduğu ağa kısa bir süre daha güvenemeyecek. Ve o ağı yeniden inşa edecek. Yeni lider henüz işin başında ciddi bir meşruiyet açığıyla göreve başlayacak. Bu da onu güç göstermeye zorlayacak. Hem dışarıya karşı, hem de içeride düşman olarak gördükleri unsurlara karşı.

    Hamaney’i öldürmekten gaye İran’ı daha kararsız, daha yumuşak, daha çok taviz vermeye meyilli kılmak idiyse şayet, bu yanlış bir hesaplamaydı. Kötü bir karardı. Zira Hamaney’in yerine İran’da rejimin iplerini elinde toplayacak kişi daha ihtiyatlı, daha tavizkar olmayacak.

    Bu ise İsrail ve Amerika’dan daha çok aslında Körfez Arap ülkeleri için kötü bir haber. 1979 İran devriminden beri Arap Körfez ülkeleri İran’ı kendi güvenlikleri için baş tehdit olarak gördü. Bu tehdit algısı dönem dönem şiddetlendi, dönem dönem yumuşadı. Hamas’ın 7 Ekim saldırıları ve ardından İsrail’in verdiği sert tepki bu algıyı değiştirir gibi oldu. Ortaya çıkan gerçek şuydu: İsrail, bölgede neredeyse sınırsız hareket edebiliyor ve ne yaparsa yapsın ABD ile Avrupa Birliği’nin desteğini arkasında tutabiliyordu.

    Görünen İsrail’in sınır tanımaz saldırganlığı karşısında İran’ın ikincil bir tehdit olarak görünmeye başlamasıydı. Hatta İsrail’i dengeleyebilecek bir karşı güç. Nitekim iddialara göre Körfez ülkelerinin, Amerika’nın, İsrail’in İran’a karşı girişeceği bir saldırıya katılmaması yönünde yoğun çabaları oldu. Zira Amerika’nın İran’a karşı bir saldırıya katılması demek Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerinin de hedef haline gelmesi demekti. Nitekim korktukları oldu ve İran’ın saldırılarının hedefi oldular.

    BAE ve Katar gibi ülkelerin ödeyeceği bedel, İran saldırılarının yol açacağı maddi hasarla sınırlı değil. Ödeyecekleri daha büyük bir bedel var. Gazeteci Feyza Gümüşlüoğlu’nun da vurguladığı gibi, Körfez ülkelerinin petrole bağımlılığı azaltmak ve ekonomilerini çeşitlendirmek için attıkları adımlar, bölgesel barış ve istikrar varsayımına dayanıyordu. Bu modelin başarısı, yalnızca savaş çıkmamasına değil, savaş ortamında bile güvenli liman olarak kalabilmeye bağlıydı. Gümüşlüoğlu’nun sözleriyle: “İran’ın saldırıları yalnızca askeri bir tehdit değil, aynı zamanda Körfez’in ekonomik yükselişinin temelini oluşturan güvenlik algısına yönelik bir meydan okuma anlamına geliyor.”

    Sorun kısa vadede salt bir imaj sorunu da değil: doğrudan ekonomik kayıplar. İran füzelerini ve İHA’larını durdurmak için harcanan milyar dolarlık savunma harcamaları bir yönü. Diğer yönü ise boşalan oteller, iptal edilen uçuşlar ve etkinlikler, ertelenen yatırımlar, aksayan lojistik ve enerji akışı, hatta Katar’ın LNG üretimini durdurmak zorunda kalması. Bir haftalık maliyeti bile ağır sonuçlar.

    Belki daha da büyük sorun Amerika ve İsrail’in savaşı bitse bile –ve savaşın sonucu ne olursa olsun– Arap Körfez ülkelerinin İran’la karşı karşıya yaşamaya devam edecekleri. Körfez ülkeleri İran’ı artık soyut bir bir tehdit olarak değil, doğrudan şehirlerini, limanlarını, havaalanlarını ve enerji altyapılarını vurmuş bir düşman olarak görecek. Bu da savunma harcamalarının artması, hava savunma sistemlerine daha büyük kaynak ayrılması, kritik altyapının tahkim edilmesi ve ekonomik çeşitlenme projelerinin daha pahalı hale gelmesi anlamına gelecek.

    Son olarak. Süreç, Körfez Arap ülkeleri için acı bir gerçeği de yeniden açığa çıkardı. İsrail söz konusu olduğunda, Amerika’nın gözünde onların güvenliği ve çıkarları çok kolay ikinci plana itilebiliyor. Aslında bu yeni bir duygu değil. Körfez’in Washington’a dair güvensizliği en azından  Amerika’nın Irak işgaline kadar gidiyor. O günden beri bu ülkeler Amerikan güvenlik şemsiyesi altında kalmaya devam ederken, ona alternatif de aradılar. Son savaş bu ikilemi daha çıplak bir hale getirdi.

    Körfez ülkelerinin Amerika’ya yönelik şüpheleri artarken, dünya Çin’in yükselişine şahitlik etti. Ve bu Körfez başkentlerinin gözünden kaçmadı, hatta Çin’in bir gün en azından dengeleyici bir güvenlik gücü olabileceği fikriyle flört etmeye başladılar. Fakat bu savaş, ekonomik ağırlık ile askeri himayenin aynı şey olmadığını yeniden gösterdi.

    Çin saldırıları kınadı, gerilimin düşürülmesini istedi ve Körfez ülkelerine dış müdahaleye karşı birlik çağrısı yaptı. Bu görünenin ötesinde Çin, İran’a ne türde ve ne çapta destek verdi? Bunu halihazırda net bilmiyoruz. Ancak her halükarda Çin’in verebildiği ya da vermeyi tercih ettiği somut, dişe dokunur desteğin Körfez monarşilerinin ihtiyaç duyduğu türden bir güvenlik şemsiyesi yanında fazlasıyla eksik kaldığı aşikar. Körfezliler için asıl açmaz da bu: Amerika artık tam güven veren bir müttefik değil, ama onun yerini doldurabilecek başka bir güç de henüz yok.

    Sonuç olarak bir haftanın sonunda savaşın kazananı henüz belli değil. Ama kaybedenler bütün bölge ülkeleri. Sadece İranlılar değil, Körfezliler de. Lübnanlılar, Filistinliler ve diğerleri. Daha vahimi ise savaşın daha sert ve soğuk bir mevsimin kapısını da aralamış olabileceği.


    Forugh Farrokhzad’ın bir dizesi geliyor hatırıma…

    Ve işte buradayım,
    yalnız bir kadın,
    soğuk bir mevsimin eşiğinde,
    yeryüzünün lekelenmiş varlığını fark etmenin şafağında,
    göğün mavi umutsuzluğunu
    ve çimentodan bu ellerin aczini duyarak.

    Bölge işte öyle bir eşikte…

    Birol Başkan güncele ve güncel olmayana dair paylaşımlarını birolbaskan.substack.com adresinde yapmaktadır.

    Dünya M
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikBir Devlet Yönetim Biçimi Olarak: “Sözün Bittiği Yer” Söylemi

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Yazılar

    Bir Devlet Yönetim Biçimi Olarak: “Sözün Bittiği Yer” Söylemi

    8 Mart 2026 Elif Avcı
    daktilo2 Röportajlar

    Mehmet Akif Koç: Türkiye Ortadoğu’da, İran, İsrail ve Körfez Ülkelerinin birbirini dengelemesini ister

    8 Mart 2026 Bahadır Çelebi
    Çeviriler daktilo2 PROJECT SYNDICATE

    İran’ın Enerji Savaşı Stratejisi

    8 Mart 2026 Daktilo1984

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Soğuk Bir Mevsimin Eşiğinde: İran’da Savaş ve Düşündürdükleri

    8 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    Bir Devlet Yönetim Biçimi Olarak: “Sözün Bittiği Yer” Söylemi

    8 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Elif Avcı

    Mehmet Akif Koç: Türkiye Ortadoğu’da, İran, İsrail ve Körfez Ülkelerinin birbirini dengelemesini ister

    8 Mart 2026 daktilo2 Röportajlar Bahadır Çelebi

    İran’ın Enerji Savaşı Stratejisi

    8 Mart 2026 Çeviriler daktilo2 PROJECT SYNDICATE Daktilo1984

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}