Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » İran Krizinin Orta Ölçekli Güçler İçin Anlamı
    Çeviriler PROJECT SYNDICATE

    İran Krizinin Orta Ölçekli Güçler İçin Anlamı

    By Daktilo198424 Mart 20266 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Yazar: Ekrem İmamoğlu
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı Adayı
    Çeviri: Mert Söyler

    Orta ölçekli güçler arasındaki dayanışmanın gerçekten bir işe yaraması için, bu gücün hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik kural ve ilkeleri benimseyen yeni bir devletler sistemi kurmaya harcanması gerekiyor. Aksi takdirde, dışa bağımlılığın silaha dönüştüğü, halkın rızasının ayak bağı sayıldığı ve yalnızca gücün hüküm sürdüğü bir dünya ile baş başa kalırız.

    Silivri Cezaevi, Türkiye – Silivri Cezaevi’ndeki esaretimin birinci yılını geride bırakırken, bu duvarların ötesinde olup bitenler sadece politikaların değiştiğini değil, uluslararası düzenin de çökmekte olduğunu gösteriyor. Manşetleri İran ve Orta Doğu’da tırmanan şiddet sarmalı kaplıyor; güç siyasetinin küresel ilişkilerde bir kez daha oyunun kurallarını belirlediğini acı bir şekilde görüyoruz.

    İran’daki çatışmalar, Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Davos’taki konuşmasında çok güzel ifade ettiği o “kırılmanın” tam bir somutlaşmış örneği. Son otuz yılımızı şekillendiren o iç rahatlatıcı varsayımlar hızla çöküyor: Ekonomik bağların çatışmaları önleyeceği, küresel yönetişimin zamanla güçleneceği ve teknolojik ilerlemenin özgürlük alanını genişleteceği inancı artık kimseye inandırıcı gelmiyor.

    Tüm bunların yerini çok daha acımasız bir gerçek aldı: Eskiden dünyayı birbirine bağlamak için kurulan mekanizmalar, bugün birer şantaj ve gözdağı aracına dönüşmüş durumda. İş birliği gibi kavramların içi, önce sakız gibi uzatılarak, şimdiyse açıkça yalan ve kötü niyetle tamamen boşaltıldı. “Diplomasi” dediğimiz şey artık çoğu zaman sadece baskı kurmaktan ibaret; uzlaşma maskesi takmış tehditler, kapalı kapılar ardında dönen pazarlıklar veya sırf fotoğraf vermek için yapılan görüşmeler haline geldi.

    Hem Davos’ta hem de Münih’te konuşulanların alt metni şuydu: Kriz yönetimi artık eskisi kadar tepeden inme yürümüyor. Caydırıcılık söz konusu olduğunda büyük güçlerin sözü hala geçebilir. Fakat hegemonik aktörler oyunbozanlığı seçip uluslararası hukuku pervasızca çiğnedikçe; gerilimi yatıştırma ve arabuluculuk yapma yükü, esnek ve iç içe geçmiş diplomatik ağlarla hareket eden orta ölçekli güçlerin omuzlarına biniyor.

    Bu ülkeler tek ve katı bir blok halinde hareket etmek yerine, büyük güçlerin arasındaki rekabetin hantallığına takılmadan, duruma özel koalisyonlar kurarak çok daha hızlı ve ortaklaşa adım atmayı öğreniyorlar. Büyük aktörler kenara çekildiğinde veya süreci sabote ettiğinde; yaptırımları ve insani koridorları ayarlayan, esir takaslarına aracılık eden, gizli diplomasiler yürüten ve çok taraflı kurumları ayakta tutanlar yine bu orta ölçekli güçler. En güçlü devletler kafa kafaya gelip uzlaşma umutlarını tükettiğinde, diplomasinin nefes alabilmesi için gereken o dar kapıları açanlar çoğunlukla onlar.

    Ne var ki, orta ölçekli güçlerin kuracağı bir yapının ayakta kalabilmesi için herkesin aynı kurallara uyduğu, demokratik bir güven zemini şart. Böyle kırılma anlarında otokratik devletler çoğu zaman kendilerini küresel istikrarın “vazgeçilmezi” gibi pazarlar. Liderleri bu puslu havayı içeride kendi koltuklarını sağlamlaştırmak için kullansa da, kısa vadede uluslararası krizleri çözmeye talipmiş gibi görünebilirler. Fakat otokratlardan, kurallara dayalı yeni bir düzenin güvenilir bekçileri olmaz; çünkü zaten kuralları kendilerini bağlayan bir şey olarak görmezler. Onlar için her şey bir al-ver meselesidir.

    İran’daki kriz, diplomasinin o ince bağları koptuğunda neler olduğunu ve meşruiyetin en az güç kadar önem taşıdığını açıkça gösteriyor. Yeni jeopolitik düzende büyük güçler, ipleri kendi ellerine alıp önce zora başvurmayı, diplomasiyi ise ancak sonradan devreye sokmayı tercih ediyor. Fakat içerideki yönetim halkın rızasından çok zorbalıktan beslendiğinde, dışarıda kurulan istikrar da son derece kırılgan oluyor: Politikalar günübirlik tepkilere dönüşüyor, caydırıcılık doğaçlama ilerliyor ve devletin hareket alanı sağlam ilkelerden ziyade anlık güç dengelerine bağlı kalıyor. Günün sonunda elimizde yenilenmiş bir dünya düzeni değil, herkesin sonradan mecburen ayak uydurmaya çalıştığı emrivakilerle dolu bir enkaz kalıyor.

    Karşımızda aşılması imkansız bir engel var. Hukuku sadece işine geldiğinde kullanacağı bir araç gören bir iktidar, kağıt üzerinde hep reform sözü verir ama iş icraata gelince ayak diretir. Daha adil bir sistemi destekliyormuş gibi yaparken, el altından kendi çıkarına olan o çarpık düzenin sürmesini sağlar. Kaostan ve kargaşadan beslenen ülkeler için gerçekten adil bir düzen bir hedef değil, düpedüz bir tehdit.

    Tam da bu yüzden, kurulacak her türlü yeni küresel sisteme demokratik ülkeler öncülük etmeli. Demokrasilerde liderler değişse de kurumlar ayakta kalır. Hukuk, gücün keyfi kullanımına hizmet etmek için değil, onu sınırlandırmak için var. Bir demokrasinin bağımsızlık ve egemenlik konusundaki asıl sınavı; sadece topraklarını ve ekonomisini değil, aynı zamanda siyasi yaşam biçimini ve hukukun üstünlüğünü de savunup savunamadığıyla ölçülür. Demokratik ülkeleri öngörülebilir ve güvenilir kılan şey, işte bu ilkelere olan sıkı bağlılıklarıdır.

    Coğrafyanın tek başına aynı güveni verebileceğini düşünmek büyük bir hayalperestlik. Küresel rakipler arasında güç dengesi kuran “kilit bir ülke” olmak, köklü kurumların yerini tutamaz. Stratejik açıdan ne kadar önemli olursa olsun, kurumları zayıf bir devlet her zaman güvenilmez bir ortak olarak kalır; dış baskılara çabuk boyun eğer ve onu kendi safınızda tutmanın bedeli hep çok ağır olur.

    Devlet gücünü güvenilir kılan şey demokrasinin ta kendisidir. Uzun vadeli kararlar almayı ve kalıcı ittifaklar kurmayı sadece demokrasi mümkün kılıyor. Verilen sözlerin tutulacağına, hataların düzeltileceğine ve krizlere karşı direnç gösterileceğine dair o sarsılmaz güvenin temelinde demokrasi yatıyor. Hukukun muhalefeti susturmak için bir silaha dönüştürüldüğü ülkelerde, “daha adil bir uluslararası düzen” çağrıları zerre kadar inandırıcı gelmiyor. Kendi ülkem bunun en canlı örneği.

    Carney’nin orta ölçekli güçler arasında yaptığı dayanışma çağrısını çok önemsiyorum. Fakat bu dayanışmanın gerçekten bir işe yaraması için, hukukun üstünlüğüyle yönetilen ve demokratik normlara, ilkelere yürekten bağlı yepyeni bir devletler sistemi inşa etmekte kullanılması şart. İlkeli diplomasi; çıkarların uluslararası hukuk çerçevesinde, kimseye zorbalık etmeden veya başkalarının haklarını çiğnemeden, disiplinli bir şekilde peşinden koşmak demek. Amacı da meşruiyetinden güç alarak kalıcı olabilecek sonuçlar yaratmak.

    Yanlış anlaşılmasın, kimsenin dışlanmasını savunmuyorum. Türkiye gibi demokrasi sınavında tökezleyen ülkeler bir köşeye itilmemeli. Kurulacak yeni bir küresel sistem, uluslararası hukukun temel ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olmalı ve eskisinden çok daha kapsayıcı bir yapı sunmalı. Ortak standartlar oluşturmak, kimseyi geride bırakmadan tüm ülkeleri hep birlikte ileriye taşıyarak sisteme katılımı zamanla çok daha kalıcı, inandırıcı ve dirençli hale getirir.

    Daha somut ifade etmek gerekirse, bu yeni düzenin işe yaraması çifte bir kararlılığa bağlı: Hem uluslararası düzeyde ortak değerler etrafında iş birliği yapmak hem de ulusal düzeyde demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü güçlendirmek. Bu kriterler yerine oturduğunda, devletler masaya oturup ortak bir ilkeler bütünü üzerinde uzlaşabilir.

    Bu ilkelerin en başında; ticareti, finansal akışları, teknolojiyi ve veriyi “gücün hukukunun” değil, “hukukun gücünün” yönetmesi gerektiği geliyor. Çok taraflılık; göç ve iklim değişikliği gibi krizleri sadece idare etmekle yetinmemeli, sorunların kökenine inmeli ve yükü çok daha adil paylaştırmalı. Dijital altyapılarda veya sınır ötesi tedarik zincirlerinde dayanıklı kalabilmek için ortak mekanizmalara ihtiyaç var. Ve tabii ki meşruiyet, demokratik kurumları zorunlu kılıyor: Bağımsız bir yargı, özgür bir basın, gerçek bir seçim rekabeti ve siyasi rakipleri suçlu ilan etmenin kesinlikle kabul edilemez sayılması.

    Bu yıl Davos ve Münih’ten çıkan mesaj diplomasinin öldüğünü değil, sadece ağırlık merkezinin kaydığını gösteriyor. Büyük güçler arasındaki rekabet giderek sertleşirken, gerilimi düşürmenin pratik yükü kapılarını diyaloğa açık tutmaya niyetli orta ölçekli güçlerin omuzlarına kalıyor. Bu sorumluluğu ciddiye almak zorundalar; çünkü 8,3 milyar insanın yaşadığı bir dünya, sonu gelmez bir zorbalığın ve kaosun yükünü taşıyamaz. Dünyadaki orta ölçekli güçlerin uyum içinde hareket etmesi sadece kendilerine değil, Küresel Güney’deki gelişmekte olan ülkelere de fayda sağlayacak. Eğer böyle bir dayanışma olmazsa, bu ülkeler tek tek yalnızlaştırılacak, baskı altına alınacak ve en nihayetinde egemenliklerini yitirecek.

    Eğer orta ölçekli güçler bir araya gelirse, bozulan dengeyi yeniden kuracak o yepyeni uluslararası düzenin temellerini atabiliriz. İran krizi, jeopolitik gidişatı sadece kaba kuvvetin hüküm sürdüğü bir dünya olmaktan çıkarmak için bu onarımın ne kadar hayati olduğunu hepimize gösteriyor. Bir cezaevi hücresinden bakarken bile, böyle bir temelin atılabileceğine dair inancımı koruyorum.

    ©Project Syndicate

    Yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz.

    Dünya L2
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous ArticleGüç, Politika ve Sermaye Kıskacında Rönesans Sanatı ve Medici Ailesi
    Next Article İstanbulîn: Türk Modernleşmesinin Doğum Hikâyeleri | Burak Dalgın | Yerden Yüksek S2B06

    Diğer İçerikler

    D84 INTELLIGENCE

    Beyond the NATO Summit Communiqué: The Human Front of NATO

    24 Temmuz 2026By Nancy Snow
    Çeviriler PROJECT SYNDICATE

    Dünyanın Soyguncu Baronu Olarak ABD

    23 Temmuz 2026By Daktilo1984
    Videolar

    Osmanlı’da Modernleşme ve İletişim | Bahadır Çelebi & Hediye Levent

    22 Temmuz 2026By Bahadır Çelebi

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}