Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » “Eski Dostum Tankla Gelmiş”: Trump’ta İstisna Hâlinin Gösterisi, Erdoğan’da Yalın Hayatın İnşası
    daktilo2 Yazılar

    “Eski Dostum Tankla Gelmiş”: Trump’ta İstisna Hâlinin Gösterisi, Erdoğan’da Yalın Hayatın İnşası

    Onur Tuğrul Karabıçak8 Şubat 202613 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    ABD’nin Minneapolis kentinde yükselen şiddet, Türkiye’de geçtiğimiz yıl yaşanan protestolar ve hak mahrumiyetleri, hukukun kötüye kullanılması; otoriterleşme ve egemenlik gibi kavramların çokça görünür olmasına yol açtı. Egemenliği çoğu kez otoriterlik/keyfilikle, hegemonyayı da kaynak dominasyonuyla karıştırdık; oysa otoriterleşmeden bağımsız biçimde egemenliğin kaynaklarını (hukukun ve sınırlarının kaynağını) tartışmak gerekir.

    Demokratikleşme paradigması da aktörler otoriterleşene dek iktidarın işleyişini arka plana itip rekabet ölçütlerine yaslandı. Bu yazıda Donald Trump’ın (1) iç siyasette legal şiddeti görünür kılarak ve (2) ABD’deki hukukun üstünlüğü anlatısının iç çelişkilerini ortaya koyarak (3) kendi hegemonyasına bağımlı olan potansiyel bir istisna hâline de ortam hazırladığını savunuyorum. En nihayetinde Trump, tıpkı dostu Erdoğan gibi, siyasetin eski oyun kitabını alıp, yeniden kodlayıp, kişisel nüfuzunu bu yeni düzenin kristal kulesi yapmak istiyor.

    Somerville’de Bir Öğrenci

    2025’in 25 Mart’ında, günlük güneşlik bir sabah, Somerville’de Türkiye’den gelen bir doktora öğrencisi yürüyor. Doktora öğrencisiyseniz, genelde yürürken telefonda konuşursunuz, gününüzü anlatır, eğer ilk kuşak üniversite mezunuysanız, yani kültürel sermayeniz yoksa, aileniz sizinle birlikte fakülte içi çekişmeleri bile öğrenir. Bu ritüeli gerçekleştirirken, güvenli bir muhitte dünyaya demokrasi yaymasıyla bildiğimiz bu devletin birkaç memuru olduğunu haberlerden okuduğumuz, yüzü maskeli adamlar kadraja giriyor: Ne polis oldukları belli ne de yetkileri… Mahallelinin istifi, anlamadıkları dilde bir çığlıkla bozuluyor: “Anne Fatma’yı ara!”

    O sıralarda Donald Trump hükümeti, üniversite kampüslerindeki Filistin protestolarını düzenleyen öğrencilerin oturum izinlerini iptal ederek onları sınır dışı etmeye uğraşıyor, bunu federal düzeyde işlev gören ICE üzerinden yapıyordu. Birkaç ay içerisinde billboardlarda, hükümetin Twitter ve YouTube reklamlarında insanlara “America Needs You, Join ICE” gibi iş ilanları karşımıza çıkacaktı.

    Rümeysa Öztürk, 2025 model ICE’ın ilk Türk mağdurlarından. Yalnızca birkaç ay önce F1, yani göçmen-olmayan-vize statüsünü elinde bulunduran, okulundan ya da hükümet kaynaklarından maaş alan bir doktora öğrencisinin hakkında soruşturma açılmasından ya da suç işlemesinden bahsetmiyoruz; bir operasyon gösterisinden bahsediyoruz. Rümeysa’nın ABD devletinin derinlemesine yaptığı ve onayladığı araştırma sonucunda bir vize statüsü var ve ICE bu statüyü iptal etmek maksadıyla Rümeysa’yı derdest ettikten sonra, Rümeysa kıtanın bir diğer ucuna götürüldüğü Louisiana’da sınır dışı edilmek üzere duruşmaya çıkarılacak, gözaltı tesisinden mahkeme kararıyla döndüğünde, ABD demokrasisine teşekkür edecekti.[1]

    İktidar Pratikleri ve Boğucu 2025 Baharı

    Michel Foucault’nun ortaya koyduğu üzere, iktidar mefhumu bizleri denetler, talim eder, tasnif eder, sayar, kaydeder, bize kimlik verir ve bizi özel statüye alıp kendi geliştirdiği tekniklere göre okunaklı hâle getirir.[2] Lakin bazı noktalarda benim yorumum, Foucault’nun disipliner iktidar çözümlemesinden ayrıldığımız yönünde: Günümüzde iktidar pratiklerinin içeriklerinden ziyade görünürlükleri ve gösterileri öne çıkıyor; bu da iktidarın etkilerini daha sinik, daha tepkisel ve daha kısa devreli hâle getiriyor.

    2025 baharında Türkiye’de süregelen protestolar ve ABD’deki güvensizlik ortamı oldukça boğucuydu. Boğucuydu, çünkü iktidarın baskıyı bir bilgi nesnesine çevirdiği gibi direniş özneler tarafından bir bilgi nesnesine dönüşmüyordu. Hükümetlerin hukuki olağanüstü hâl pratiklerini siyasetin gündelik işleyişi yapmaları karşısında da muhalefetin elinde bir know-how yoktu. Türkiye’de İmamoğlu’nun diploma iptali ve Silivri’ye gönderilmesi, diğer yanda ICE’ın göçmenleri deport etmek için maskelerle ve belirsiz yetkilerle sokaklarda cirit atması, dikkatimi iktidar pratiklerini egemenlik bağlamında tartışan Agamben’in istisna hâli (state of exception)[3] ve yalın hayat hatlarına taşıyordu. Lâkin bu kavramlar, eleştirel olmakla birlikte, hayal edilen analitik değeri tek başına getirmiyordu.

    İstisna Hâli’nin Ürettiği Özneler: Yalın Hayat ya da Yalınlaştırma

    Normal şartlarda hukuk, ceza ve düzenleme izlencesi ortaya koyar, bunu da özneleri ve durumları okunaklı hâle getirerek yapar. Hukuk tarafından okunaklı olmak, hukuk kurumlarının sizi görmesi ve davranışlarınızı ve statünüzü tasnif edebilmesidir ki bu kurumlar üzerinizde iktidar kurabilsin. Ancak birine ceza veriyorsanız, onun hukuki bir değeri vardır. Eski toplumlarda birini kurban ediyorsanız, bu yapılabilecek en değerli takastı, en çok anlam taşıyan ve telafisi mümkün olmayan bir hareketti. Romalılar toplum nezdinde önemli olan birini insanları tetiklemeden ortadan kaldırmak (hukuk için ve hukuk tarafından okunaksız hâle getirmek) istediklerinde bunu basitçe hukuku esneterek, kendi koydukları kuralları yıkarak yapamazlardı. Ölüm, telafisi ve ikamesi olmayan bir pratik olduğu için değerliydi, hukuk ceza koymadan öldüremezdi. Bunun için hukukun sınırını çizen, hukukun istisnası olan, topyekûn hukuku ortadan kaldırmayan bir kaynakları vardı: Homo Sacer. Öldürülebilir ama kurban edilmeyen; öldürülmesi cinayet sayılmayan, fakat dinsel bir anlam da taşımayan, dolayısıyla saf şiddetle hukuk arasındaki eşiği oluşturan bir figürdü. Bu figür, hukukun dışında bırakılmış bir hayat değil; aksine hukukun içinde, toplumun tam eşiğinde, hukuken okunamayan bir insan tasnifi: yalnızca tutulabilir, alıkonabilir ve öldürülebilir bir varoluş biçimi. Hukuk, bu figürle hayatı korumuyor; onu yalnızca cezasızca ortadan kaldırılabilir bir varlık olarak tanımlıyor ve daha da önemlisi, hukuk bu tip bir tanımlama gücünü kendisine veriyor. Dolayısıyla şiddetin uygulanabilirliği de hukuk tarafından böyle sağlanıyordu.

    Modern dönemdeki anayasa ve hukukun egemenlikle olan ilişkisi, en popüler şekilde Schmitt ile tartışılsa da, Walter Benjamin’in ısrarla istisna hâlinin norm haline gelmesinden rahatsızlığı, Agamben’in İstisna Hâli kitabının ana aksını oluşturuyor. Agamben bu tartışmaların bir taramasını yaparak, hukukun oldukça çelişkili bir biçimde kendi kendini askıya alabildiği, sınırlarını çizebildiği olağanüstü hâl, savaş durumu, ya da kuşatma hâli gibi istisnalar belirlendiğini ortaya koyuyor. Bu karışık durumu, aslında hepsinin özündeki bir yasaya değil ama bir eğilime, pratiğe bağlıyor: istisna hâli. Agamben’e göre bunlar, istisna hâlini “olağan hâl” yapmak değil, olağan hâli, her an istisnaya çevrilebilir kılmak için geliştirilen hukuki–siyasal tekniklerdir. Bu tekniklerin hukukun norm ve yürürlük arasında boşluk açması ise hukukun kendi kendini askıya alma kapasitesini normalleştiren bir yönetim rasyonalitesidir. Modern yönetimlerde bu, her an istisna yaratılabilmesine izin vererek, yönetim şekli demokrasi ya da otoriterlik de olsa hukukun üstünlüğünün gerçekle ilişkisini kısıtlayan, kafa karıştırıcı bir boşluktur.

    İstisna hâli, modern hayatta Homo Sacer’e benzer şekilde yalın hayat üretir. Agamben bu yalınlaştırılmış hayata itilen insanları “juridically unnamable being”, yani hukuken adlandırılamaz bir varlık olarak tespit ediyor. Bu figür, hukukun kategorileri içinde adlandırılmasa bile, hukuki norm ile pratik arasındaki askı rejimi tarafından yönetilir ve fakat bu olağanlaşır. Tıpkı meşruiyet için söylediğim üzere, yalın hayat esasında hukukun keyfî biçimde çiğnendiği kuralsız hayat değil, tersine, hukukun sınırında tutularak statüsü belirsizleştirilen hayattır. Hukuk tarafından tanınan bir okunaksızlık ve dolayısıyla kayıtsızlık alanındadır.

    Modern egemenlik, belirli grupları ya da bireyleri hak sahibi öznelere dönüştürmekten çok, onları haklarından soyulmuş, statüsüz, korunmasız bir yaşama indirgeme kapasitesiyle işler. Bu bağlamda bare life (yalın hayat), biyolojik hayatın (zoē) siyasal formdan soyulmuş hâlidir. Agamben’e göre tehlike, istisnanın ilan edilmesi değil; karar ile icranın birbirinden ayrışmadığı, istisnanın norm hâline geldiği noktada hukuki-siyasal düzenin, hukuku koruma işlevini yitirerek öldürülebilir hayatları organize eden bir makineye dönüşmesidir. Agamben, modern siyasetin homo sacer üretme siyasetine döndüğünü söylüyor.[4] Hukuk düzeninde kişisel yetki ve normu üst üste geldiğinde, yani istisna hâlinin bir norm olup yalın hayatın bu normun öznesi olduğu an, aslında iktidarın ana aksının bir boşluk tarafından işgal edilmesi demek olur. Agamben, bu boşluğun etkisiz değil, tam aksine cezalandırılamaz bir ölüm makinesini ortaya çıkardığını söyler.[5]

    İstisna Hâlinin Gösterisi ve Hukukun İç Çelişkileri

    Trump, ICE[6] ile legal şiddeti kendi hegemonyası için gerekli bir gösteriye dönüştürdü.[7] Çattığı insanlar doğrudan ötekileştirdiği insanlar ve Demokratların yönetimindeki bölgeler, kullandığı kurumlar Demokratlar tarafından da kullanılan kurumlar. Bu gösterinin saçtığı dehşet, öfke ve güvensizlik hislerini gözden kaçırmamak gerekiyor. Burada ilk göze çarpan, ICE’ın kaç kişiyi deport ettiğinden ziyade performatifliği.

    Biraz daha detaylandırmak gerekirse, Trump’ın ICE üzerinden sahnelediği istisna, henüz Agamben’in tarif ettiği bir yalın hayat üretmek/istisna hâlini aktive etmek değil; daha ziyade, hukukun bu çelişkisini, yani hukukun hukuken askıya alınabilirliğini görünür kılan ve bu görünürlüğü hegemonya üretmede kullanan bir ifşa ve kışkırtma rejimi gibi işliyor. Hukukun üstünlüğü anlatısı, keyfiliği dışarıda bırakan bir normallik vaat ediyordu; ICE pratiği ise keyfiliğin bizzat hukuki mekanizma içinden üretilebildiğini gösteriyor.[8] İronik bir şekilde, hem istisna hâli gibi bir boşluktan neşet eden bu federal yapıyı güçlendirip onu partizanlaştırıyor, hem de bu yolla ICE üzerinden kitleyi kışkırtarak olağanüstü hâl yasalarını, yani gerektiğinde gerçek istisna hâlini ortaya koyabileceği bir oyun planı kurmuş oluyor.

    Bu istisna hâlinin yönetsel bir norma dönüşebilmesi en nihayetinde olayların tırmanmasına bağlı. Ancak bu tip bir an yakalamak ve bunu sürdürebilmek için hegemonik bir zeminin kurulması gerekiyor. Hatırlayalım, istisna hâli, hukukun içsel çelişki ve tehlikesini açığa çıkaran bir momentti; Agamben’in tespitleri de bu yüzden eleştirel bir değer taşıyordu. Buradaki boşluk, hukukun otoriter çelişkisiydi: Trump bu boşluğu görünür kılarak hukukun üstünlüğü söylemini içeriden zayıflatıyor ama aynı zamanda bu boşluğu kullanabilmek için zemin hazırlıyor.[9] Buradaki zıt kutupları, Trump’ın kişisel nüfuz ile hukukun üstünlüğü söylemi olarak ortaya koyarsak varış noktamız şu olacaktır: Hukukun tamamen yok sayılmaması, istisna hâli gibi bir işlevi sebebiyle araçsallaştırılması ve eskiye nazaran biraz daha önemsizleşerek varlığını koruması olarak anlayabiliriz.

    Trump eğer isteseydi ülkedeki yasadışı göçmenleri sınır dışı etmek için daha az karmaşa çıkaran ve yine efektif bir yol izleyebilirdi; tıpkı Barack Obama gibi. Ama yapmadı, çünkü o şekilde istisna hâli/yalınlaştırma pratiklerinin performe edileceği sahne kurulmazdı. Buradaki performatiflik, siyasetin yeni tanımını işleme koymayı hedefliyor ve bu sürekli kendini yenilemek zorunda olan bir hegemonik iktidar pratiği. Kendini sürekli yenilemek zorunda çünkü bu iktidar pratiği öznelerin okunaklı olabilmesi için “güçlünün güçsüzü ezmesi” ve “Trump’la anlaşabilmek” dışında yeni bir aparat/izlence öne sürmüyor.

    Performatiflik ve Tanımlama Gücü

    Egemenlik teorilerinde, Schmitt’ten Agamben’e, aslında gördüğümüz şey, Foucault’nun iktidar mefhumuna atfettiği tanımlama pratiği. Tanım yapmak, yalnızca isimlendirip geçmek değildir. Örneğin, kavramsallaştırma yapan bir akademisyen vakanın kendisini değiştirmez. İktidarın hegemonyaya dönüşmesinin ana damarı, siyasetin içeriğini tanımlamak ve tanımlandığı şekliyle performe etmektir. Performatiflik, bir şeyleri etme eyleme hâlinde var kılmaktır, bir işin isimlendirilmesiyle işleyişinin ya aynı olması (bir özneyi ‘bare life’ yapabilmek buna uygun) ya da aradaki farkın önemsizleşmesidir (bare life olup olmaması arasında pratik olarak bir fark kalmaması).

    Trump siyaseti yeniden tanımlayarak nüfuz etmek istediğinde, yapması gereken şey herkesi ikna etmek değil, eski anlatıyı (hukukun üstünlüğünü) geçer tanım olmaktan çıkarmak ve özneleri buna tepkiye rağmen alıştırmak. Bunun için pratiğin görünürlüğü, pratiğin özünün önüne geçiyor. Peki kişiler neden görünürlüğü özün önüne koyarlar? Çünkü Trump için hegemonya, hukuku işletme kapasitesi değil, tanımlama ve sahne kurma kapasitesi. Burada onun için önemli olan yaptığının onay görmesinden ziyade tepkinin elimine edilmesi ve bir direniş olarak değil, saman alevi şeklinde açığa çıkması. Trump’ın hedefi, istisnayı ilan etmekten önce, istisnayı ilan ettiğinde buna direnç göstermeyecek bir siyasal zemini kurmak; hegemonya bu yüzden Trump ve çevresinin yönetebileceği bir ‘istisna’yı mümkün kılan ön koşul hâline geliyor.

    Hukuki anlamda egemenlik otoriterleşmeyle birlikte tartışılmıyor, yani Bush bir anda istisna hâli yarattığında egemen olmuş olmuyordu. Buradaki diğer tartışma konusu, gösteri ve ironi. Şöyle diyelim, Bush’un yarattığı istisna hâli ve alanları ancak geriye dönük bir şekilde anlaşılabildi; Abu Ghraib ve Guantanomo Körfezi Hapishanesi sonradan ortaya çıkartılan istisnalar. Bunun üzerine, Bush illegal bir iş yapmış birisi olarak ceza görmedi, hukukun yürürlüğü, ölüm makinesi yaratmış, bunu yapan failleri de düzen içinde ele almıştı. Trump’ın ICE aracılığıyla yaptığı şey tam olarak bu değil, lakin ICE’ın neşet ettiği nokta istisna hâline bağlanıyor; federal bir kolluk kuvveti olan ICE’ı ABD’de durdurabilecek yasal başka bir erk yok ve bu kolluk kuvveti gittikçe partizanlaşıyor ve insanları kışkırtıyor.

    Silivri vs. ICE

    O sıralarda Türkiye’de mahkemeler Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını iptal etmiş ve “kaçma şüphesi üzerine tutukluluk hâlini” onu siyasal hayattan yalınlaştırmak için kullanıyor ve insanlar da tepki olarak sokağa çıkıyordu, hatta aynı aksın devamında İmamoğlu’nu savunan avukatın da hapse atıldığını görüyorduk. Bundan yaklaşık bir yıl sonra ise toplumsal tepkinin bir direniş reaksiyonundan, aksiyon almayan, içerleme hâlinde bir kitleye dönüşünü izledik. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali, Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı ve devlet tarafından onaylanan belgelerin teker teker silinmeye çalışılması, toplumsal değerini yok etme çabası ve İmamoğlu’nun hukuki varlığının yok sayılmaya çalışılması, birer yalın hayata yaklaştıran/yalınlaştırıcı pratikler.

    Demirtaş’ı ve siyasetten emekli oluşunu düşündüğümüzde, Gezi davalıları Tayfun Kahraman’ı ve ona yapılan yargısal şiddeti, yıllardır dışarı çıkamayan Osman Kavala’yı bu zincire ekleyebiliriz. Rıza üretmek yerine düşmanlarını görünmez kılıp bunu zamana yayıp alıştırmak, maalesef insanları yalın hâle getiriyor. İmamoğlu henüz bir yalın hayat yaşamıyor, lakin gücü, görünürlüğü elinden alınmış durumda. İmamoğlu kendi kendine var olamıyor, varlığı iktidarın izin verdiği ölçütlere dayalı durumda, tüm kaynaklarıyla.

    İmamoğlu’nun hukuken okunaklı olup olmaması, onu kayıtsızlaştırma yoluyla sağlanmaya çalışılıyordu. Ancak sonucunda gördüğümüz şey, bir istisna yaratma gösterisinden ziyade, bu kez hukukun topyekûn bir aparat hâlini alması oldu. Yani, hukuk vatandaşları hukukun gözünde değil, siyasetin gözünde okunaklı bir hâle getirmeye çalıştı, “ifadeye çağrılma” ve suç teşkil eden unsurların “ihbar/sinyalleme, görünürlük” gibi kıstaslarla işliyor, göz altına alınan insanlar belli bir hizaya sokularak video kaydına alınıyor. Böylece bireyler, hak mahrumiyeti yaşamamak için, hukuksal statüyü elinizde tutabilmek ve mülkiyet ilişkilerinde aktör olabilmek için hukukun değil, Erdoğan’ın kontrolündeki siyasete başvurmak zorunda kalıyorlar.

    Erdoğan, iktidarın disipline edici ve hükümranlık dönemi pratiklerinin gösterisini yapıyor: doğum kontrolü, öznelerin bedenlerine karışmak, ekonomik hayatı bireyin tek başına yaşayamayacağı şekilde düzenlemek, devletin kayıt mekanizmasını dijitalleştirmek, teknofestler, tarihi diziler, toplumu gözetleme pratiklerini kolluk kuvvetleri üzerinden artırmak ve cezalandırmak vb. Çünkü bu performans, Erdoğan’ın kişiselleştirdiği ve pragmatik dönüşler alabilen güçlü devlet-lider anlatısını nüfuzlu hâle getiriyor. Erdoğan’ın yalın hayat yaratısı ise bir güç mücadelesi; diğer siyasi aktörlerin ve grupların kendi kendilerine var olamamalarını sağlıyor ve bunu çoğu kez görünürlükten arındırarak yapıyor. Şöyle diyebiliriz; Erdoğan siyaset alanını belirlerken rakiplerini siyasal olarak okunaksız, toplumsal olarak da görünmez hâle getirmeye çalışıyor.

    Trump ise istisna hâli pratiklerini gösteriye dönüştürüyor. Uğraştığı insanları ve işe koştuğu kurumu hiper-görünür yapıyor, hiper-görünür olan özneler kayıtsız kalmaktan ziyade yeniden kodlanabilir hâle geliyor. Sonrasında hak mağduriyeti yaşayan insanlar mahkeme yoluyla haklarını geri alabilseler de Trump’ın istediği olmuş oluyor: hukukun işleme sürecindeki çelişki, zorluk ve Trump’ın bu gücü hukukun yarattığı boşluk alanlarından alması. Erdoğan’ın yargı süreçlerini bir işkence ve bireylerin siyasal değerlerinden yalınlaştırmaya dönüştürmesi, yalın hayat yaratımının aparatı olarak savcılık makamını kullanması, bize hattın demokrasi-otoriterlik arasında bir ayrımdan ziyade, hukukun kuruluşundaki istisna hâlinde olduğunu hatırlatıyor.

    Kaynakça:

    Agamben, G. (1995). Homo Sacer, Sovereign Power and Bare Life. Stanford University Press.

    Agamben, G. (2000). Means without end: Notes on politics (Vol. 20). U of Minnesota Press.

    Agamben, G. (2008). State of exception. University of Chicago press.

    Foucault, M. (2014). Afterword: The subject and power. In Michel Foucault (pp. 208-226). Routledge.


    [1] Eğer ABD’deyseniz Filistin’e olanları protesto etmenin belki de stratejik olarak en doğru olduğu ülkelerden birindesinizdir ve devleti eleştirmek için kamuoyu oluşturabileceğinizi düşünürsünüz. En nihayetinde Hannah Arendt, 1970’lerde açığa çıkan Pentagon’un Vietnam savaşının gerekçelendirilmesine dair çelişkili belgelerini incelemiş, bunlar üzerinden siyasette yalanı tartışırken, hâlâ daha içeriden eleştirebildiği, askeri-bürokrasinin yanılgılarını ortaya dökme imkanının olduğu ABD demokrasisine inandığını dile getiriyordu. Herhalde ABD böyle bir gerçeklik olmalıydı. Kader o ki, 2025 yılının bahar aylarında doktora öğrencimizin şansı pek de Arendt’in ABD’sinde olduğu kadar yaver gitmedi.

    [2] Foucault, Subject and Power.

    [3] Giorgio Agamben, Homo Sacer: Sovereign Power and Bare Life, çev. Daniel Heller-Roazen (Stanford: Stanford University Press, 1998); ayrıca bkz. State of Exception, çev. Kevin Attell (Chicago: University of Chicago Press, 2005).

    [4] Agamben, G. (2000). Means without end: Notes on politics (Vol. 20). U of Minnesota Press.

    [5] State of Exception, sayfa 86.

    [6] Agamben, istisna hâlini belirli kurumlara değil, hukukun kendi askıya alınması yoluyla işleyen bir egemenlik ilişkisine bağlar. Bu nedenle burada ICE, doğrudan bir “istisna rejimi” olarak değil, istisna üretimine elverişli bir aygıt olarak ele alınmaktadır. Bkz. Agamben, State of Exception, 1–3.

    [7] Agamben istisna hâlini norm hâline gelen bir eşik olarak tartışır; burada kullanılan “gösteri” ve “performatiflik” kavramları, bu eşik siyasetinin çağdaş hegemonya biçimleriyle eklemlenmesini açıklamak üzere analitik olarak genişletilmektedir.

    [8] Belirtmekte fayda var, bu “potansiyel”e doğru kışkırtma hamlesi, olağanüstü hal yaratmasa da Trump’ın hegemonik pratiklerini güçlendirecektir. Yani ortadaki hedef illa ki insanları kışkırtarak sokağa çıkarıp olağanüstü hâl ilanı olmak zorunda değil.

    [9] Bu durum aslında Schmitt’in Dictatorship kitabında “Commissarial Dictatorship” dediği dikta rejimini daha çok andırıyor.

    Dünya R2 Siyaset
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikEpstein Dosyasına Dair Merak Edilenler | İlkan Dalkuç | 2’li Görüş #67
    Sonraki İçerik Yeni Alaska mı, Yeni Süveyş mi? Grönland Üzerinden 21. Yüzyıl Rekabeti

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Röportajlar

    Mesut Yeğen: Erdoğan atılması beklenen demokratikleşme adımlarını muhtemelen yeni anayasa tartışmasına ve seçim hesaplarına bağlamak isteyecektir

    8 Şubat 2026 Gökhan Korkmaz
    daktilo2 Yazılar

    Marta Kos’un Ankara Ziyaretinin Ardından: Kademeli Yeniden Angajman

    8 Şubat 2026 Ayşe Yürekli
    daktilo2 Yazılar

    Kurum Yapabilenler Kurum Yıkabilenlere Karşı

    8 Şubat 2026 Evren Çelik Wiltse

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Mesut Yeğen: Erdoğan atılması beklenen demokratikleşme adımlarını muhtemelen yeni anayasa tartışmasına ve seçim hesaplarına bağlamak isteyecektir

    8 Şubat 2026 daktilo2 Röportajlar Gökhan Korkmaz

    Marta Kos’un Ankara Ziyaretinin Ardından: Kademeli Yeniden Angajman

    8 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Ayşe Yürekli

    Kurum Yapabilenler Kurum Yıkabilenlere Karşı

    8 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Evren Çelik Wiltse

    Test Edilmemiş Masumiyetimiz: Epstein Adasında Değildik Çünkü Davet Edilmemiştik

    8 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Elif Avcı

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}