Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Anti-Semitizmin Modern Hali-3
    daktilo2

    Anti-Semitizmin Modern Hali-3

    Birol Başkan25 Ocak 20266 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Modern kapitalizmi bir dinle özdeşleştirmek gerekirse, bunu Marx’ın “Yahudi Sorunu” makalesinde izlediği hat üzerinde değil, Weber’in “Protestan Ahlakı ve Kapitalizm” kitabında izlediği hat üzerinde aramak gerekir. Bu alternatif hat bizi apaçık tarihi bir hataya düşmekten de alıkoyar. Neden?

    Kapitalizmin doğuşunu Wallerstein’dan takiple şöyle formüle edebiliriz: On dördüncü yüzyıl, Batı Avrupa feodalitesinin derin bir kriz dönemiydi. Veba salgınları ve buna eşlik eden nüfus daralması, tarımsal üretimde gerilimler ve verim kayıpları, iklimsel stresin arttığı Küçük Buzul Çağı’nın erken evreleriyle birleşince, mevcut üretim ilişkileriyle bunların üzerine kurulu siyasal düzenin istikrarını ciddi biçimde sarstı.

    On beşinci yüzyılın sonundan itibaren ve Wallerstein’ın “uzun on altıncı yüzyıl” diye adlandırdığı dönem boyunca Avrupa merkezli bir dünya-ekonomisi biçimlenmeye başladı. Bu yapının çekirdeğinde Hollanda ve İngiltere gibi bölgeler yer aldı: uzun mesafeli ticaret ağlarını kuran ve yöneten, taşımacılık ve sigorta gibi hizmetleri örgütleyen, kredi ve finansman mekanizmalarını derinleştiren, daha yüksek katma değerli imalatı yoğunlaştıran ve bütün bunları güçlü bir devlet kapasitesiyle, özellikle donanma ve vergi-borçlanma düzenekleriyle güvenceye alan merkezler.

    Çevrede ise Doğu Avrupa, Amerika kıtası ve Kuzey’in bazı parçaları, özellikle Danimarka–Norveç–Finlandiya hattı, çekirdeğin ihtiyaç duyduğu temel girdileri ve hammaddeleri sağlıyordu: tahıl ve tarımsal ürünler, maden ve ormancılık ürünleri, gemicilik için vazgeçilmez kereste ve katran gibi “deniz girdileri,” ayrıca geniş emek rezervleri. Bu bölgeler, dünya-ekonomisine çoğu zaman daha düşük katma değerli üretim biçimleri ve daha sert emek rejimleri üzerinden eklemleniyordu; böylece değer aktarımı, üretim zincirinin yapısı gereği çekirdek lehine işliyordu.

    İspanya, Portekiz ve kuzey İtalya gibi yarı-çevre alanları ise iki tarafın arasında karma bir konum işgal etti: Bir yandan çekirdekten kredi, teknoloji ve ticaret üstünlüğü baskısı görüyorlardı, öte yandan çevreden gelen kaynakların aktarımında, yeniden ihracatında, imparatorluk lojistiğinde ve bazı imalat alanlarında aracı roller üstleniyorlardı; bu yüzden aynı anda hem sömüren hem de sömürülen ilişkileri birlikte taşıyan bir eklemlenme biçimi sergilediler.

    Takip eden yüzyıllar boyunca bu dünya-ekonomisi coğrafi olarak genişledi; önce Atlantik havzasını bütünüyle içine aldı, ardından küresel bir ölçeğe taşındı. Fakat genişleme, yapının temel mantığını ortadan kaldırmadı. Çekirdek, yarı-çevre ve çevre ayrımı ile bu bölmeler arasındaki değer aktarımına dayalı işbölümü, biçim değiştirerek ama süreklilik göstererek yeniden üretildi. Değişen şey, çoğu zaman “bölmelerin varlığı” değil, bölmelerin içeriğiydi. Bazı ülkeler zamanla çekirdeğe yükseldi, bazıları yarı-çevreye geriledi; bazıları da çevre konumundan çıkmaya çalışırken farklı bağımlılık biçimlerine eklemlendi. Yani sistem, aynı üç bölmeli dil üzerinden konuşulmaya devam etti, ama hangi coğrafyanın hangi dilimde yer aldığı tarihsel olarak dalgalandı; konum değiştiren aktörler oldu, fakat konum değiştirmeyi mümkün kılan ve çoğu zaman sınırlayan yapısal işbölümü kaldı.

    Wallerstein’ın “dünya-ekonomisi” kavramında göz önünde tutulması gereken nokta şudur: Bu yapı, doğuşundan itibaren kapitalisttir. Buradaki “kapitalist” sıfatı küresel işbölümünün kapitalist bir mantıkla işlemesi demektir. Süregiden ekonomik ilişkiler bir üst-imparatorluk tarafından siyasal olarak tekleştirildiği için değil, piyasalaşmış mübadele, rekabet, fiyat ve kâr hesabı, uzun mesafeli ticaret ağları ve sermaye birikimi sayesinde süreklilik kazanması demektir. Yani dünya-ekonomisini bir arada tutan şey, tek bir egemenliğin emri değil, farklı siyasal birimlerin içinde ve arasında işleyen kapitalist ilişkiler ağının kendi kendini yeniden üretmesidir.

    Yahudilerin dünya-ekonomisinin ortaya çıkışı ve evrimi sürecindeki yerinin tespiti, Yahudilik ve kapitalizm arasındaki ilişkiye dair tartışmayı tarihî zemine oturtmanın en güvenli yoludur. Kapitalizmin ilk ortaya çıktığı coğrafya Hollanda ve İngiltere ile kısmen de bugünkü Belçika topraklarıdır. Bu merkezde kapitalistleşme sürecini yürüten başat aktörler de Yahudi cemaatleri değil, çoğunlukla yerli Hıristiyan tüccarlar, şirketler ve monarşik devletler oldu. Nitekim İngiltere’de 1290 sürgününden sonra, açık ve kurumsal bir Yahudi cemaatinin varlığı yüzyıllarca kesintiye uğradı. Hollanda ve Kuzeybatı Avrupa’nın diğer çekirdek bölgelerinde Yahudi nüfus toplam nüfus içinde sınırlıydı; iktisadi hayatta görünür oldukları özgül alanlar olsa da, kapitalistleşmenin ana taşıyıcıları değillerdi.

    Bu ilk dönemde Yahudilerin nüfus olarak daha yoğunluklu olarak Alman prensliklerinde, Kuzey İtalya şehirlerinde, Polonya–Litvanya Birliği topraklarında ve Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşıyorlardı. Bu cemaatlerin ekonomik işlevleri bölgeden bölgeye değişiyordu. Çoğu yerde küçük ticaret, zanaat, kiralama ve yerel kredi ilişkileri baskındı; sınırlı sayıda merkezde de daha geniş ticaret ağlarına eklemliydiler.

    Alman ve Orta Avrupa’da Yahudiler, çoğu zaman kısa vadeli borç ve aracılık ilişkilerinde görünürlerdi. Polonya–Litvanya topraklarında ise malikânelerde han, değirmen, içki üretimi ve vergi toplama imtiyazlarını kiralayan “arenda” sahipleri arasında kayda değer bir Yahudi varlığı vardı.

    Alman ve Orta Avrupa bağlamında Yahudiler, köylüyle toprak sahibi arasındaki ilişkinin kenarında duran, kısa vadeli borç veren, vergi çiftliklerinde ve malikâne işletmelerinde aracılık yapan “küçük tefeci” ve “aracı” figürüyle tanınıyordu; Polonya–Litvanya topraklarında ise büyük soylu malikânelerinde han, değirmen, içki üretimi ve vergi toplama imtiyazlarını kiralayan “arenda” sahipleri arasında kayda değer bir Yahudi varlığı vardı. Bu işlevler onları, bir yandan yerel ekonominin vazgeçilmez unsuruna, öte yandan hukuken savunmasız, her kriz anında kolayca hedef alınabilir bir azınlığa dönüştürmüştü.

    İberya’dan sürülen Sefaradların göçü bu tabloya yeni bir katman ekledi. On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda Osmanlı topraklarına, Kuzey Afrika’ya, İtalya’ya, daha sonra da Amsterdam, Hamburg, Bordeaux ve Londra gibi liman kentlerine yerleşen Sefarad kökenli gruplar, Akdeniz ve Atlantik ticaretiyle iç içe geçen diaspora ağları kurdular. Bu ağlar hem İslam dünyası ile Hıristiyan Avrupa arasında bir aracılık işlevi görüyordu, hem de yeni dünya-ekonomisinin deniz ticaretine dayalı damarlarına Yahudi tüccarların sınırlı ama görünür bir şekilde eklemlenmesini sağlıyordu. Buna rağmen kapitalizmin çekirdeğinde, Hollanda ve İngiltere’de, ticaret filolarını, büyük sermayeyi ve devlet gücünü taşıyan başlıca aktörler Yahudiler değil, yerli Hıristiyan şirketler ve hanedan devletleriydi; Yahudi tüccarlar bu yapının içinde özgül alanlara yerleşmiş küçük bir azınlık olarak kaldılar.

    On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Yahudilerin kapitalist dünya-ekonomisindeki konumları belirli alanlarda daha görünür hâle geldi. Alman prensliklerinde ve Habsburg monarşisinde “saray Yahudisi” olarak anılan bir figür ortaya çıktı: hükümdarın ordusunu donatan, sarayın lüks tüketim ihtiyaçlarını finanse eden, vergi çiftliklerini üstlenen, karşılığında ise ticaret imtiyazları, himaye fermanları ve kimi zaman cemaatine yönelik koruma sağlayan kişi. Osmanlı örneğinde benzer aracı-finansör rolünü çoğu zaman Ermeni sarraflar ve amira çevreleri üstlendi; Rusya’da ise bu tür roller farklı gruplara dağılmıştı. Burada kritik olan, figürün “Yahudi” olmasının yapısal bir zorunluluk olmadığı.

    Ancak bu figürlerin sayıları çok azdı ve konumları son derece kırılgandı. Bir rejim değişikliğinde, bir savaş yenilgisinde veya mali kriz anında, kendilerini bir anda hem borçların hem de halk öfkesinin hedefinde bulabiliyorlardı; kimi zaman yargılanıp idam ediliyor, kimi zaman servetlerine el konuluyordu. Dolayısıyla Yahudi cemaatinin bütünü bu “saray Yahudileri”yle özdeşleşmiş değildi; ama Avrupa siyasal elitlerinin ve kamuoyunun gözünde “Yahudi” ile “saray maliyesi”, “vergi çiftliği”, “savaş finansmanı” arasında yeni çağrışım hatları kurulmaya başlanmıştı.

    Sayıca bu küçük azınlığın bir başka dikkat çekici özelliği de, tek bir ülkeye değil, birden çok imparatorluk merkezine yayılmış aile ağları ve ortaklıklar üzerinden çalışmalarıydı. Rothschild örneğinde olduğu gibi, aynı hanedanın Londra, Paris, Viyana, Frankfurt, Napoli gibi başlıca finans merkezlerinde eşzamanlı faaliyet göstermesi, modern finans kapitalin ihtiyaçlarından doğmuş işlevsel bir örgütlenme biçimiydi; ancak bu örgütlenme biçimi dışarıdan bakıldığında sınır tanımayan, uluslarüstü Yahudi ağı imgesine hazır bir malzeme sundu ve ileride şekillenecek antisemitik hayal gücünün “uluslararası Yahudi” tasavvurunu besledi. Rothschild ailesi bu tablonun en çarpıcı örneğiydi.

    Sonuç olarak, kapitalist dünya-ekonomisi yayılıp derinleştikçe Yahudi cemaatlerinin konumu da aynı anda marjinal, kırılgan ve belirli alanlarda görünür hâle geldi: Nüfusun büyük çoğunluğu hâlâ yoksuldu ve küçük ticaret ile zanaata sıkışmıştı. Buna karşılık çok küçük bir azınlık, saray maliyesi ve daha sonra devlet borçlanmalarıyla temas eden görünür finansör rolleri üstlendi. On dokuzuncu yüzyıl Avrupası’nda “Yahudi” figürünün gitgide daha fazla para, kredi, borsa, devlet borcu, dış ticaret gibi alanlarla özdeşleştirilebilmesinin arkasında bu yapısal ve son derece eşitsiz dönüşüm yatıyordu; modern dönemde antisemitik ekonomi hayal gücünün malzemesi de esasen bu tarihsel örneklemden devşirilecekti.

    Birol Başkan güncele ve güncel olmayana dair paylaşımlarını birolbaskan.substack.com adresinde yapmaktadır.

    Ekonomi Siyaset Tarih
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikABD’nin Finansal Hegemonyası Tehlikede mi?
    Sonraki İçerik Çeşme’den Yükselen Söz: Kadın Liderliği Bir Temsil Meselesi Değil, Bir İktidar Sorunudur

    Diğer İçerikler

    daktilo2

    Zeynep Alemdar: Trump, transatlantik ilişkilerin dengesini bozmakla kalmadı, tarafların birbirlerinden beklentilerini de değiştirdi

    25 Ocak 2026 Gökhan Korkmaz
    daktilo2

    Tarife Tehdidinin Gölgesinde Türkiye-İran Ticaretinin Geleceği

    25 Ocak 2026 Şafak Herdem
    daktilo2

    Batman Öldü, Gotham Joker’e Emanet: Suçun Romantize Edilmesi ve “Anti-Kahraman” Kimliği

    25 Ocak 2026 Elif Avcı

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Iran After Venezuela: Street Protests, Economic Collapse, and the Shadow of War

    21 Ocak 2026 D84 INTELLIGENCE Reza Talebi

    ABD Bülteni: Maduro Devrildi, İran’a Müdahale İhtimali, İçeride Baskının Dozu Artıyor

    19 Ocak 2026 Bültenler Emrullah Özdemir

    Hümeyra Pamuk: Latin Amerika’da önümüzdeki yıllarda yapılacak seçimlerin ne yönde gideceği izlenmeli

    18 Ocak 2026 daktilo2 Röportajlar Gökhan Korkmaz

    Kriz Büyürse Azerbaycan Türkleri İran’dan Ayrılır mı? Bir Çerçeve Analizi

    18 Ocak 2026 daktilo2 Yazılar Mehmet Akif Koç

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}