Her yıl 11 Şubat’ta, bilim alanında kadınların ve kız çocuklarının konumu yeniden gündeme geliyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2015 yılında ilan ettiği “Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü”, bilime katılımın yalnızca sayısal artış üzerinden değil, yapısal boyutlarıyla değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Bu tarih, temennilerden çok verilerle konuşmayı; ilerlemeyi ve sınırlılıkları birlikte ele almayı gerektiriyor.
Bilimde kadınların konumunu anlamak için üç düzeyi birlikte düşünmek gerekiyor: eğitim ve erişim, alanlara göre dağılım, karar süreçlerinde temsil. Bu üç düzey arasındaki ilişki, sayısal artış ile yapısal güç arasındaki farkı görünür kılıyor.
Küresel Çerçeve: Katılımın Genel Düzeyi
UNESCO tarafından yayımlanan UNESCO Science Report’a göre dünya genelinde kadınlar araştırmacıların yaklaşık yüzde 33’ünü oluşturuyor.1 Bu oran son yıllarda artış göstermiş olsa da, araştırma ekosisteminde tam bir denge sağlanmış değil.
Alan dağılımı incelendiğinde farklılık belirginleşiyor. Sağlık ve yaşam bilimlerinde kadın oranı daha yüksekken; mühendislik, teknoloji ve bilişim gibi alanlarda oran daha düşük seviyelerde seyrediyor. Bu tablo, bilime katılımın yalnızca niceliksel değil, niteliksel bir dağılım sorunu da içerdiğini gösteriyor.
Avrupa Birliği: Hiyerarşi ve Alan Ayrışması
Eurostat tarafından yayımlanan She Figures 2024 raporuna göre Avrupa Birliği genelinde kadın akademisyen oranı yaklaşık yüzde 41.2 Ancak akademik ve araştırma hiyerarşisi yükseldikçe oran düşüyor. Profesörlük düzeyinde kadın oranı ortalama yüzde 26–30 aralığında. Yükseköğretim kurumlarının başındaki kadın oranı da benzer seviyede.
Alan bazında bakıldığında mühendislik ve teknoloji alanlarında kadın oranı genellikle yüzde 25–30 bandında kalıyor. Buna karşılık tıp, sağlık bilimleri ve sosyal bilimlerde daha dengeli bir dağılım görülüyor. Avrupa verileri, erişim ile üst düzey temsil arasında fark bulunduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye: Genel Katılım ve Unvan Dağılımı
Yükseköğretim Kurulu verilerine göre Türkiye’de kadın akademisyen oranı yaklaşık yüzde 47.3 Bu oran, Avrupa ortalamasının üzerinde bir tabloya işaret ediyor.
Unvanlara göre dağılım şu şekilde:
- Araştırma görevlileri: yaklaşık %55 kadın
- Öğretim görevlileri: yaklaşık %52 kadın
- Doktor öğretim üyeleri: yaklaşık %48 kadın
- Doçentler: yaklaşık %43 kadın
- Profesörler: yaklaşık %35 kadın4
Bu tablo, erken kariyer aşamalarında kadınların güçlü biçimde yer aldığını; üst akademik unvanlara çıkıldıkça temsil oranının azaldığını gösteriyor. Avrupa ülkelerinde de benzer bir eğilim söz konusu.
Alan Seçimi ve STEM
11 Şubat’ın odağında özellikle STEM alanları yer alıyor. Alan kırılımı incelendiğinde Türkiye ile Avrupa arasında benzer bir örüntü görülüyor.
Türkiye’de mühendislik ve bilişim alanlarında kadın oranı toplam ortalamanın altında kalıyor. Buna karşılık tıp, eczacılık ve sosyal bilimlerde daha yüksek bir temsil söz konusu.3 Avrupa’da da mühendislik ve teknoloji alanlarında kadın oranı görece düşük, sağlık ve sosyal alanlarda ise daha dengeli.
OECD verileri, matematik ve fen alanlarında başarı düzeyinin kariyer tercihini tek başına açıklamadığını ortaya koyuyor.5 Bu durum, alan tercihlerinin yalnızca akademik performansla değil, sosyal ve kurumsal etkenlerle birlikte şekillendiğini düşündürüyor.
Karar Süreçleri ve Temsil
Bilimsel üretim yalnızca araştırma faaliyetleriyle sınırlı değil, fon dağılımı, stratejik öncelikler ve kurumsal yönetişim süreçleri de bu yapının parçası.
Avrupa Birliği’nde yükseköğretim kurumlarının başındaki kadın oranı yaklaşık yüzde 26.2 Türkiye’de yönetim kademelerinde kadın oranı, genel akademisyen oranına kıyasla daha düşük seviyelerde seyrediyor.3
Bu veriler, erişim ile karar süreçlerine katılım arasında fark bulunduğunu gösteriyor. Yönetim düzeyindeki temsil, araştırma önceliklerinin ve kurumsal kültürün şekillenmesinde dolaylı bir rol oynuyor.
Sonuç: Çok Katmanlı Bir İzleme Gereği
11 Şubat, bilime katılımın tek bir gösterge üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmadığını hatırlatıyor. Türkiye’de kadın akademisyen oranı Avrupa ortalamasının üzerinde. Bu durum, yükseköğretime erişim açısından önemli bir veri sunuyor. Ancak unvan yükseldikçe oranların azalması ve STEM alanlarında temsilin görece düşük seyretmesi, yapının katmanlı olduğunu gösteriyor.
Bilimde kadınların konumu üç eksende izlenebilir:
- Eğitim ve erişim
- Alanlara göre dağılım
- Karar süreçlerinde temsil
Sayısal artış ile yapısal güç arasında her zaman doğrusal bir ilişki bulunmuyor. 11 Şubat, bu ilişkinin düzenli ve karşılaştırmalı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatan bir tarih niteliği taşıyor.
Dipnotlar
- UNESCO, UNESCO Science Report, 2021.
- Eurostat, She Figures 2024.
- Yükseköğretim Kurulu, Akademik Personel İstatistikleri (2024–2025).
- YÖK 2024 unvan bazlı dağılım verileri.
- OECD, Education at a Glance, 2023.

