*Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

New York City’deki yabancı öğrencilerin karşılaştıkları sorunlardan bazıları ortada. Koronavirüs musibeti baş gösterdiğinde şehirde kalanlar, ülke dışındaki akrabaları için son derece endişeli. Gidenler için sinir bozucu geri dönüş meselesi söz konusu. Bir diğer çevrimiçi sömestr ihtimali ise herkesi ilgilendiren yegane tehdit.

İç Güvenlik Bakanlığı (İGB) vizelerimizi uzatmak için genellikle dersleri yüz yüze almamızı şart koşar ama mantıklı olarak bu uygulama 2020 bahar dönemi için askıya alınmıştı. İGB güz dönemi için de benzer bir çözüm sunmayı reddettiği için vizelerimiz Ağustos ayında birdenbire bitecek.

Bu bağlamda, üzüntü ve vazgeçiş kaçınılmaz. Fakat yabancı öğrenciler giderek artan şekilde bu duruma anlamlı bir siyasal güç şeklinde teşkilatlanarak yanıt veriyorlar.

New York’taki yabancı öğrencilerin deneyimleri elbette kayda değer farklılık gösteriyor. New York’un yerlileri, hayat tarzlarının yanında “Sex and the City”nin mütevazı ve ağırbaşlı kaldığı adamakıllı şımartılmış üst tabakaya kuşkusuz aşina. COVID başladığında bu tabakanın şehirde kalmaya devam etmiş olması pek olası değil; muhtemelen ya ülkeyi hepten terk ettiler ya da neşe içinde kendilerini -ve büyük olasılıkla birtakım patojenleri- Birleşik Devletler’deki daha yeşil bölgelere taşıdılar. 

Tayfın diğer ucunda, bir diğer harç yürüyüşünün külfetini yüklenmek için çabalayan City University yüksekokullarından yabancı öğrenciler var. 

CUNY yüksek lisans öğrencileri olarak bizler, bizi COVID-19’un neden olduğu felaketlerden soyutlayan beş yıllık burslar alma şansına sahibiz. Fakat New Yorklu pek çok yüksek lisans öğrencisi bu türden bir destek olmadan yaşıyor; bu durum da onları bir şekilde kendi araştırmalarına devam ederken ezici bir işyükünün altına girmeye zorluyor. Bu bakımdan biz, şanslı olanlarız.

İç Güvenlik Bakanlığı Öğrenci Değişim ve Ziyaretçi Programı’ndaki (ÖDZP) iyi dostlarımıza kıyasla ise daha az şanslıyız.

Yabancı öğrenci ofisimiz yakın zamanda “ÖDZP’nin yabancı öğrencilerin 2020 güz dönemi için bütün çevrimiçi derslere kayıt olmasına müsaade etme uygulamasını devam ettirmemesi halinde yine de 2020 güz dönemi için tüm çevrimiçi derslere tam zamanlı olarak kayıt yaptırabileceksiniz” diyerek temin etti. “Bununla birlikte, ÖDZP kaydınızın sonlandırılması gerekecek, F-1 veya J-1 [vizesi] statünüz sona erecek ve ya Birleşik Devletler’den en geç 25 Ağustos tarihine kadar ayrılmanız ya da hâlihazırda ülke dışındaysanız güz dönemi boyunca Amerika dışında kalmaya devam etmeniz gerekecek.”

İnsanı rahatlattığı pek söylenemez.

CUNY’nin Albany kaynaklı tasarruf beklentisiyle giderek artan şekilde işten çıkarmalara gitmesi nedeniyle tek istihdam kaynağımızın ortadan kalkması, işleri daha da kötü bir hale sokuyor. Yasal olarak, istisnai haller haricinde üniversite dışında çalışmamız yasak. Tezleri beş sene içinde tamamlanmayan çok sayıda doktora öğrencisi için iş kaybı; sağlık güvencesi kaybı, yeniden harç ödenmesi ve son kertede hukuki statü kaybı anlamına gelebilir.

Bu kaygılardan hareketle biz ve 1.300 arkadaşımız Nisan ayında rektörümüze mali yardım çağrısı yaptık. Bize açıkça para olmadığı söylendi. Anlaşılan Lisansüstü Merkezi makam ödeneği için yılda 4,5 milyon dolar, öğrencileri için ise ancak üç-beş kuruş harcayabiliyor.

Çoğu yabancı öğrenci haklı olarak üniversite yöneticileriyle sıkıntı yaşamaktan imtina ediyor. Siyasetçiler ve kim olduğu belirsiz hükümet kurumları da cabası.

Fakat, gerçek şu ki, seçeneğimiz yok. Vazgeçip eve dönmenin riskleri bazılarımız için çok büyük. Bizleri genellikle bir diktatör, benzer veya daha kötü bir COVID felaketi veya temelli olarak çökmüş bir iş piyasası bekliyor.

Bu esnada bir de New York’un en yoksul, en kırılgan ve en elzem gruplarının COVID-19’a acımasızca kurban gittiğine tanıklık ettik.

Biz bilgisayarlar ekranlarının köşesinde tuhaf bir şekilde hocacılık oynarken büyük oranda işçi sınıfı ailelerden gelen CUNY lisans öğrencilerimiz haddi hesabı olmayan ölümler ve travmalarla boğuştular. Şehrin emlak balonu ellerinde patlayan komşularımız çaresizlik ve panik içinde kaldılar. Polis, dostlarımızı copladı ve “ablukaya” aldı. 

Bunların hepsi buhran ortaya çıkarıyor ama aynı zamanda kararlılık, aciliyet hissi ve haklı öfke de ortaya çıkarıyor. Biraz marazi şekilde şöyle düşünüyor olabiliriz: New York batarsa, biz de onunla batarız.

Fotoğraf: Parker Gibbons