AUKUS Anlaşması ve Yankıları

ABD ve yakın müttefiki İngiltere’nin Hint-Pasifik bölgesinde Çin’in gücüne karşı koymak için yaptığı yeni bir girişim, bu bölgeyi ilgilendiren karmaşık uluslararası gündeme yeni boyutlar kazandırdı ve geçtiğimiz haftanın en önemli dış politika gündemi oldu. Geçtiğimiz hafta ABD, İngiltere ve Avustralya hükümetleri arasında imzalanarak dünyaya duyurulan ve Avustralya’nın nükleer denizaltılara sahip olmasını içeren bir güvenlik anlaşması olan AUKUS Paktı’nın devreye girmesi uluslararası toplumda çok boyutlu bir krize neden oldu. AUKUS anlaşması Çin ve Fransa hükümetlerinin yanı sıra AB yönetimini de oldukça kızdırdı.

Anlaşmanın ciddi tartışmaların merkezinde yer almasının en büyük nedeni Avustralya’nın bu anlaşma ile birlikte dünyada nükleer denizaltılara sahip 7. ülke olacak olması. Nükleer denizaltılar konvansiyonel denizaltılara göre çok daha hızlı ve tespit edilmesi daha zor savaş gemileri olarak biliniyor. Mevcut durumda ABD 68, Rusya 29, Çin 12, İngiltere 11, Fransa 8 ve Hindistan 1 adet nükleer denizaltıya sahip bulunuyor. Nükleer güç ile çalışan denizaltılardan, ABD’nin sahip olduğu 14, Rusya’nın 11, Çin’in 6, İngiltere ve Fransa’nın 4 ve Hindistan’ın 1 adet denizaltısı aynı zamanda balistik füze fırlatma kapasitesine de sahip.[1] Avustralya’nın 8 adet nükleer denizaltıya sahip olmak istediği belirtiliyor. Avustralya eğer bu denizaltılara sahip olursa Hint-Pasifik bölgesinde ABD ve İngiltere lehine Çin’e karşı güç dengelerini oldukça bozacak gibi görünüyor.

Çin yönetimi Batılı ülkeler tarafından, Güney Çin Denizi ve Tayvan konularındaki saldırgan tutumu, Sincan Uygur bölgesindeki ve Hong Kong’taki insan hakları ihlalleri gibi başlıklarda sıklıkla eleştiriliyor. İki hafta önce ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Vietnam ve Singapur’a yaptığı ziyaretler sırasında da bu konularda yapılan resmî açıklamalar ile Çin yönetimi eleştirilmişti. ABD bu eleştirilerini temel alarak Çin’e karşı Hint-Pasifik bölgesinde son yıllarda birçok ikili anlaşma ve farklı girişimler ile bu bölgede varlığını güçlendirmek istiyor. Çin yönetimi ise her seferinde ABD’yi bölgenin istikrarını bozmak ve barışçıl ilişkilere zarar vermekle suçluyor. Çin’in ulusal çıkarlarına aykırı gördüğü diğer konularda olduğu gibi AUKUS Paktı konusunda da tepkisi sert oldu. Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian yaptığı basın açıklamasında, AUKUS Anlaşmasının bölgesel barışı ciddi şekilde tehdit ettiğini ve bu anlaşmanın silahlanma yarışını hızlandıracak bir karar olduğunu söyledi. Zhao ayrıca, bu anlaşma kapsamında ABD ve İngiltere’nin nükleer gücünü jeostratejik amaçlarla ihraç etmesinin son derece sorumsuz bir davranış olduğunu, Avustralya’nın bu anlaşma ile nükleer silahların kısıtlanması konusundaki sözlerini tutmadığını ve ABD ile müttefiklerinin Soğuk Savaş döneminden kalma sıfır-toplamlı oyun mantığını bırakmasını gerektiğini de sözlerine ekledi.[2] Çin yönetiminin bu anlaşmaya karşı deniz gücünü kuvvetlendirmesi ve bazı diplomatik hamleler yapması son derece olası görünüyor.

AUKUS Paktı’nın neden olduğu çok boyutlu krizin diğer bir tarafında ise Fransa yer alıyor. 2016 yılında, Fransa’nın Avustralya için konvansiyonel 12 denizaltı üretmesini içeren 66 milyar dolarlık bir anlaşma zaten bu iki ülke arasında imzalanmıştı. Ancak bu anlaşma gecikti ve süresi uzadı. Avustralya hükümeti AUKUS’u imzalamak suretiyle Fransa ile yaptığı bu anlaşmayı da bitirmiş oldu. Fransa yönetimi ise bu duruma oldukça içerlemiş görünüyor çünkü bu anlaşmanın duyurulmasından sonra Fransa hükümeti, ABD ve Avustralya büyük elçilerini Paris’e çağırdı. Fransa, tarihinde ilk defa ABD büyükelçisini ülkeye çağırmış oldu ki bu durum krizin vardığı boyutları gözler önüne seriyor. Fransa Dış İşleri Bakanı  Jean-Yves Le Drian konuyla ilgili yaptığı açıklamada ABD, İngiltere ve Avustralya’yı ikiyüzlülük, hilekarlık ve yalan söylemekle suçlayarak, AUKUS Anlaşması ile ilgili anlaşma imzalanmadan önceki dönemde Fransa’nın bilgilendirilmemesinin Fransa’ya ihanet olduğunu belirtti.[3] AUKUS Paktı’nın AB içinde, Avrupa’dan ABD’ye yöneltilen, ABD’nin Avrupa’daki müttefiklerinden bağımsız davranması ve Avrupa ile müttefikliğini ciddiye almaması hususundaki eleştirilerin doğruluğunu kanıtlayan bir gelişme olarak algılanacağı anlaşılıyor. 

Nitekim, Avrupa Birliği’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in bu konuda yaptığı açıklamalar, AUKUS’un AB yöneticileri tarafından nasıl algılandığını gösteriyor. Borell bu anlaşmayı medyadan öğrendiğini, anlaşma yapılmadan önce AB’ye bu konuda danışılmadığını ve bu durumun kendileri açısından oldukça üzücü olduğunu belirtti.[4] Borell’in verdiği daha önemli mesaj ise, AUKUS’un ortaya çıkarttığı durumun Avrupa Birliği’ni stratejik özerklik ve AB’nin kendi başına ayakta kalması hususlarında düşünmeye sevk ettiğini belirtmesi oldu. Anlaşılan AUKUS’un yankıları bir süre daha devam edecek. ABD’nin uluslararası ilişkilerde AB üyeliğinden ayrılmış bir İngiltere ile birlikte AB yönetiminden bağımsız hareket etmesi, AB içinde Fransa’nın da başını çekeceği yeni dış politika açılımlarına neden olabilir. Hem ABD ve Çin arasında hem de ABD ve AB arasında gerilime neden olan bu anlaşmanın, gelecekte özellikle Hint-Pasifik bölgesinde uluslararası aktörlerin dış politika stratejilerini belirlemeleri açısından oldukça önemli bir gelişme olduğunu not edelim.

Dijital Oyun Sektöründe Ciddi Bir Patlama Yaşanıyor

Son 1.5 yılda pandemiden dolayı insanların evlerine kapanması ekonomide bazı sektörlerde çok ciddi krizlere yol açtığı gibi bazı sektörlerde ise ciddi büyüme rakamlarının yakalanmasını sağladı. Evde oturmak insanları dışarıdan sipariş vermeye yönlendirdiği için kurye, kargo ve e-ticaret sektörlerinin pandemi döneminde ciddi büyüme kaydettiğini biliyoruz. Ancak pek konuşulmayan başka bir sektör de bu dönemde ciddi bir patlama yaşadı: Oyun sektörü.

Evde uzun vakitler geçirmek ve pandeminin yol açtığı negatif düşüncelerden uzak kalma ihtiyacı, son dönemde insanları yeni eğlenceler aramaya itti. Zaten pandemiden önce de büyüyen bir sektör olan dijital oyun dünyası son üç yılda 500 milyon yeni oyuncu kazandı. Bu sayede küresel oyun pazarı 250 milyar dolar büyüklüğü aştı. Dijital oyunlar yalnızca eğlendirme amacına hizmet etmiyor. Sanal dünyada oyuncular hem kendilerine ait bir kimliğe sahip oluyorlar hem de bu kimlikleriyle sanal da olsa çok geniş bir dünyada iletişim kurma ve sosyalleşme imkanına kavuşuyorlar. Özellikle çok katılımcılı organizasyon ve yarışmaların düzenlendiği e-spor dünyası gençler için yeni bir sanal sosyal ağa dönüşmüş durumda. Ayrıca, e-spor alanında oyuncu olarak para kazanmak da mümkün olduğu için oyun sektörü bir istihdam alanı olarak da çalışıyor ve birçok gencin kariyer planlarını süslüyor.[5] Her geçen gün yeniliklerle ilerleyen dijital dünyada oyun sektörü geleceğin en büyük sektörlerinden biri olmaya aday.

Avrupa’da İnişli Çıkışlı Pandemi Gündemi

Avrupa ülkelerinde pandemi ile ilgili yeni yasaklar ve yumuşatılan bazı önlemler tartışılıyor. İtalya, Avrupa’da hem kamu hem de özel sektördeki tüm çalışanlardan, aşı belgesi, negatif çıkan test sonucu ya da yakın zamanda Covid-19 hastalığının atlatıldığını kanıtlayan bir belge gösterilmesini zorunlu tutmaya karar veren ilk ülke oldu. Yapılan düzenlemeye göre 15 Ekim’den itibaren İtalya’da tüm çalışanlar bu belgeleri ibraz etmemeleri durumunda belirli cezalar ile karşılaşabilecekler. İtalya’da halihazırda aşı pasaportu uygulaması restoranlarda, sinemalarda, spor stadyumlarında, kapalı yemek alanlarında ve ulaşım araçlarında uygulanıyor.

Hollanda’da 25 Eylül’den sonra uygulanmaya başlanması kararlaştırılan yeşil pasaport uygulaması ise mecliste bu düzenleme aleyhine yapılan yeni bir oylamada çok az bir farkla yürürlükten kaldırılmaktan kurtuldu. Ülkede barlara, restoranlara, müzelere, tiyatrolara ve diğer kültürel faaliyetlere girişler için aşı ya da negatif test belgesi gösterilmesi zorunlu olacak. Geçtiğimiz hafta cuma günü diğer bir AB üyesi ülke olan Slovenya’nın yaptığı açıklamada da, tüm kamu çalışanları için zorunlu aşı uygulamasına derhal başlanacağı bildirildi. Ülkede artık PCR testleri, devlet hastaneleri gibi devlet tarafından finanse edilen kamu kurumlarına girmek isteyenler için de yeterli olmayacak.

Diğer taraftan Danimarka ise Avrupa’da bütün kısıtlamaları kaldırarak pandemi öncesi döneme dönen ilk ülke oldu. Nüfusun yüzde 74’ünün tam aşılı olması ve virüsün yeniden üretiminin oldukça düşmesiyle bu kararı alan Danimarka hükümeti, virüsü ülke içinde kontrol altına aldıklarını ve pandeminin artık ülke çapında bir tehdit olmadığını açıkladı. Bu karar ile birlikte yeşil pasaport ve maske uygulamaları da sona ermiş oldu.[6]  Ülkede bu açılma kararından sonra vakaların artıp artmayacağı merak ediliyor.

AB yönetiminden de Covid-19 ile ilgili yeni açıklamalar geldi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen geçtiğimiz hafta çarşamba günü Avrupa Parlamentosu’nda bir konuşma yaptı. Von der Leyen konuşmasında, Avrupa Birliği’nin Covid-19 aşısı konusunda son derece doğru davrandığını belirterek düşük gelirli ülkelere 200 milyon doz aşı bağışlama sözü verdi. Von der Leyen ayrıca AB yetişkin nüfusunun yüzde 70’inin aşılanmış olduğunu, bu küresel sağlık krizinde AB ülkelerinin birlik içinde davrandıklarını ve AB’nin aşı stoğunu diğer ülkelerle paylaşan tek bölge olduğunu sözlerine ekledi. Bakalım önümüzdeki kış Avrupa ülkeleri ve AB yönetimi havaların soğumasıyla artma ihtimali olan salgını kontrol etme noktasında ne gibi adımlar atacak.  


[1] https://www.bbc.com/news/world-asia-58540808

[2] https://www.abc.net.au/news/2021-09-16/aukus-china-foreign-ministry-condemns-agreement-abbott-rudd/100468900

[3] https://www.dw.com/en/france-accuses-us-australia-of-duplicity-over-submarine-deal-collapse/a-59228421

[4] https://www.dw.com/en/eu-unveils-indo-pacific-strategy-in-response-to-us-led-pact/a-59203426

[5] https://www.euronews.com/next/2021/09/15/the-gaming-world-is-booming

[6] https://www.dw.com/en/covid-19-special-denmark-is-the-pandemic-over/av-59214697