G20 Zirvesinden COP26 İklim Zirvesine

30-31 Ekim tarihlerinde Roma’da toplanan G20 ülkeleri liderler zirvesinde iklim konusu gündeme damga vurdu. Bu toplantının hemen ardından Glasgow’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) gerçekleştirilecek. G20 zirvesinde olduğu gibi COP26 konferansında da iklim değişikliği için alınması gereken önlemlerin kaçınılmazlığı vurgulanacak ve küresel ısınmanın durdurulması için atılacak somut adımlar tartışılacak. G20 zirvesinden iklim konusunda çıkan en önemli sonuç ise küresel ısınmanın, sanayi devrimi önceki dönemden 1,5 derece daha fazla sıcaklık seviyesinde tutulmasının, insanlığın ortak amacı olması gerektiğine dair mesajdı.

Bazı bilim insanları ve çevreciler ise yayınlanan bildirinin yeterince somut adım içermemesini ve sıfır karbon salınımı için hedef tarihler belirlenmemesini eleştiriyorlar. Rusya ve Çin gibi bazı ülkelerin 2050’de ulaşılması planlanan sıfır karbon salınımı hedefini gerçekçi bulmadığı ve bu tarihin erken olduğunu düşündükleri biliniyor. G20 zirvesinden iklim değişikliği konusunda tatmin edici sonuçların alınamayışı, yapılması gerekenler ile ilgili daha somut hedefler ve adımlar belirlenebilmesi için tüm gözleri Glasgow konferansına çevirmiş durumda.

İklim krizi konusu dışında Biden’ın verdiği mesajlar da G20 zirvesinden akılda kalanlar arasındaydı. Başkan Biden kapanış konuşmasında Amerika’nın gücünün müttefikleri ve ortaklarıyla birlikte çalışarak daha çok ortaya çıktığını vurguladı. Biden ayrıca, G20 toplantıları sırasında Amerika’nın demokrasi liderliği için diğer ülkelerin talepleri olduğunu belirterek, küresel salgın ve iklim değişikliği gibi krizlerin ortasında dünyanın Amerika’nın liderliğine ihtiyaç duyduğunu sözlerine ekledi.[1]

Ancak, G20 zirvesinin beklenen heyecanı yaratamadığını söylemek mümkün. Dünyanın en büyük ekonomilerini yöneten liderlerin bir araya geldiği toplantılar sırasında ikili görüşmeler ve birlikte çalışma niyetinin ortaya konulması dışında dünyanın yakıcı problemlerine dair yeterince elle tutulur ve somut önerilerin ortaya çıkmaması, Biden’ın arzu ettiği tarzda bir Amerika önderliğinin de kısa ve orta vadede çok mümkün olmadığını gösteriyor. Öte yandan, büyük şirketlere küresel anlamda uygulanan vergilerin yüzde 15 ile sınırlandırılmasına dair bir konsensüse varılması ve yoksul ülkelere daha fazla aşı sözü verilmesi ise bu zirvenin olumlu yanları olarak not edilebilir. Minimum vergiye dair varılan anlaşma, küresel dev şirketlerin vergi cennetlerinden avantaj sağlamasını engellemeyi amaçlıyor. Diğer bütün gündemler arasında iklim krizine dair olan endişeler diğer konuların önüne geçiyor. Bakalım G20’den beklediğini alamayan ve protesto gösterileriyle G20 zirvesini eleştiren çevreciler, Glasgow toplantılarından beklediğini alabilecek mi?

Japonya Seçimlerini İktidar Partisi LDP Kazandı

 31 Ekim günü Japonya’da meclisin alt kanadı için düzenlenen genel seçimleri Başbakan Fumio Kishida’nın Liberal Demokrat Partisi beklenenden daha yüksek oy oranıyla kazandı. Japonya’nın iktidardaki muhafazakar partisi, ekonomiyi koronavirüs pandemisinden çıkarmaya çalışırken, başbakan Fumio Kishida’yı rahatlatacak ve ekonomi için planladığı paketleri meclisten kolayca geçirmesini sağlayacak bir zaferle Pazar günkü genel seçimlerde beklentilere meydan okudu. LDP ve küçük koalisyon ortağı Komeito toplamda 293 sandalye kazandı ve meclis çoğunluğu için gerekli 233 sandalye sayısını bir hayli geçti. Bu sonuçlar LDP’nin iktidardaki ortağı Komeito’ya ihtiyaç duymadan 261 sandalye ile çoğunluğu sağlaması anlamına da geliyor.

LDP on yıllardır Japon siyasetine egemen oldu. Ancak iktidar partisi pandemi ile mücadele konusunda başarılı bulunmadığı için birçok eleştiriyle karşı karşıya kalmıştı. Kishida’nın selefi Yoshihide Suga, bir yıl görevde kaldıktan sonra bu eleştiriler üzerine istifa etmek zorunda kalmıştı. Bu istifa, halkın Kovid-19 oranlarının artmasıyla ilgili endişelerine rağmen Tokyo Olimpiyatları’nın düzenlenmesi ve anketlerde LDP’nin düşen oy oranları üzerine gelmişti.[2]

64 yaşındaki Fumio Kishida uzun süre başbakanlık rolünü hedefliyordu ve daha önce 2012’den 2017’ye kadar ülkenin dışişleri bakanı olarak görev yapmıştı. 2016 yılında ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda atom bombası attığı iki şehirden biri ve Kishida’nın memleketi olan Hiroshima’ya Obama’nın yaptığı ziyareti de Kishida organize etmişti. Seçimden önce Kishida, pandemi sonrasında dünyanın üçüncü büyük ekonomisini desteklemek için trilyonlarca yenlik bir ek bütçeyi içeren teşvik paketi hazırlayacağı sözünü vermişti. Bu nedenle, piyasalar Japonya seçim sonuçlarını olumlu fiyatladı. Gelecek yıl yapılacak parlamentonun üst kanadı seçimleri için avantaj elde eden Kishida, bakalım Japon halkından aldığı bu krediyi nasıl kullanacak.

Tayland, Avustralya ve İsrail Seyahat Kısıtlamalarını Gevşetiyor

Tayland, Avustralya ve İsrail, Pazartesi günü 18 aydan bu yana ilk kez uluslararası sınır kısıtlamalarını önemli ölçüde gevşeterek, koronavirüs pandemisi daha bitmeden dünya turizmi için rahatlatıcı bir karara imza attı. Bu gevşeme kararı, özellikle enfeksiyonların rekor sayılara ulaştığı Doğu Avrupa’da ve nispeten az vakaya rağmen pandemiye sıfır toleranslı bir yaklaşım benimseyen Çin’in bazı bölgelerindeki karantinaların sıkılaştırılması kararlarıyla çelişiyor.

Seyahat kısıtlamalarının gevşetilmesi kararının ardından, Çin ve ABD de dahil olmak üzere 60’tan fazla ülkeden yüzlerce aşılı yabancı turist, karantina uygulamasına da tabi tutulmadan Bangok’a kabul edildi. Asya’nın en popüler destinasyonlarından biri olan Tayland, kış mevsiminden kaçmak isteyen Kuzey yarım küreli ziyaretçilerin öncelikli tatil tercihleri arasında yer alıyor.

Avustralya ise Nisan 2020’den bu yana ilk defa yurt dışından, izne veya karantinaya ihtiyaç duymadan gelenleri kabul ediyor. Kısıtlamalar nedeniyle ülkesini ziyaret edemeyen yüzlerce Avustralyalı, kararın ardından ailelerine kavuştu. Avustralya hükümetinin aldığı serbest seyahat kararı şu an yalnızca Avustralya ve Yeni Zelanda vatandaşları, daimi ikâmetçiler ve onların yakın ailelerini kapsıyor. Ancak hükümet, yakın zamanda yabancı turistler ve işçiler için de kısıtlamaların kaldırılmasını öngörüyor.

İsrail de Pazartesi günü seyahat kurallarını gevşetti, ancak İsrail’e seyahat için turistlerin belli koşulları sağlaması gerekiyor. İsrail turistleri kabul etmek için aşının 3. dozunun yaptırılmış olması ve son doz aşıdan bu yana 6 aydan fazla zaman geçmemesi gibi şartlar koydu. Dolayısıyla, alınan bu gevşeme kararı İsrail turizm sektörünü yeterince tatmin etmedi. İsrail Otelciler Birliği CEO’su Yael Danieli bu kararı, çocuğu 12 yaşından küçük olan ailelerin çocuklarının aşısız olması nedeniyle zaten İsrail’e gelemeyeceklerini ve dünyada 3. doz aşı olmuş çok az insanın bulunduğunu belirterek eleştiriyor.[3]

Bu hafta salgına karşı alınan önlemler ile ilgili başka gelişmeler de oldu. Çin’in turizm sektörü, ülkedeki son derece sıkı önlemlerden şikayetçi. Shangay Disneyland yeterince ziyaretçi gelmemesi nedeniyle ziyaretleri tamamen durdurdu. Rusya ve Ukrayna’da kısıtlamalar ve karantina uygulamaları sıkılaştırıldı. Doğu Avrupa ise pandeminin başından bu yana ulaşılan en büyük enfeksiyon rakamlarıyla uğraşıyor. İngiltere ve Amerika’da da bazı kısıtlamalar kaldırılıyor. İngiltere’de ülkeye gelenlerin on gün karantinada kalmasını zorunlu tutan kırmızı listedeki son 7 ülke de listeden çıkartıldı. ABD, 8 Kasım tarihinden itibaren tam aşılı olanlar için uluslararası seyahat kısıtlamalarını kaldırıyor. Pandeminin hayatımıza girmesinden bu yana neredeyse 2 yıl geçti ve hala birçok konuda kafalar karışık görünüyor. Gelecek dönemde bu kararların vaka sayılarını nasıl etkileyeceğini göreceğiz. 


[1] https://www.nytimes.com/live/2021/10/31/world/g20-summit-2021-biden

[2] https://www.bbc.com/news/world-asia-59110828

[3] https://www.reuters.com/world/asia-pacific/thailand-australia-ease-international-border-curbs-spurred-by-pandemic-2021-11-01/