Kabil Havalimanı’nda Tahliye Karmaşası ve Artan Şiddet

Afganistan’da Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden sonra yaşanan tahliye karmaşası sürerken, şiddet olaylarının artması ülkedeki sivillerin durumu konusunda endişeleri artırıyor. Geçen hafta Kabil Havalimanı’nın hemen dışında bir bölgeye IŞİD Horasan örgütünün gerçekleştirdiği saldırıda 170’ten fazla insan ölmüş ve 13 ABD askeri de yaşamını yitirmişti. Bu saldırı sonrası ABD’li yetkililer yeni saldırıların olabileceği konusunda uyarmıştı. Bütün gözlerin Kabil Havalimanı’na çevrildiği ülkede, bu yoğunluk ve karmaşa sırasında Taliban’ın rakibi olan IŞİD-Horasan güçlerinin de havalimanına saldırması, Afganistan’ın bundan sonraki dönemde farklı aktörlerin yer alacağı bir iç savaş ortamına evrileceğinin işareti gibi görünüyor.

IŞİD saldırısının ardından ise Amerikan Hava Kuvvetleri IŞİD-H (İslam Devleti Horasan Vilayeti’nin kısaltması) örgütüne ait olduğunu ve yeni bir saldırı hazırlığı içinde bulunduklarını iddia ettiği 2 araca drone saldırısı düzenledi. Pentagon bu saldırıda iki IŞİD-H üyesinin öldürüldüğünü açıkladı. Bu saldırı da ne kadar sivilin hayatını kaybettiği ise tam olarak bilinmiyor. Başkan Biden ise yeni saldırıların olabileceği uyarısı yaptı. Öte yandan, Afganistan’da bulunan ülkelerin ülkeyi terk etme çabaları da sürüyor. Son olarak İngiltere, Fransa ve İspanya tahliye sürecini tamamladıklarını ilan ettiler. ABD ve müttefikleri yaptıkları ortak bir açıklamada, Taliban’ın tüm Afgan vatandaşlarının yurt dışından seyahat izni almaları halinde 31 Ağustos tarihinden sonra ülkeden çıkışlara izin verileceği konusunda “güvence” verdiğini açıkladılar.

Biden ısrarla 31 Ağustos’a kadar tahliye sürecinin tamamen bitirileceğini iddia etmişti. Gelinen noktada ise tahliyelerin bu süre içinde tamamlanabileceğine kuşkuyla bakılıyor. IŞİD-H örgütünün Afganistan’daki çatışma sürecine yaptığı saldırı ile dahil olması, ironik bir şekilde Amerika ve Taliban’ın sahada ortak bir düşmanı olduğu anlamına geliyor. Bundan sonraki süreçte Taliban güçlerinin de yeni fraksiyonlara bölünmesi ve ülkede bir iktidar mücadelesi vermesi son derece olası. Afganistan’da yeni bir devlet kurulması ve güvenliğin temin edilmesi her geçen gün daha da zorlaşacak bir sürece evriliyor. Afganistan’ın geleceği de Suriye’deki gibi uzun vadeli bölünmelere ve yıllarca sürebilecek bir iç savaşa gebe gibi görünüyor. Tüm bu karmaşa içerisinde ise ABD ve NATO müttefikleri ülkeyi hızla terk etmeye çalışırken dünya kamuoyu şaşkın bir şekilde gelişmeleri takip ediyor.  

Jackson Hole Toplantısı ve Yankıları

Dünya finans piyasalarının yakından takip ettiği ve her yıl Ağustos ayında Wyoming’in Jackson Hole bölgesinde Rocky dağlarının yanı başında, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin merkez bankası başkanlarının ya da temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen Jackson Hole toplantısı, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da pandemi nedeniyle sanal ortamda yapıldı. Finans piyasaları bu sene, Jackson Hole’dan çıkacak mesajlar arasında en çok tapering adı verilen Amerikan Merkez Bankası’nın varlık alımlarını azaltmasıyla ilgili mesajlara yoğunlaşmıştı. Son dönemde Fed üyeleri varlık alımının azaltılmasına ne zaman başlanacağı ile ilgili karışık mesajlar veriyorlardı. 

Fed Başkanı Jerome Powell’ın Jackson Hole toplantıları sırasında 27 Ağustos Cuma günü yaptığı açıklamalar beklentilere uygun şekilde çok büyük bir sürpriz içermiyordu. Powell’ın özetle Fed’in bu sene içerisinde varlık alımlarını azaltmaya başlayabileceğini, ancak faiz artırımı için acele etmeyeceklerini ifade etmesi piyasalar tarafından olumlu algılandı. Powell’ın açıklamalarının ardından Amerikan borsaları rekor tazelerken gelişmekte olan ülke borsaları da Cuma gününü pozitif kapattı. Ekonomistler Powell’ın açıklamalarını Fed’in başarılı bir şekilde piyasalar ile iletişim kurduğunun göstergesi olarak değerlendirdiler. Powell ayrıca Amerika’da yükselen enflasyon rakamlarının geçici olabileceğini tekrar ifade etti. 

Jackson Hole toplantısı da Amerikan Merkez Bankası’nın para politikasında gerçekleştirmesi beklenen değişikliklere piyasaları hazırlayarak finansal çalkantılara izin vermemesinin başka bir adımı olmuş oldu. Ancak ilerleyen günlerde, 2021 bitmeden varlık alımlarının azaltılmasına başlanması özellikle gelişmekte olan ülke piyasaları için olumsuz fiyatlamaları beraberinde getirebilir. Ayrıca Powell, Delta varyantı nedeniyle Covid-19 pandemisinin gidişatını da takip ettiklerini belirtti. Pandeminin gidişatı da Fed’in faiz kararını ne zaman vereceğini yakından ilgilendiren bir gündem olarak piyasaların önünde duruyor. Sonuç olarak, pandemi sonrası Amerikan ekonomisinin büyümesinin yarattığı enflasyon bir noktada Fed’in para politikasını sıkılaştırmaya başlamasına yol açacak. Piyasaların aklındaki esas soru ise bunun tam olarak ne zaman olacağı.

Kamala Harris Güney Asya’yı Ziyaret Etti

ABD Başkanı Biden’ın yardımcısı Kamala Harris ikinci resmi yurtdışı ziyaretini Güney Asya bölgesine gerçekleştirdi. 22 Ağustos Pazar günü önce Singapur ve sonrasında Salı günü Vietnam’ı ziyaret eden Harris’in bu gezisi, Amerika’nın Güney Asya ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmek ve Güney Çin Denizi’nde artan Çin nüfuzuna karşı durmak istemesinin önemli bir göstergesi oldu. Bu gezi sırasında Harris ve Amerikalı yetkililer Güney Asya ülkeleri ile yalnızca güvenlik alanında değil iklim krizi, siber güvenlik, ticaretin kolaylaştırılması ve sağlık güvenliği gibi alanlarda da kapsamlı ilişkiler geliştirmek istediklerini belirttiler.

Başkan Joe Biden, ABD’nin Asya’daki konumunu güçlendirmeyi dış politikadaki önceliklerinden biri olarak görüyor. Bu çerçevede, Güneydoğu Asya ülkeleriyle bağları güçlendirmek, Washington’un Çin’in emellerini kontrol altında tutma hedefinin önemli bir parçası. Güney Çin Denizi her yıl trilyonlarca dolarlık ticaret hacmine sahip bir uluslararası su yolu. Çin bu denizin neredeyse tamamında hak iddia ederken, Vietnam, Malezya ve Filipinler gibi diğer bölge ülkeleri de bu denizde Çin ile çakışan hak taleplerinde bulunuyorlar. 660 milyondan fazla nüfusa ve dünyanın en hızlı büyüyen ve dinamik ekonomilerinden bazılarına sahip bu bölge, paha biçilemez stratejik ve ekonomik değeri nedeniyle Amerika ve Çin arasında en önemli rekabet bölgesine dönüşmüş durumda ve bu bölgedeki rekabet gelecekte daha da önemli hale gelecek.

Harris’in ziyareti geçtiğimiz ay ABD’li üst düzey yetkililerin Güney Asya ülkeleriyle yaptığı bir dizi görüşmenin ardından gerçekleşti. Asya Pasifik pazarları başkanı Angela Mancini, Trump yönetimine kıyasla Biden ve ekibinin Güneydoğu Asya ülkeleriyle ilişkilerinde çok daha düşünceli ve ölçülü göründüğünü söyledi. Biden yönetimi bu diplomatik hamlelerle Çin ile rekabet ve Güney Asya’daki Amerikan müttefiklerini destekleme konusundaki kararlılığını ortaya koymuş oldu. Vietnam gezisi sırasında Harris’in, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki aşırı ve zorba davranışlarının uluslararası deniz hukukuna uymadığını ve Çin’e bu konuda baskı yapılmasının yollarının bulunması gerektiğini söylemesi verdiği en net mesajdı. Çinli yetkililer ise Harris’in Çin’i suçlayan açıklamalarına tepki gösterdiler. Şu sıralar Afganistan’daki gelişmeler ve Covid-19 pandemisi dünya gündemini fazlasıyla meşgul etse de ABD ve Çin’in dünya ticareti ve askeri rekabet açısından Güney Çin Denizi’ndeki mücadelesi birçok alanda kendini gösterecek gibi görünüyor. Güney Asya ülkeleri ise bu durumda ABD ve Çin arasında keskin bir şekilde taraf tutmaktan kaçınıyorlar.