Hariçten Gazel Haftalık Dış Haberler Bülteni (24 Şubat- 2 Mart 2026)
2025 yılının Haziran ayında İsrail ve ABD’nin yine ortak bir operasyonla İran’a saldırması 12 Gün Savaşı olarak kayıtlara girmişti. Ancak küresel siyaseti takip edenler için bu savaşın devamının olacağı beklenen bir gerçekti.
Aradan geçen 7 ayda İran toparlanmaya çalıştı; Trump, İran ile müzakere eder göründü; İsrail ise yeni bir askeri müdahaleye hazırlandı.
Herkes biliyor ki Netanyahu yönetimi, İran’ı güçsüz bir halde yakalamışken öldürücü bir darbe vurmak ve bu darbeyi vururken de ABD’yi peşinden sürüklemek istiyordu.
Sonuç, Cumartesi sabahı başlayıp bölgesel ciddi bir savaşa evrilme tehlikesi taşıyan bir çatışmanın içinde kendimizi bulmamız oldu.
Peki neden ABD ve İsrail İran’a askeri müdahaleyi bunca riske rağmen şimdi başlattı? Öncelikle bu durumun Trump’ın talebi olmaktan çok İsrail ve Netanyahu’nun arzularıyla ilgili olduğunun altını çizmek lazım.
İsrail, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırmasıyla başlayan ve Orta Doğu siyaseti konuşurken bir dönüm noktası olarak anmadan geçemeyeceğimiz o süreçle birlikte, bölgedeki İran’ın vekil güçlerinin kolunu kanadını kırdı.
Aralık 2025’te Suriye’de rejimin değişmesi ile birlike Şam’da yönetime gelen Ahmed El-Şara hükümeti de ABD’nin istekleri doğrultusunda ve İsrail’in güvenliğine tehdit oluşturmayacak şekilde ehilleştirilip desteklendi.
İsrail’in Orta Doğu’da izlediği, kendisine rakip istememe (ya da Tom Barack’ın deyimiyle bölgedeki ulus devletlerden rahatsız olma) politikasına uygun şekilde Orta Doğu’da Netanyahu’nun ifadeleriyle yeni bir düzen kurulurken Tel Aviv yönetiminin önünde tek engel İran rejimi kalmıştı.
Mevcut durumda yalnızca İran rejimi ve İran’ın nükleer programı ile balistik füzeleri, Orta Doğu’da İsrail için en yakın ve ciddi tehdit idi. Haziran 2025’te İran’a vurulan darbe ise rejimi devirmeye yetmemişti.
Ancak İran içinde çıkan olaylar ve Molla rejiminin meşruiyet açısından güçsüzlüğü ile birlikte halkına zulüm etmesi gibi zayıflık göstergeleri, Netanyahu’yu (ve dolayısıyla ABD’yi) İran’a yeni ve daha sert bir müdahaleye itti.
Uluslararası hukukun anlamsızlaştığı bir dönemde bu saldırının ne kadar hukuksuz olduğunu, “gücü gücü yetene” politikasının tüm dünyayı nasıl bir ateş çemberine dönüştüreceği ihtimalini konuşmanın da modası geçmeye başladı.
İsrail ve İsrail’in ABD’li destekçileri, İran’ı, tabir caizse punduna getirmişken vurmanın en mantıklısı olacağını düşündüler. Askeri yığınak yapılmış, iki uçak gemisi getirilmiş, İran halkının rejim karşıtlığı kesifleşmiş… Trump ve Netanyahu’nun seçimlere giderken başarı istemesi ve iç politikada savaş söylemiyle gündem değiştirip rakiplerini pasifize etmeyi düşünmesi de cabası.
Tüm bunlara İsrail elitlerinin istedikleri neredeyse her şeyi yaptırabildikleri bir Trump yönetimini ellerinde tutmaları ve ABD kamuoyunun İsrail aleyhine dönmeye başlaması nedeniyle, gelecekte herhangi bir başkana İran’a operasyon yaptırtamayacaklarını düşünmeleri sebebini de eklemek lazım.
Peki geçtiğimiz dört günde neye şahit olduk? İran, savaştan önce uyardığı ve saldırıya uğramış bir ülkenin hakkı olduğu üzere ABD’nin Orta Doğu’daki üslerini vuruyor. Ne de olsa ABD ve İsrail bu üslerden İran’ı vurmak için yararlanıyor. Bu da İran’a, karşı saldırı hakkını veriyor.
İran’dan Hürmüz Boğazı’nı kapatacakları haberi de geldi ki bu durum, savaşın uzun sürmesi halinde tüm dünyayı oldukça rahatsız edecek bir enflasyon dalgası ve enerji dar boğazı anlamına gelebilir.
İran elindeki füze ve drone stoklarını dört gündür tüketiyor. Bunu yaparken ABD, İsrail ve Körfez ülkelerinin ellerindeki çok pahalı hava savunma sistemlerini de yıpratıp tüketmiş oluyor. İlerleyen günlerin iki taraf açısından da sıkıntılı geçeceğine dair en büyük mesele de bu stoklar meselesi.
Hamaney’in öldürülmesinin İran’da yönetim kadrolarını karıştıracağını ve birbirine düşüreceğini, muhalif geniş halk kesimlerinin de sokağa dökülüp rejimi devireceğini planlamış olan ABD ve İsrail, dördüncü günde de bu amacına ulaşamamış görünüyor.
Önümüzdeki günler ne getirir belirsiz, ancak rejimin havadan vurularak yıkılmasının çok zor olduğu kesin. İran’a geniş çaplı bir kara operasyonu ise kanımca mümkün değil.
İran içindeki rejime muhalif etnik gruplar rejimi devirebilecek çapta bir eylemliliğe girişebilir mi? Şu ana kadar böyle bir işaret de yok.
İran içinden sağlıklı haber almak mümkün değil. İsrail’in de kendisine atılan füzeler hakkında medyaya doğru ve tam bilgileri yansıtıp yansıtmadığından emin değilim. Trump’a bakılırsa savaş birkaç hafta daha sürebilir ve ABD’li daha fazla sayıda asker (şu ana kadar 6 asker öldü) hayatını kaybedebilir.
Trump’ın bu söylemleri biraz da belirsizliği kabullendiği ya da ne yaptığını kendi de tam bilmediği anlamına geliyor. Zira savaşa niye başlandığı ve savaşın ne amaçla sürdürüldüğü konusunda ABD yönetiminden çelişkili açıklamalar geliyor.
Bu savaş nasıl sona erer sorusuna henüz cevap vermek için çok erken. Savaş öncesi planlar, ekseriyetle masada kalır; plan, sahadaki gerçekliğe çarpar; sosyoloji, beklenen tepkileri vermez; sonuçlar ise hiç beklenmedik şekillerde ve çok uzun zaman sonra ortaya çıkabilir (Rusya’nın Ukrayna işgalini düşünün!).
ABD ve İsrail hızlı bir şekilde bu savaşı sonlandırabilecek bir sonuca ulaşamazlarsa her iki ülke de yönetimleriyle birlikte çok ama çok zor duruma düşerler. Nitekim Trump yönetimi şu an, bu savaşa niye giriştiği konusunda kendi kamuoyunu ikna etmekten bile aciz durumda.
ABD’nin güvenliğini sağlayacağı vadettiği Körfez’deki dostları dört gündür füzelerle vuruluyorlar. Bu durum onlar için ciddi bir varoluşsal tehdit demek ve bu durumla ciddi şekilde ilk defa karşılaşıyorlar. Yani Körfez ülkeleri, ABD ve İsrail ile ilişkilerini her zamankinden çok sorgulayacakları bir döneme giriyor.
Tüm bunlara ek olarak ABD, operasyon uzadıkça çok ciddi bir maddi külfetin de altına girecek. Bu durum, ABD içinde enflasyon ve işsizlikten şikayet eden Trump destekçilerini daha da kızdıracak.
Son olarak, İran’ın içerisinde uzun sürecek bir iç savaşın çıkması Hindistan’tan Avrupa’ya, Rusya’dan Yemen’e kadar geniş bir coğrafyada sonuçları olacak çok büyük bir olaya dönüşebilir. Bu nedenle savaş uzadıkça ABD ve İsrail’e karşı dünyadan eleştirel sesler çok daha yüksek sesle çıkmaya başlayacaktır.
Savaşı izlemeye ve sizlere aktarmaya devam edeceğiz. Daktilo1984 YouTube kanalında yayınlanan son videomuza daha ayrıntılı bilgi edinmek için göz atabilirsiniz:
https://www.youtube.com/live/OwiJn1dIKAY?si=PhQ07wwp6jaQMKZZ

