Venezuela meselesinde 3 Ocak 2026’da düğüm çözüldü. Bir şafak baskını operasyonu ile Maduro yatağından alındı ve yargılanmak üzere New York’a getirildi. Yerine Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodriguez yemin ederek görevine başladı. 28 Aralık’ta İran’da patlak veren protesto gösterileri ise ABD gündeminde bir başka odak noktası. ABD’nin İran’a müdahale edip etmeyeceği konuşuluyor. Ayrıca Trump yönetimi ülke içinde otoriterliğin dozunu artırmış durumda. Muhalif siyasetçilerin baskılanması ve göçmenlerle birlikte tüm muhalif tabanın ICE üzerinden hedef alınması, ara seçimlere giderken ABD’deki en önemli gündem maddelerinden olmaya devam edecek gibi görünüyor.
Maduro Devrildi
Aralık ayı sonunda ABD-Venezuela gerginliği biraz sakinleşmişti. Maduro, Trump ile bir ara formül bile bulmuş gibi görünüyordu. Ancak 3 Ocak 2026 sabahı tüm dünyayı hayrete düşüren bir biçimde Nicolas Maduro ABD kuvvetlerinin düzenlediği operasyonla Caracas’taki evinden alınarak yargılanmak üzere ABD’ye götürüldü. Aslında ABD’nin son birkaç aydır Maduro’yu narko-terörizmin başı olmakla itham etmesinden dolayı bir müdahale bekleniyordu. Ancak bu kadar hoyratça bir müdahale herhalde çoğumuzun aklına gelmemiştir. Uluslararası hukuk açısından oldukça problemli görünen bir durum olsa bile günün sonunda ABD istediğini almış oldu.
Maduro’dan boşalan başkanlık koltuğuna yardımcısı Delcy Rodriguez yemin ederek geçti. Uzun bir süredir Venezuela başkanlığında gözü olan Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado ise Maduro’nun devrilmesinden memnun olsa da sürecin sonunda eli boş kaldı. Trump’ın Nobel Barış Ödülü takıntısı hepimizin malumu. Her ne kadar daha sonra hem Machado kendisine uzaktan takdim etse de, hem de birkaç gün önce Beyaz Saray’da Trump ile bir araya gelince yeniden ödülü Trump’a verdiğini açıklasa da Machado’nun Venezuela yönetiminde henüz bir pozisyonu yok. Maduro devrilmeden birkaç gün önce Trump yönetimine oldukça umut bağlamış olan Machado, Maduro düşer düşmez Trump’ın Rodriguez ile çalışmaya hazır olduklarını açıklamasının ardından hayal kırıklığına uğramıştı. Neticede kendisinin birkaç hafta önce Venezuela’dan Norveç’e kaçmasına da ABD’li istihbaratçılar yardım etmişti.
Venezuela’yı gelecekte Çin ekseninden daha uzak, ABD’ye yakınlaşmış günler bekliyor. Trump’ın Batı Yarımküre’deki cepheyi tahkim çabalarının şimdilik en somut örneği Venezuela. Kolombiya ve Küba’daki hükümetlerin de ABD ile arasının bozuk olduğu biliniyor. Kim bilir belki yakın zamanda bu ülkelere de bir operasyon yapıldığına tanıklık ederiz. Venezuela meselesiyle ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz youtube kanalımızda 2 hafta önce yaptığımız özel yayını izlemenizi tavsiye ederim.
İran’a Müdahale İhtimali
28 Aralık’ta İran’ın başkenti Tahran’da ekonomik sorunlardan ötürü sabrı taşan esnafın başlattığı ayaklanma, birkaç gün içinde ülkenin geneline yayılan rejim karşıtı bir protesto sürecine evrildi. İran dışarıya kapalı bir ülke olduğu için içeriden sağlıklı bilgi almak pek mümkün olmadı. Bundan ötürü farklı kaynaklardan çok farklı açıklamalar geldi. Örneğin, çeşitli insan hakları örgütlerine göre rejim güçleri tarafından öldürülen insan sayısı 15.000’i geçmişken kimi kaynaklara göre de ölü sayısı 5.000 civarında.
Trump’ın İran’da herhangi bir idam kararı gerçekleşirse olası bir askeri müdahalenin söz konusu olacağı yönündeki tehdidinin ardından Hamaney’den geri adım gelse de rejim muhaliflerinin içeride nasıl bir canavarlıkla karşı karşıya kaldığı tüm dünyanın malumu. Bir önceki bültende Trump’ın tehdidine kısaca değinmiştim. Son olarak ABD’nin Katar’da bulunan El Udeyd Hava Üssü’ndeki personelleri tahliye etmesi kafalarda başka soru işaretleri oluşturdu. Trump ve Hamaney’in karşılıklı tehdit açıklamalarından sonra bu işin nereye evrileceği tartışmalı.
Trump’ın ilk döneminde Dışişleri Bakanlığı yapmış olan ve aynı zamanda CIA’in eski direktörü olan Mike Pompeo’nun 2 Ocak’ta attığı tweet’te “İranlı protestocular ve onlarla birlikte sokaklarda dayanışan tüm MOSSAD ajanlarına başarılar” dilemesi, İran rejim yetkilileri tarafından göstericileri casusluk ile itham etmede kaynak olarak kullanılıyor.
Bilindiği üzere, 1979’da İslam Devrimi ile devrilen Şah Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi de ABD’de yaşıyor. En son geçen Haziran ayındaki 12 günlük İsrail-İran savaşında ortaya çıkan Pehlevi, rejim karşıtı protestolar ile birlikte yeniden kendini göstermeye başladı. İran halkının teokratik rejim ile monarşi arasına sıkıştırıldığı şu günlerde ABD ve İsrail’in İran üzerinde ne kadar baskı kuracakları, durumun neticesini şekillendirmede en önemli unsur gibi görünüyor. Sonuç itibariyle İran’da mevcut rejim döneminde pek çok ayaklanma çıksa da rejim bir türlü devrilmedi ve yine bir iç ayaklanmayla devrilmesi ihtimali de henüz pek mümkün görünmüyor. Ancak dış müdahalenin zamanı ve oranı bu noktada önem arz ediyor.
Trump’ın İran’ı ne kadar önceliklendirdiği yine önemli bir başka nokta. Nitekim Venezuela operasyonundan sonra Küba ve Kolombiya’ya da tehditlerde bulunan Washington, daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir ciddiyetle Grönland’ı istiyor. Trump Avrupalı devletlerle halihazırda limoni olan ilişkilerin daha da kötüye gitmesini, ticari çekişmenin daha da şiddetlenmesini göze alarak Grönland’ı ilhak etmek istediğini açıkça belli ediyor. Bu durumun başlıca sebepleri arasında elbette Grönland’ın jeopolitik önemi yer alıyor. Bir yandan Amerika kıtası içinde dominasyon sağlamaya çalışırken diğer yandan da dünyanın öbür ucuna yetişmeye çalışan Trump yönetimi ne kadar başarılı olacak göreceğiz.
İçeride Baskının Dozu Artıyor
Trump göreve geldiğinden bu yana ABD kamuoyu bir ICE gerçeği ile karşı karşıya. Önceki bültenlerde de zaman zaman değindiğim bu konu, geçen Kasım ayındaki yerel seçimlerde de en çok konuşulan konulardan biri olmuştu. Ağırlıklı olarak Demokratların yaşadığı bölgelere konuşlandırılan Göçmen Gümrük Muhafaza birimleri (ICE), bölgedeki insanlar arasında büyük bir korkuya sebep olmakta. Göçmenlere yönelik sert müdahaleler bir yana, ICE doğrudan Amerikan vatandaşlarını da hedef alıyor.
Çeşitli sebeplerle Demokrat şehirlerde at koşturan bu silahlı kuvvetler, geçtiğimiz günlerde Minnesota eyaletinde bir kadını silahla vurarak öldürdü. ICE’ın sınırsız şiddetine karşı pek çok şehirde protesto gösterisi düzenlendi. Trump ve diğer hükümet yetkililerinin uzlaşmacı olmayan açıklamaları bir yana Adalet Bakanlığı, Minnesota Valisi Tim Walz ile Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey hakkında federal göçmenlik uygulamalarını engellemeye çalıştıkları iddiasıyla soruşturma başlattı.
Ayrıca 2028’de Demokratların en güçlü adayı olarak görünen Kaliforniya Valisi Gavin Newom’ın üzerinde de Trump’ın iddia ettiği bir dolandırıcılık soruşturması Demokles’in kılıcı gibi duruyor. Newsom ile Trump arasında sürekli bir çekişme mevcut ancak hükümet tarafı muhaliflere karşı baskının dozunu artırıyor. Ara seçimlerde yenilginin yaklaştığı psikolojisi ile şimdiden 2028’deki güçlü rakipleri elimine etme taktiği işe yarayacak mı, bunu zaman gösterecek.

