Pro-Peace Ticket (Barış Yanlısı Bileti) propagandası ve ABD’nin odak noktasının Orta Doğu’dan Pasifik’e çekileceği söylemleri ile iktidara gelen Trump-Vance yönetiminin İran’a saldırmasıyla başlayan savaş 5. haftasını doldurdu. Bu savaşın kısa vadede etkileri ABD’nin Avrupalı müttefikleri ile arasının açılması ve Cumhuriyetçi Parti’nin ülke genelindeki onay oranının düşmesi oldu.
İran Savaşı’nda ateşkes ihtimali hâlâ düşük görünüyor. İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin ateşkes taleplerini kabul etmezken Washington’da kabinede art arda yaşanan istifalar ve 50 eyaletin tamamı bir yana dünya genelinde yapılan No Kings (Krallara Hayır) protestoları da Trump üzerinde bir baskı oluşturuyor. Son haftalarda ABD ekseninde yaşanan gelişmelere hep birlikte göz atalım.
No Kings Protestoları
Donald Trump’ın başta göçmen karşıtı politikaları olmak üzere otoriter eğilimli politikalarına karşı 28 Mart’ta pek çok ABD eyaleti ve Avrupa şehrinde protesto gösterisi düzenlendi. Daha önce geçtiğimiz yıl 14 Haziran ve 18 Ekim tarihlerinde de gerçekleştirilen No Kings protestolarına yüksek bir katılım sağlanmıştı. O dönem milyarder Elon Musk ile Donald Trump arasındaki gerilim bir kırılma noktasıydı ve muhalifleri heyecanlandırmıştı. Şimdi de İran Savaşı sonrası ekonomide yaşanan sarsıntı ve kabinedeki istifalar, muhalifleri yeniden konsolide etti.
Demokratlar, Cumhuriyetçi Parti elitlerinin ani bir kararla Kongre onayı olmadan başlattıkları bu savaşın tabanda da yüksek bir onaya sahip olmadığının farkında. 7 ay sonraki ara seçimlere giderken ülkedeki rüzgarın Demokratlar lehine esmeye başlaması, elbette Trump’ın görevden azledilme ihtimalini de gündemde tutuyor.
Geçtiğimiz günkü protestoların en sembolik olanlarından biri, daha önce ICE birimlerinin birkaç vatandaşı öldürdüğü Minneapolis şehrinde düzenlendi. Ayrıca Minneapolis şehrinin de içinde bulunduğu Minnesota eyaletinin Kongre Binasında vali Tim Walz, Trump’a karşı ağır eleştiriler içeren bir konuşma yaptı. Walz’u 2024 Başkanlık Seçimleri’nden hatırlarsınız. Kendisi Demokratların başkan adayı Kamala Harris’in yardımcısıydı. Bir zamanlar kendisinin oturma ihtimali olan koltukta bugün JD Vance’in oturması ise kanaatimce oldukça talihsiz bir durum. (Eylemlerin merkezi olan Minnesota aynı zamanda 1976 seçimlerinden bu yana Demokratlara aralıksız oy veren tek eyalet.)
Tim Walz ile birlikte konuşmacılardan biri de senatör Bernie Sanders oldu. Demokratik Sosyalistlerin favori isimlerinden Sanders, İran Savaşı’nın derhal durdurulması çağrısında bulundu. Trump hükümetinin Anayasa’yı tanımadığından ve merkezi bütçedeki paranın çarçur edildiğinden bahsetti. Tim Walz’un mitingde Trump ile ilgili “O tarihe karışacak ancak sizin torunlarınızın çocukları bile burada olacak.” sözü bana 2013’te Gezi Parkı protestolarında kullanılan “Siz yokken burada olan ağaçlar, siz giderken de burada selam duracaklar.” sözünü anımsattı.
Son 1 ay içinde Adalet Bakanı Pam Bondi ve İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’in görevlerinden ayrılmaları da hükümet içi kırılmalara işaret ediyor. Bondi, Epstein belgelerinin açıklanması hususunda güvenilir olmamakla itham ediliyordu. Kongrede Cumhuriyetçi ve Demokrat üyeler arasında bu konuda bir görüş birliği söz konusuydu. İran Savaşı gündemin 1 numaralı maddesiyken Bondi kabineden uzaklaştırıldı. Kristi Noem de ICE kuvvetlerinin saldırganlığı yüzünden eleştirilerin hedefi haline gelmişti. Parti içinden de aykırı seslerin çıkması ve muhaliflerin konsolide olmasıyla beraber Noem de hükümetten ayrıldı.
Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın da İran’daki savaş ile ilgili Trump ile görüş ayrılıkları yaşadığı ve görevden ayrılacağı kimi çevrelerce iddia ediliyor. Ancak Başkan Yardımcısı JD Vance bile bu konuda Trump ile ciddi fikir aykırılıklarına sahip. İran’ın direniş kapasitesi ve savaşın sürmesi, ABD iç siyasetini yakından etkilemeye devam edecek gibi görünüyor.
İran Savaşı Çıkmazı
Ben bu satırları yazarken ABD’den İran’ın sivil altyapısına büyük bir saldırı gerçekleştirmesi bekleniyor. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyadan ağır ifadelerle Hürmüz Boğazı’nın gemi geçişine açılması için İran’a uyarıda bulunan Başkan Trump, savaşın ileri bir safhaya geçebileceğinin işaretlerini veriyor. İran tarafı ise bırakın Hürmüz Boğazı’nı açmayı, Kızıldeniz ile Hint Okyanusu’nu birleştiren Babül Mendep Boğazı’nın da kapatılabileceğini duyurdu.
Konuyla ilgili Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti: “Direniş Cephesi’nin komuta merkezi, Babu’l Mendeb’i Hürmüz Boğazı gibi görüyor. Beyaz Saray aptalca hatalarını tekrarlamayı planlıyorsa, enerji akışının ve küresel ticaretin tek bir hareketle sekteye uğratılabileceğini yakında anlayacaktır.” ifadelerini kullandı. Velayeti bu açıklamayı yaptığı sırada Devrim Muhafızları ordusunda istihbarattan sorumlu general Mecid Hademi, İsrail’in düzenlediği bir operasyonda öldürüldü.
Velayeti aynı zamanda 1981-1997 yılları arasında İran’ın Dışişleri Bakanlığını yapmış bir isim. İslam devrimi ile birlikte Dışişleri Bakanı olan bu isim, ABD-İsrail cephesine karşı şahin bir bakışa sahip. Trump’ın dış politika ekibi de savaş yanlısı. Bundan dolayı başlıkta “çıkmaz” kelimesini kullandım. Çünkü Trump bir gün ateşkese hazır olduğunu ilan ediyor, diğer gün –ki son basın toplantısında yaptığı açıklamada– İran’ı anlaşma yapmadığı takdirde yok etmekle tehdit ediyor. İran tarafı da müzakere şartlarını kabul etmediği için iş sürüncemede kalıyor.
Ayrıca, ABD’nin İran’da düşen F-15 savaş uçağının kayıp iki mürettebatı birkaç gün sonra kurtarıldı. Bu durum bir yandan bir başarı olarak görülürken diğer yandan savaşın gereksiz olduğu yönünde eleştirilere de sebep oldu.
NATO Krizi
Geçtiğimiz hafta Londra merkezli The Telegraph gazetesine röportaj veren ABD Başkanı Trump, İran’daki savaşta Avrupa’dan beklediği desteği görememesi üzerine NATO’dan ayrılmayı ciddi bir seçenek olarak gördüğünü açıkladı. Trump NATO’yu “kağıttan kaplan” olarak tasvir etti. Yetmedi, Putin’in de bunu bildiğini söyledi. Halihazırda Ukrayna savaşından dolayı gerilimlere sahne olan NATO’da, İran’daki savaş da bu gerilimlere tuz biber ekmiş oldu. Avrupalı yetkililer bu açıklamaların Putin’i cesaretlendirdiğini düşünüyor. Ancak hâlâ Avrupalıların İran konusunda ABD’nin yanında savaşa girmek gibi bir niyetleri olmadığı anlaşılıyor.
Trump gazeteye verdiği röportajda Birleşik Krallık hükümetini de eleştirdi. Başbakan Keir Starmer’ın “İran savaşına dahil olmayacakları” yönündeki açıklaması Trump’ın hiç hoşuna gitmedi. Geçmişte Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da ve Suriye’de birlikte hareket ettiği ve AB’den daha önemli bir noktaya koyduğu müttefiğini bugün yanında görememek, ABD için oldukça tatsız bir durum olsa gerek.
Bu gündemin içinde geçtiğimiz hafta bir enteresan olay daha yaşandı. New York Times’ta Steven Erlenger’in bir analiz yazısında NATO’nun açılımı yanlış yazıldı. NATO’dan North Atlantic Treaty Organization (Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü) yerine North American Treaty Organization (Kuzey Amerika Anlaşması Örgütü) şeklinde bahsedildi. İşin ironik tarafı ise yazının başlığının “A North American Treaty Organization Without America?” (Amerikasız bir NATO?”) olmasıydı. X hesabından durumla ilgili NY Times’ı iğneleyici bir tweet atan gazeteci Sasha Issenberg’e NY Times’ın iletişim hesabından düzeltme yanıtı geldi.
Her ne kadar ortada bir yazım hatası olduğu düşünülse de ABD’nin kurumları ve medyasıyla NATO meselesi üzerine son zamanlarda ne kadar ciddi düşündüğüne örnek olması açısından önemli bir olay sayılabilir.

