Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Fizik Tedavi Faturalarınızı Neden Beyaz Saray’a Göndermelisiniz?
    daktilo2

    Fizik Tedavi Faturalarınızı Neden Beyaz Saray’a Göndermelisiniz?

    Elif Avcı11 Ocak 20267 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Savaşların White Noise’a Dönüştüğü Bir Dünyada Seyirci Vatandaşlık ve Modern Kaygı

    Yılbaşı ağaçlarımıza astığımız barış dilekleri pek işe yaramamış olsa gerek 2026’ya yine savaş haberleriyle başladık. Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya girdiği haberi önüme düştüğünden beri, bir türlü gevşetemediğim bir boyun tutulması ve kulak çınlamasıyla geziyorum.

    İlk bakışta bu durumun konuyla alakasını kuramamış olabilirsiniz. Ben Venezuela’da yaşamıyorum. Fiziksel olarak güvende olduğumu da biliyorum. Ama yine de haberleri gördüğümden bu yana bedenimi gevşetmeyi bir türlü başaramadım. İşte bu hâl, modern dünyanın yeni normali.

    Savaş haberlerinin ‘white noise’a dönüşmesi

    Artık “böyle bir şey olmaz” dediğimiz bir eşik yok. Her şeyin olabileceği fikri, istisnai bir kaygı olmaktan çıkıp alışılmış bir öngörüye dönüşüyor. Haftaya misilleme olarak Çin Tayvan’a girse hangimiz buna “aaa hiç beklemezdim” der ki? Savaş sürekli açık kalan, kapatılamayan bir yayın gibi hayatımızın arka planına yerleşiyor. Haber bültenlerinde, sosyal medya akışlarında, bildirimlerde…

    Bir noktadan sonra savaş, adeta bir white noise’a dönüşüyor. Bakıyoruz ama tam olarak dahil olmuyoruz; etkileniyoruz ama harekete geç(e)miyoruz. Görüntüler akıyor, başlıklar değişiyor, ama içimizde net bir kapanış anı oluşmuyor. Bu yüzden savaş, gündemin önünden çekilse bile sinir sisteminden çekilmiyor.

    White noise sesi tamamen kesmez; tam tersine, zihnin dinlenmesini de engelleyen, sürekli ama düşük yoğunluklu bir uğultu yaratır. Savaş haberleri de benzer bir işlev görüyor artık.

    Vücutlarımızın da Termostatı Var

    Artık ne oluyorsa, neredeyse anlık olarak canlı yayında izleyebiliyoruz. Görüntüler akıyor, başlıklar değişiyor, rakamlar artıyor. Bir süre sonra ilk vuruculuk kayboluyor. İnsanlar sayıya; sayılar ise ekranda değişen ama ne anlama geldiğini giderek daha az idrak ettiğimiz rakamlara dönüşüyor.

    Bir eşik var. Bakmaya devam ettiğimiz, ama artık görmediğimiz; duyduğumuz, ama dinlemediğimiz bir eşik. “Duyarsızlaştık mı?” sorusu yüzümüze çarpıyor.

    Ya da başka bir refleks devreye giriyor: Kaçınma. Kanal değiştiriyoruz, takibi bırakıyoruz, haberi atlıyoruz. Ve bunu yapan tek kişi değiliz. Reuters Institute’ün verilerine göre insanların %39’u bilinçli olarak haberlerden kaçınıyor. Bu bir ilgisizlik değil. Taşıyamamak.

    Tıpkı gözlerin çok parlak bir ışığa bakamayınca kapanması gibi, zihin de çok fazla acıyı aynı anda işleyemediğinde “hissetme” fonksiyonunu geçici olarak askıya alıyor. Bu bir korunma refleksi. Sistemin kendini kapatması.

    Son Dakikalar Arasında: Gelecek Bulanıklaşıyor

    Bir “gelecek planımız” yok artık. “Gelecek senaryolarımız” var.

    İnsan zihni normalde geçmişten ders alıp geleceği inşa etmek üzerine kuruludur. Bir zaman çizgisi çizer: “şimdi”den “sonra”ya uzanan, üzerine hayallerin ve hedeflerin yerleştirilebileceği bir zemin. Peki ya bu zemin her an yeni bir “son dakika”, yeni bir kriz, yeni bir alarm ziliyle sürekli sarsılıyorsa?

    İşte o zaman zaman çizgimiz parçalanıyor. Gelecek, üzerine bir şey inşa edilecek bir ufuk olmaktan çıkıyor; yalnızca bir sonraki sarsıntının beklendiği bir alan hâline geliyor. Bunun belirtilerini de gündelik hayatlarımızda fazlasıyla yaşıyoruz:

    Yatırım kelimesinin dönüşümü:
    Eskiden “uzun vadeli yatırım” denildiğinde emek, sabır ve güven akla gelirdi. Bugün her yatırım (ister para, ister ilişki, ister kişisel gelişim olsun) bir “likidite testine” tabi tutuluyor: “Bunu bir krizde ne kadar hızlı nakde çevirebilirim?”

    Sonsuz erteleme modu:
    Ev almak, tatil planlamak, yeni bir kursa başlamak, hatta spora başlamak bile “Şu anki gündem durulsun, bir şey çıkar da gidemezsem, şu an böyle bir masrafa girmeyeyim” diye ertelenebiliyor. Ama o an hiç gelmiyor. Hayat, sürekli ileri tarihe atılan bir bekleme hâline dönüşüyor.

    Hafızanın buharlaşması:
    Daha birkaç ay önce gündemi sarsan olayların detaylarını hatta bazen olayın kendisini bile hatırlamakta zorlanıyoruz.  Bu sadece unutkanlık değil; olayların birbiri üzerine öylesine hızlı yığılması ki, hiçbiri zihnimizde tam olarak “yer etme” fırsatı bulamıyor.

    Eski dizileri/filmleri tekrar izleme:
    Belirsizlik arttıkça, yeni olana değil tanıdık olana yöneliyoruz. Daha önce izlediğimiz dizileri, filmleri yeniden açıyoruz. Geleceğin öngörülemezliği arttıkça, geçmişin tanıdıklığı rahatlatıcı hâle geliyor.

    Küçük kaçamakların büyük rahatlaması:
    Gelecek ağırlaştıkça, küçük ve garantili hazlara sığınıyoruz. Bir sonraki bölüm, bir sonraki teslimat, bir sonraki beğeni… Kısa vadeli dopamin, uzun vadeli umudun yerini alıyor.

    Bunlar kişisel zaaf işaretleri değil; çağın yarattığı kronik stres ortamında, zihnin kendini ayakta tutma çabasının izleri. Tıpkı tekrarlayan zorlanmaların bedende zamanla hasar bırakması gibi, bu küçük ama sürekli yüklenmeler de zihinsel ve duygusal dokuda yavaş yavaş bir aşınmaya yol açıyor.

    Seyirci Vatandaşlık: Ekrandan Bedene Yayılan Modern Kaygı

    Boston Maratonu saldırısı sonrası yapılan ve Science’ta yayımlanan bir çalışma, saldırıyla ilgili günde altı saatten fazla medya içeriğine maruz kalan kişilerin, akut stres belirtilerini, saldırıya bizzat tanık olanlardan daha yüksek bildirdiğini gösteriyor. Bu bulgu, maruziyetin fiziksel mesafeden çok, süre ve yoğunlukla ilgili olduğunu ortaya koyuyor.

    Ancak günümüzde bu aşınma hali, trajik bir “oyunlaşma” ile iç içe geçmiş durumda. Jean Baudrillard, Körfez Savaşı döneminde “savaş olmadı” derken, savaşın izleyici için bir medya simülasyonuna dönüştüğünü kastediyordu. Bugün bu simülasyon doruk noktasına ulaştı: Kameralarla bir jet pilotunun hedefe odaklanmasına ortak oluyor, sanki bir video oyunu izler gibi hedeflerin imhasını termal ekranlardan takip ediyoruz. Hatta “pizza endeksi” gibi verilerle Pentagon’un mesai saatlerini, yani savaşın bir sonraki hamlesini eş zamanlı bir strateji oyunu heyecanıyla gözlüyoruz. Savaş, izleyici için interaktif ve distopik bir Bandersnatch deneyimine, izleyicinin bir sonraki trajediye “tıklayarak” katıldığı bir gösteriye dönüşüyor.

    Peki, eğer bu pikselli şiddet artık bir simülasyonun sterilliğine bürünmüşse, neden hâlâ ensemizdeki o sertliği hissediyoruz?

    “Ben etkilenmiyorum ki” diyenlerin yanıldığı nokta tam da burası: Zihnimiz duyarsızlaşsa da, sinir sistemimiz dürüsttür. Psikoloji literatüründeki “Duygusal Duyarsızlaşma” (Emotional Desensitization) çalışmaları, şiddet içerikli medyaya maruz kalan kişilerin “kendilerini kötü hissetmediklerini” beyan etseler bile, o sırada kan basınçlarının ve kortizol seviyelerinin (stres hormonu) yükselmeye devam ettiğini gösteriyor. Yani siz ekran başında “alıştım artık” derken, bedeniniz pikseller ile gerçekliği ayıramayacak kadar ilkel ve dürüst bir işlemci gibi çalışmaya devam ediyor.

    İzleme eylemi, somut bir müdahaleye dönüşmediğinde, zihin kendi içinde kapalı bir yankı odasında dönüp duruyor. Ayna nöronlarımız, ekrandaki şiddeti sanki biz uyguluyormuşuz ya da bize uygulanıyormuş gibi “içsel bir taklit” ile sinir sistemimize kopyalıyor. Seyirci vatandaşlık; zihnin bir ‘oyun’ izlediğini sandığı, fakat sinir sisteminin her kareyi gerçek bir tehdit olarak arşivlediği o tehlikeli aralıkta doğuyor.

    Vicdan Enerjisi: Kullanıl(a)mayan Potansiyel

    Omuzlarımızdaki gerginlik, uykusuz gecelerimiz, odaklanamama hâlimiz… Bunlar sadece stres değil. Bugün yaşadığımız şey, fazla hassas olmak değil; kalıcı belirsizlik koşullarında yaşamanın insanı yeniden şekillendirmesi.

    Uluslararası barış ve güvenliği sağlamakla yükümlü kurumların yaşananlar karşısında çoğu zaman kınamaktan öteye geçememesi, yalnızca diplomatik bir tıkanıklık değil; kolektif eylem fikrinin de aşınması anlamına geliyor. Kurumlar etkisizleştikçe, bireyler de kendilerini giderek daha küçük, daha önemsiz ve daha sonuçsuz hissediyor.

    Eyleme dönüşemeyen vicdani yük, dışarı akmak yerine içerde birikiyor. Biz ise onu bir kapasite olarak değil, taşınması gereken bir yük gibi sırtlanıyoruz. Bu yüzden rage bait’in yılın kelimesi olarak seçilmesi rastlantısal değil. Öfkeyi sürekli tetikleyen ama onu hiçbir yere bağlamayan bu içerik rejimi, tam da bu birikmiş enerjiyi hedef alıyor.

    Sorun Duruşumda Değil Doktor Hanım

    İşte bu yüzden, omuzlarınızdaki o geçmeyen sertliğin nedeni sadece bir duruş bozukluğu ya da stres değil; binlerce kilometre ötedeki bir krizin bedeninize kestiği ‘ikincil’ bir fatura. Bizler, dünyanın gürültüsünü sinir sistemimizde depolayan “seyirci vatandaşlarız.”

    Eğer bu birikmiş vicdan enerjisini ve tanıklık yükünü kolektif bir eyleme, somut bir iyileşmeye dönüştüremezsek; o faturalar kabarmaya, boyunlarımız daha da sertleşmeye devam edecek.

    Aksi takdirde, bir sonraki fizik tedavi randevunuzda siz de doktora şunu söylemek zorunda kalabilirsiniz: “Sorun duruşumda değil doktor hanım, sorun dünyanın omuzlarıma bıraktığı o yükte.”

    Referanslar ve Tamamlayıcı Okumalar:

    • Baudrillard, J. (1991). The Gulf War Did Not Take Place. Power Publications.
    • Carnagey, N. L., Anderson, C. A., & Bushman, B. J. (2007). The effect of video game violence on physiological desensitization to real-life violence. Journal of Experimental Social Psychology.
    • Holman, E. A., Garfin, D. R., & Silver, R. C. (2014). Media exposure to collective trauma, mental health, and functioning: A longitudinal study following the Boston Marathon bombings. Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS).
    • Oxford English Dictionary. (2024). Word of the Year: “Rage bait”.
    • Reuters Institute. (2024). Digital News Report.
    • Rizzolatti, G., & Sinigaglia, C. (2008). Mirrors in the Brain: How our minds share actions and emotions. Oxford University Press.
    • Rosa, H. (2013). Social Acceleration: A New Theory of Modernity. Columbia University Press.
    • Van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score: Brain, Mind, and Body in the Healing of Trauma. Penguin Books.
    • World Health Organization. (2022). Mental health at work and chronic stress.
    • Zuboff, S. (2019). The Age of Surveillance Capitalism. PublicAffairs.

    Dünya Psikoloji Sosyoloji
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikPetrol Rezervlerinin Siyasallaşması: Venezuela ve OPEC’te Rezerv Şişirme Pratikleri ve ABD Müdahalesinin Rasyonel Nedenleri
    Sonraki İçerik İslamcılığın Komplo Teorisi – III: Anti-Semitizmin Modern Hali-2

    Diğer İçerikler

    daktilo2

    Kaynak Jeopolitiğinin Yeni Çağında Süper Güçler, Egemenlik ve Uluslararası Hukuk

    11 Ocak 2026 Şafak Herdem
    daktilo2

    Irak’tan Venezuela’ya “Petrol Meselesi”: Berberinizin Bildiği Gibi Değil

    11 Ocak 2026 Alper Yağcı
    daktilo2

    İslamcılığın Komplo Teorisi – III: Anti-Semitizmin Modern Hali-2

    11 Ocak 2026 Birol Başkan

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Dünya Gündemi: “Donroe Doktrini” ve Venezuela Olayının Dünyaya Verdiği Mesaj

    6 Ocak 2026 Bültenler Bahadır Çelebi

    Robotlar Geliyor: Türkiye’de Önce Verim, Sonra Dağıtım

    4 Ocak 2026 daktilo2 Yazılar Oğuz Ergin

    Orçun Selçuk: Venezuela’da olan bitenlerin Latin Amerika, Orta Doğu ve dünyadaki diğer çatışma alanları için de etkileri olacak

    4 Ocak 2026 daktilo2 Röportajlar Daktilo1984

    Yapay Zekadan Sonra Zekanın Bir Kıymeti Kalacak mı? Geleceğe Dair Bazı Spekülasyonlar

    4 Ocak 2026 daktilo2 Yazılar Alper Yağcı

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}