Depremin üçüncü yılında Hatay’da toparlanma, yalnızca binaların değil gündelik hayatın, ilişkilerin ve fırsatlara erişimin yeniden kurulması anlamına geliyor. Bu süreçte yerel kadın liderliği ve kadın kooperatifleri, sessiz ama belirleyici bir rol üstleniyor.
6 Şubat 2023 depremlerinin ardından Hatay’da hayat bir anda durmadı, ancak eskisi gibi de devam etmedi. Afetin hemen sonrasında yaşanan ani kırılma, zamanla yerini daha yavaş, daha katmanlı ve çoğu zaman görünmeden ilerleyen bir dönüşüme bıraktı. Aradan geçen üç yıl, afetlerin yalnızca yaşandığı anla sınırlı olmadığını, gündelik hayatın ritmini, ilişkilerin seyrini ve hayata tutunma biçimlerini uzun süre etkilediğini açık biçimde ortaya koydu.
Bugün Hatay’da konuşulması gereken mesele, yalnızca hangi yapıların yeniden inşa edildiği değil; hayatın hangi koşullarda, kimler için ve nasıl yeniden kurulduğudur. Çünkü toparlanma, teknik bir süreç olmanın ötesinde, gündelik yaşamın sürdürülebilirliğine dair bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Kentin nasıl işleyeceği, mahallelerin nasıl ayakta kalacağı ve insanların temel ihtiyaçlarına nasıl erişeceği, yeniden inşa kadar belirleyici bir öneme sahip.
Toparlanma çoğu zaman binalar üzerinden okunuyor. Oysa gündelik hayat; barınma, geçim, bakım, güvenlik ve sosyal ilişkiler üzerinden ilerliyor. Bu alanlarda yaşanan değişimler, afet sonrası sürecin gerçek niteliğini ele veriyor. Hatay’da üçüncü yılın sonunda ortaya çıkan tablo, toparlanmanın tek boyutlu, doğrusal ya da herkes için eş zamanlı ilerleyen bir süreç olmadığını, aksine farklı toplumsal gruplar için farklı hızlarda ve farklı koşullarda şekillendiğini gösteriyor.
Afetler ve Eşitsizlikler: Görünmeyen Yükler
Afetler herkesi aynı biçimde etkilemiyor. Kadınlar ve erkekler arasındaki fırsat eşitsizlikleri, afet sonrasında daha belirgin hâle geliyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme – UNDP) ve Birleşmiş Milletler Afet Riskini Azaltma Ofisi (United Nations Office for Disaster Risk Reduction – UNDRR) verileri, kadınlar ve çocukların afetler sırasında ve sonrasında erkeklere kıyasla yaklaşık 14 kat daha yüksek ölüm riski taşıdığını ortaya koyuyor¹. Bu fark, doğuştan gelen nedenlerle değil; bakım sorumluluklarının paylaşımı, ekonomik kaynaklara erişim ve karar alma süreçlerine katılım gibi yapısal koşullarla açıklanıyor.
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) raporları, afet sonrası dönemde kadınların gelir kaybı, ücretsiz bakım emeğinin artışı ve güvenlik riskleriyle daha yoğun karşılaştığını gösteriyor². Bu tablo, afet sonrası toparlanmanın neden yalnızca fiziksel yeniden inşa ile sınırlı kalamayacağını açık biçimde ortaya koyuyor. Gündelik hayatın sürdürülebilmesi, eşitlik ve erişim meselesiyle doğrudan bağlantılı bir alan olarak öne çıkıyor.
Geçim, Üretim ve Dayanıklılık
Afet sonrası dönemde geçim meselesi, gündelik hayatın merkezine yerleşiyor. Hatay’da da durum farklı değil. Birçok hane için gelir kaynakları ya kesintiye uğramış ya da tamamen ortadan kalkmış durumda. Bu koşullar, insanları yeni üretim ve dayanışma yolları aramaya yöneltiyor. Küçük ölçekli üretimler, ortaklaşa çalışma biçimleri ve yerel girişimler bu arayışın temel unsurları arasında yer alıyor.
Bu sürecin en somut örneklerinden biri kadın kooperatifleri. Güncel saha verilerine göre Hatay’da 53 kadın kooperatifi faaliyet gösteriyor. Bu sayı, deprem öncesine kıyasla yaklaşık iki katlık bir artış anlamına geliyor³. Kooperatiflerdeki bu artış, yalnızca ekonomik bir hareketlilik değil, aynı zamanda kadınların afet sonrası dönemde daha örgütlü, daha görünür ve daha dayanışmacı biçimde üretime katıldığını gösteriyor.
Kadın kooperatifleri yalnızca gelir yaratmıyor. Aynı zamanda birlikte düşünmenin, deneyim paylaşmanın ve gündelik hayata tutunmanın alanlarını da oluşturuyor. Gıda ve Tarım Örgütü (Food and Agriculture Organization–FAO) değerlendirmeleri, bu tür yapıların yerel ekonomiyi canlandırırken sosyal iyileşmeye de katkı sunduğunu ortaya koyuyor⁴. Hatay’da kadın kooperatifleri, ekonomik toparlanmanın yanı sıra sosyal bağların yeniden kurulmasına da zemin hazırlıyor.
Yerel Kadın Liderliği: Sessiz Ama Belirleyici
Afet sonrası toparlanma sürecinde kadınların yalnızca desteklenen değil, kentin yeniden imar ve inşasında söz sahibi olan aktörler olarak yer alması belirleyici bir önem taşıyor. Kentler yalnızca binalardan ibaret değil; mahalleleri, ilişkileri, gündelik yaşam pratikleri ve ortak hafızasıyla yeniden kuruluyor. Bu yeniden kurma sürecinde kadınların etken ve özne olarak yer alması, alınan kararların hayata temas etme gücünü artırıyor.
Yerel düzeyde öne çıkan lider kadınların görünür olması, bu sürecin en güçlü kaldıraçlarından biri. Kadın muhtarlar, kooperatif başkanları ve sivil toplumda sorumluluk alan kadınlar; yalnızca bulundukları pozisyonlar nedeniyle değil, temsil ettikleri cesaret, süreklilik ve ortak hareket etme iradesi nedeniyle de ilham verici bir rol üstleniyor. Bu görünürlük, başka kadınlar için de “mümkün” duygusunu güçlendiriyor; karar alma süreçlerine katılımı teşvik eden bir etki yaratıyor.
Bu etki yalnızca bireysel değil, kolektif bir karşılık üretiyor. Lider kadınların varlığı, mahalle ölçeğinde işbirliği hissini, kent ölçeğinde ise dayanıklılık kapasitesini güçlendiriyor. Birlikte düşünme, birlikte üretme ve birlikte karar alma pratikleri, afet sonrası belirsizlik ortamında toplumsal direnci besleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.
Bu noktada kadınların taşıdığı rol, yalnızca bugünü ayakta tutmakla sınırlı değil; geleceğe dair bir ufuk da açıyor. Dirençli kadınlar, dirençli mahallelerin; dirençli mahalleler ise dirençli kentlerin temelini oluşturuyor. Hatay’da gözlemlenen tablo, kentlerin yalnızca mühendislik çözümleriyle değil; insan ilişkileri, güven ve birlikte hareket etme kapasitesiyle güçlendiğini gösteriyor.
Kadınların yeniden imar ve inşa süreçlerinde söz sahibi olması, bu nedenle yalnızca bir eşitlik meselesi değil; daha kapsayıcı, daha yaşanabilir ve daha dayanıklı kentler inşa etmenin de anahtarı olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşım, afet sonrası toparlanmayı geçmişe dönme çabası olmaktan çıkarıp, daha adil ve daha dirençli bir gelecek kurma fırsatına dönüştürüyor.
Akademi ve Saha: Bilgiyle Deneyimin Buluştuğu Yer
Afet sonrası toparlanma süreci ne yalnızca sahada yaşanan deneyimlerle ne de yalnızca akademik analizlerle tek başına kavranabiliyor. Sahada üretilen bilgi, gündelik hayatın gerçek ihtiyaçlarını ve görünmeyen kırılganlıkları açığa çıkarırken; akademik çalışmalar bu deneyimleri karşılaştırmalı bir çerçeveye oturtarak kalıcı politikalara dönüştürme imkânı sunuyor. Hatay’da gözlemlenen toparlanma süreci, bu iki alanın birbirinden kopuk ilerlediği durumlarda çözüm üretmenin zorlaştığını açık biçimde gösteriyor.
Saha, afet sonrası dönemde neyin işe yaradığını, neyin karşılık bulmadığını ve hangi boşlukların hâlâ doldurulamadığını en doğrudan biçimde ortaya koyuyor. Kadın kooperatiflerinin nasıl örgütlendiği, yerel kadın liderliğinin hangi alanlarda etkili olduğu ya da hangi hizmetlere erişimde aksaklık yaşandığı, çoğu zaman sahadaki deneyimlerle görünür hâle geliyor. Ancak bu deneyimlerin kalıcı politikalara dönüşebilmesi için sistematik biçimde kayda geçirilmesi, analiz edilmesi ve farklı örneklerle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Bu noktada akademi, sahadan gelen bilgiyi yukarıdan genellemeden, yerel bağlamı göz ardı etmeden ve hazır reçetelere indirgemeden sürece eşlik ettiğinde anlamlı bir rol üstleniyor. Akademik bilgi, sahadaki deneyimi doğrulayan, güçlendiren ve yaygınlaştırılabilir hâle getiren bir araç olarak işlev görüyor. Böylece Hatay’da geliştirilen pratikler, yalnızca yerel çözümler olarak kalmıyor; başka kentler ve başka afetler için de yol gösterici bir çerçeveye dönüşebiliyor.
UN Women ve UNDRR raporları, afet sonrası politikaların yerel aktörlerle birlikte tasarlandığında daha kapsayıcı ve sürdürülebilir sonuçlar ürettiğini ortaya koyuyor². Bu yaklaşım, afet sonrası süreci yalnızca kriz anı olarak değil; uzun vadeli bir toplumsal dönüşüm olarak ele almayı gerektiriyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Depremin üçüncü yılında Hatay’da toparlanma, binaların ötesinde bir anlam taşıyor. Asıl mesele, gündelik hayatın nasıl sürdürüldüğü; kimlerin bu sürece daha kolay, kimlerin daha zor dahil olabildiği. Bu sorulara verilen yanıtlar, toparlanmanın gerçek niteliğini belirliyor.
Hatay deneyimi, afet sonrası sürecin hızla değil; eşitlik, erişim ve yerel kapasite üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Kadınlar ile erkekler arasındaki fırsat eşitsizlikleri, afet sonrasında kendiliğinden ortadan kalkmıyor. Bu nedenle toparlanma süreci, kadın-erkek eşitliğini ve fırsat eşitliğini merkeze alan bir bakışla ele alındığında güçleniyor.
Bu çerçevede Hatay’dan çıkan temel çıkarımlar şöyle özetlenebilir:
- Toparlanma, yalnızca fiziksel yeniden inşa değil; gündelik hayatın sürdürülebilirliği meselesidir.
- Kadın-erkek eşitliği ve fırsat eşitliği, afet sonrası politikaların ek bir başlığı değil, merkezi unsurudur.
- Yerel kadın liderliği, afet sonrası süreçlerde geçici bir destek değil; kalıcı bir kapasitedir.
- Kadın kooperatifleri, yalnızca dayanışma yapıları değil; ekonomik toparlanmanın ve yerel kalkınmanın önemli aktörleridir.
- Akademi ile saha arasında kurulan ilişki, geçici projelerle sınırlı kalmamalı; sürekli bir öğrenme ve üretme alanına dönüşmelidir.
Afetler kaçınılmaz olabilir. Ancak afet sonrası eşitsizliklerin kalıcı hâle gelmesi kaçınılmaz değildir. Hatay, yerel kapasiteyi ve kadınların bilgi ve deneyimini merkeze alan yaklaşımların, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir toparlanma için güçlü bir zemin sunduğunu gösteriyor.
Afet sonrası toparlanma, yalnızca yıkılanı yerine koymak değil; kentin nasıl bir gelecek kuracağına birlikte karar verme sürecidir. Bu süreçte kadınların yeniden imar ve inşa sürecinde söz sahibi olması, yalnızca temsil meselesi değil; kentin gündelik hayatla bağını güçlendiren asli bir ihtiyaçtır. Yerelde öne çıkan lider kadınların görünür olması, başkaları için cesaret duygusunu besler; “yalnız değiliz” hissini güçlendirir ve birlikte hareket etme iradesini büyütür. Dirençli kadınlar, dirençli mahallelerin; dirençli mahalleler ise dirençli kentlerin temelini oluşturur. Hatay’da bugün görülen tablo, kentlerin yalnızca betonla değil; güvenle, iş birliğiyle ve ortak akılla yeniden ayağa kalktığını hatırlatır. Afet sonrası toparlanma, tam da bu nedenle, geçmişi onarmaktan çok daha adil, daha dayanıklı ve birlikte kurulan bir geleceğe açılan bir yol olarak okunmalıdır.
Dipnotlar
- United Nations Development Programme (UNDP) & United Nations Office for Disaster Risk Reduction (UNDRR) (2016). Disaster and Gender Statistics.
- UN Women (2023). Gendered Impacts of the Türkiye Earthquakes.
- Hatay kadın kooperatiflerine ilişkin veri, saha çalışmaları ve yerel kadın ağları derlemelerine dayanmaktadır (2026).
- Food and Agriculture Organization (FAO) (2024). Women-led Cooperatives Foster Resilience Amidst Adversity in Türkiye.
- Mor Merdiven (2024–2026). Yerel kadın liderliği ve afet sonrası dayanıklılık saha çalışmaları, mormerdiven.com

