Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Aşırı Sağın Toplumsal Cinsiyet El Kitabı
    Çeviriler PROJECT SYNDICATE

    Aşırı Sağın Toplumsal Cinsiyet El Kitabı

    Daktilo19844 Ocak 202612 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Yazar: Cynthia Miller-Idriss
    Çeviren: Kardelen Deniz

    WASHINGTON, DC – Toplumsal cinsiyetin, dünya genelinde otoriterliğin yeniden yükselişindeki rolü çoğu zaman tali bir mesele olarak ele alınmaktadır. Bu rol kabul edildiğinde bile, genellikle militarizasyon, dezenformasyon ve algoritmalar tarafından şekillendirilen sosyal medya yankı odaları gibi daha geniş otoriter pratikler tartışmasının içine sıkıştırılmaktadır.

    Ancak toplumsal cinsiyet, kadın düşmanlığı (mizojini) ve maço kültürü, özellikle demokratik süreçler yoluyla iktidara gelmiş popülist otoriterler için ikincil meseleler değildir. Aksine, bunlar bu hareketlerin servet, güç ve kontrol arayışının ayrılmaz bir parçasıdır. Geleneksel gazetelerin sayfalarından sırıtkan podcast yayıncılarına kadar uzanan geniş bir alanda, toplumsal cinsiyete dayalı hoşnutsuzluklar artık kitleleri, seçmenleri ve bağışçıları harekete geçirmek için güçlü bir kaldıraç işlevi görmekte; toplumsal cinsiyet normlarındaki her türlü değişimin aile istikrarını, ahlaki düzeni ve hatta bizzat uygarlığın kendisini tehlikeye attığına insanları ikna etmektedir.

    Bu anlatılar, toplumsal cinsiyet eşitliği yönünde son dönemde kaydedilen ilerlemelere karşı bir tepki ve köklü ataerkil normların savunusu olarak okunabilir. Çoğu zaman Batı’ya özgü “medeniyetin silinmesi” ve ahlaki çöküş kaygıları üzerinden çerçevelenir; toplumsal cinsiyet rollerine dair “doğal” ya da Tanrı tarafından belirlenmiş bir hiyerarşiyi meşrulaştırmak için dine başvurulur.

    Bu anlatıya göre, otoriter liderlerin vaat ettiği o sözde “altın çağın” yeniden tesis edilmesi, toplumdan kopuk ve ahlaki olarak yozlaşmış; “iyi” ve “doğru” olan her şeyi ortadan kaldırmaya kararlı liberal bir seçkinler zümresi tarafından tehdit edilmektedir. Çözüm olarak ise üreme haklarına, cinsiyet uyumlayıcı sağlık hizmetlerine, trans sporcuların spor müsabakalarına katılımına, okul müfredatlarına ve LGBTQ+ ya da eşcinsel ebeveynlere sahip aileleri tasvir eden kitaplara karşı aralıksız bir saldırı başlatılması sunulmaktadır.

    Cazip Düşmanlar

    Benzer “korkuluk” (strawman) anlatılar, Batı genelinde aşırı sağ partilerin seçim desteğini artırmalarına, kadınları günah keçisi ilan etmelerine ve toplumsal cinsiyet normlarını denetlemeye dayalı politikaları hayata geçirmelerine yardımcı olmuştur. Örneğin Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, toplumsal cinsiyet çalışmalarını ülkesindeki üniversitelerde akredite bir disiplin olmaktan çıkarmış; bunu akademik bir alan kılığına bürünmüş bir ideoloji olarak nitelendirmiştir. Birleşik Krallık’ta ise Reform UK lideri Nigel Farage, kadınlara yönelik şiddeti savunan, tecavüz ve insan ticareti suçlamalarıyla hakkında dava süreci devam eden, kendisini mizojinist olarak tanımlayan Andrew Tate’i, “erkek kültürünün” savunucusu ve “erkekliği elinden alınmış” gençleri güçlendiren bir figür olarak övmüştür.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde de kadın düşmanı ve LGBTQ+ karşıtı söylem, uzun süredir Başkan Donald Trump’ın siyasi kimliğinin merkezinde yer almaktadır. 2024 başkanlık kampanyasında Trump, “Kamala ‘they/them’ için, Trump senin için” ifadelerinin yer aldığı reklamlarla trans karşıtı duyguları körüklemiştir. Yeniden göreve gelmesinden bu yana ise yönetimi, cinsiyet uyumlayıcı sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlamaktan ABD pasaportlarında cinsiyet kimliğinin belirtilmesi seçeneğini kaldırmaya kadar uzanan adımlarla trans haklarını daraltmaktadır.

    Toplumsal cinsiyetin bir silah hâline getirilmesi yalnızca ABD ve Avrupa ülkeleri ile sınırlı değildir; dünya genelindeki otoriter liderler, kadınları ikincilleştirmek ve ataerkil denetimi pekiştirmek için benzer taktiklere başvurmaktadır. Brezilya’da eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, “toplumsal cinsiyet ideolojisi” olarak adlandırdığı yaklaşımlara karşı saldırgan bir kampanya yürütmüş; bu kampanya, aile içi şiddet mağdurlarını koruyan güvencelerin geri çekilmesini de içermiştir. Türkiye’de ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kadınları toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten korumayı amaçlayan temel bir uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiştir.

    Tehlike özellikle Afrika’da son derece belirgindir. Uganda’nın 2023 tarihli Eşcinsellik Karşıtı Yasası, dünyadaki en sert LGBTQ+ karşıtı düzenlemelerden biri olarak öne çıkarken; Kenya ve diğer bazı ülkeler de “aileyi koruma” adına eşcinsel ilişkileri suç sayacak yasaları gündeme getirmektedir.

    Asya da bu siyasal dinamiklerden muaf değildir. Nitekim, Nisan ayında sıkıyönetim ilan etmeye yönelik başarısız bir girişimin ardından görevden alınan eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2022 yılında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Aile Bakanlığı’nı kaldırmayı merkeze alan açıkça anti-feminist bir gündemle seçilmiştir.

    Ayrıntılar ülkeden ülkeye değişse de, otoriter liderler dikkat çekici biçimde benzer bir senaryoyu takip etmektedir. Afrika’da, Orta Doğu’da, Avrupa’da ya da Kuzey Amerika’da olsun; toplumsal cinsiyete dayalı hoşnutsuzlukları, “kaybedilmiş hâkimiyetin” yeniden kazanılacağı vaadiyle özellikle genç erkekleri seferber etmek ve siyasal gücü tahkim etmek için kullanmaktadırlar. Bu anlamda, kadınların ve LGBTQ+ topluluklarının güçten düşürülmesi, günümüz otoriterliğinin yeniden yükselişinin tali bir sonucu değil; demokrasiyi zayıflatmaya yönelik küresel kampanyanın temel bir bileşenidir.

    Demokrasinin Tasfiyesi

    Kadın ve LGBTQ+ haklarını kısıtlamak ve erkek egemenliğini yeniden tesis etmek, oy kullanabilen, seçilebilen, lobicilik yapabilen, otoriterlere ve onların gündemlerine karşı durabilen kişi havuzunu daraltmanın en hızlı yollarından biridir. Hak kaybı, hak karşıtı söylemleri normalleştiren kültürel bir tepki dalgasıyla birleştiğinde, kadınları ve LGBTQ+ bireyleri siyasal tartışmaların marjına itmektedir. Nitekim ABD’nin Küresel Kadın Sorunları Büyükelçisi olarak görev yapmış olan Geeta Rao Gupta’nın Brooklyn’de düzenlenen son Women Moving Millions Zirvesi’nde ifade ettiği gibi: “Kadınlar güçten düşürüldüğünde, demokrasiler çöker.”

    Bu yaklaşım ve müdahalelerin toplamı, otoriter liderlerin ve partilerin genç seçmenleri seferber etmek ve kendi iktidarları üzerindeki denge ve denetim mekanizmalarını ortadan kaldıran değişiklikleri hayata geçirmek için küresel bir el kitabından yararlandıkları, eşgüdümlü bir toplumsal mühendislik girişimine işaret etmektedir. Bu proje üç temel sütun üzerine kuruludur: stratejik söylem inşası, ideolojik hizalanma ve eşgüdümlü taktikler.

    Yaklaşık bir asır önce, Nazi yanlısı hukukçu Carl Schmitt, siyasetin temel mantığını dost–düşman ayrımı üzerinden teorize etmişti. Bugünün popülist otoriter adayları için “toplumsal cinsiyet ideolojisi” olarak kurgulanan hayali tehdit, hazır ve kolay bir hedef sunmaktadır. Irk ve göç meselelerinde olduğu gibi, toplumsal cinsiyet de seçmenleri bölmek, kutuplaşmayı körüklemek ve toplumsal uyumu zayıflatmak için elverişli bir kama işlevi görmektedir. Bu durum, demokrasileri istikrarsızlaştırmak isteyen kötü niyetli yabancı aktörlerin, toplumsal cinsiyet temelli dezenformasyon kampanyaları yoluyla öfke ve umutsuzluk üretmek için trol ve bot ordularını neden kullandıklarını da açıklamaktadır.

    Ancak bu tepki yalnızca araçsal ya da taktiksel değildir; aynı zamanda derin biçimde ideolojiktir. Bu ideolojik itki, toplumsal gücün dağılımını yeniden şekillendiren ve geleneksel hiyerarşileri sarsan yaklaşık elli yıllık reformları geri alma arzusundan beslenmektedir. Söz konusu dönüşümler; üreme haklarını, kadınların ekonomik ve mali özerkliğini, mesleki olanakların genişlemesini, evlilik eşitliğini ve interseks, ikili cinsiyet normlarının dışında olan ve trans bireylerin hukuki olarak tanınmasını içermektedir.

    Toplumsal cinsiyet alanındaki ilerlemeyi geri çevirmeye yönelik bu hamlenin arkasında, iyi finanse edilen ve iyi örgütlenmiş bir dini ve siyasi aygıt bulunmaktadır. ABD merkezli Alliance Defending Freedom gibi yapılar ile Rusya Federasyonu içindeki aktörleri de kapsayan, yüzlerce kuruluşun ve yüz milyonlarca doların yer aldığı uluslararası muhafazakâr ağlar, kadın ve LGBTQ+ haklarını hukuki itirazlar, eşgüdümlü medya kampanyaları ve agresif lobicilik yoluyla aşındırmak için yıllardır çalışmaktadır. Bu yapıların anti-feminist anlatılarının merkezinde ise, kadınları sözde “doğal” rolleri olan annelik, bakım verme, ev içi emek ve evde eğitim gibi alanlara yönelmeye teşvik eden pronatalist (nüfuscu) bir söylem yer almaktadır.

    Bu gerici proje, yasaları yeniden yazmak kadar kültürü dönüştürmeyi de hedeflemektedir. Nihai amaç, toplumsal normları ve toplumsal cinsiyet rollerini yeniden tanımlayarak kamuoyunun yönelimini daha ataerkil ve illiberal bir geleceğe doğru kaydırmaktır.

    Otoriter Strateji

    Siyasal seferberlik çabaları genellikle dört aşamada ilerler. İlk olarak, siyaset felsefecisi Hannah Arendt’in onlarca yıl önce işaret ettiği üzere, otoriterler kamuoyunu şaşırtmayı; doğru ile yanlış, hakikat ile yalan arasındaki ayrımları silikleştirmeyi hedefler. Bu amaçla yanlış ve yanıltıcı bilgileri yayarlar, “alternatif gerçekler” gibi kavramları dolaşıma sokarlar ve üniversiteleri, akademisyenleri, bilimsel araştırmaları, kütüphaneleri ve kamu kurumlarını taraflı olmakla ya da geleneksel aileleri, değerleri ve ulusal kimliği yok etmeyi amaçlayan bir “kültürel Marksist” komplonun ajanları olmakla suçlayarak hedef alırlar.

    Kafa karışıklığı yerleştikten sonra, otoriterler insanları korkutmaya yönelir; beyaz çoğunluklu bir ülkenin, adil seçimlerin, kamusal güvenliğin ya da hatta yaşam tarzlarının bütünüyle ellerinden alındığı uyarısında bulunurlar. Bu iddialar daha sonra siyasallaştırılmış kültürel gerilim noktaları üzerinden büyütülür ve yaygınlaştırılır. ABD’de buna, hayali bir “Noel’e karşı savaş”, liberallerin silahlara el koyacağı ya da sığır etini yasaklayacağı yönünde üretilmiş panikler ve kontrolden çıkan göç, şiddet suçları ile toplumsal çözülmeye dair karamsar senaryolar dahildir.

    Korku, çoğu zaman istikrara sahip olmayı hak ettiğini düşünen ancak bu istikrarın elinden kayıp gittiğini hisseden kişiler arasında kök salar. Artan yaşam maliyetleri, işten çıkarmalar, tahliyeler ve diğer ekonomik baskılar birçok insanı savunmasız ve öfkeli hissettirirken, bu durum onları manipülasyona çok daha açık hâle getirir.

    Üçüncü aşama suçlamadır. Güvencesizliğin insanları günah keçisi aramaya daha yatkın hâle getirmesiyle birlikte, otoriterliğe heveslenen aktörler onlara hazır suçlular sunmakta gecikmez: feministler, liberaller, göçmenler, Yahudiler, Müslümanlar ya da ırksal ve etnik azınlıklar. Provokatif ve taraflı meme’ler, videolar ve podcast’ler aracılığıyla da öfkeyi körüklerler.

    Son olarak, kafa karışıklığını, korkuyu ve öfkeyi körükledikten sonra, otoriterler kendi çözümlerini sunarlar. Bu çözümler genellikle “geleneksel” değerleri yeniden tesis etmeye, belirlenen düşmanı bastırarak ya da ortadan kaldırarak gücü geri almaya ve “kontrolü yeniden ele alma” vaadinde bulunan liderleri güçlendirmeye odaklanır.

    Toplumsal cinsiyet tek ayrıştırıcı unsur olmasa da, kafa karışıklığını, korkuyu ve öfkeyi siyasal kazanca dönüştürmenin özellikle etkili bir yolu haline gelmiştir. Günümüz otoriterleri, feminizmi hedefledikleri toplumsal düzen için bir tehdit olarak sistematik biçimde çerçevelerken, erkeklere hanelerin, devletlerin ve kurumların “meşru” başları olarak konumlarını yeniden kazanabilecekleri güvencesini verirler. Mevcut kaygılara yaslanan anti-feminist komplo teorileri, akla yatkın olmayanı apaçıkmış gibi, saçma olanı ise sağduyu gibi hissettirmektedir.

    Transfobi, marjinal bir olgu olmaktan çok uzakta; toplumsal cinsiyet alanındaki ilerlemelere karşı geliştirilen daha geniş tepkinin temel taşlarından biridir. Aşırı sağın pazarladığı gelenekselcilik için katı bir cinsiyet ikiliği vazgeçilmezdir ve trans bireyleri denetim altına almak, toplumsal cinsiyetin kendisini denetlemenin elverişli bir yoluna dönüşmüştür. Bu yaz yaptığım görüşmelerden birinde genç bir erkeğin ifade ettiği gibi: “Bence transfobinin büyük bir kısmı şu soruya dayanıyor: ‘Eğer sen bir erkeksen, bu beni ne yapar?’”

    Otoriter sağ ivme kazanırken, sol ise parçalı, tereddütlü ya da dikkat çekici biçimde sessiz kalmış; merkez sol liderler, ilericileri toplumsal cinsiyet meselelerinde “fazla ileri gitmekle” suçlamıştır. Otoriter ve popülist aşırı sağ liderler ise bu dağınıklıktan faydalanarak liberal erkekleri yumuşak, yozlaşmış ve kadınsı olmakla yaftalamış; liberal kadınlarla da, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in 2024 seçimleri öncesinde yaptığı gibi, “çocuksuz kedi kadınları” diyerek alay etmiştir.

    Kadın düşmanlığının serpilip yayılması için resmi bir el kitabına ihtiyaç olmadığı da açıktır. Meta’nın kurucusu Mark Zuckerberg’in kurumsal dünyada daha fazla “erkeksi enerjiye” ihtiyaç olduğu yönündeki çağrısı ve ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in muharip görevlerde “en yüksek erkek standartlarını” yeniden tesis etme vaadi, mizojinin gündelik kamusal söyleme ne kadar kolay sızabildiğini göstermektedir.

    Bu anlamda, toplumsal cinsiyete dayalı hoşnutsuzluklar hem kişisel hem de siyasaldır. Kısmen #MeToo hareketi ve LGBTQ+ görünürlüğünün artmasıyla tetiklenen ataerkil tepki, “manosphere”un yükselişini beslemiştir. Podcast yayıncıları, komedyenler, sosyal medya fenomenleri ve çevrimiçi oyun topluluklarından oluşan gevşek bir ağ olan bu yapı, erkek üstünlüğünü savunan fikirleri yaymakta ve erkekleri feminizmin mağdurları olarak sunmaktadır. Bu alanın en görünür figürleri yalnızca bu inançların samimi savunucuları olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu hoşnutsuzluğu abonelikler, ürün satışları ve ücretli “erkeklik” kursları üzerine kurulu kârlı bir iş modeline dönüştüren mahir girişimcilerdir.

    Sonuçlar giderek daha görünür hâle gelmektedir. Birçok ülkede Z kuşağı erkeklerin, kadın hakları ve feminizme verdikleri desteğin önceki kuşaklara kıyasla ölçülebilir biçimde daha düşük olduğu görülmektedir. 2024 ABD başkanlık seçimlerinin ardından X’te (eski adıyla Twitter) kutlama içerikli paylaşımlar yayılmış; bazı kullanıcılar “orospu ve çocuk doğurucuları” yerlerine oturttuklarıyla övünürken, diğerleri beyaz üstünlükçü Nick Fuentes’in ürkütücü alayını dolaşıma sokmuştur: “Bedenin senin, karar benim.”

    Manosphere’un mesajı, özellikle kendisini köksüz, yalnız ya da geleceğinden emin olmayan genç erkekler arasında güçlü bir karşılık bulmaktadır. Birçoğu için çevrimiçi yaşam, çevrimdışı hayattan daha tatmin edici görünmektedir; bu gençler intihar, aşırı doz ya da alkolle ilişkili ölümler açısından da belirgin biçimde daha yüksek risk altındadır. Bu baskılar, sağın “erkeklik krizi” olarak tanımladığı durumdan kadınları, özellikle feministleri, sorumlu tutan propagandalar için son derece elverişli bir zemin yaratmaktadır.

    Sorunun büyüklüğünü kavramakta geç kalan liberal partiler, bir kuşağın tamamını aşırı sağ anlatılara karşı savunmasız bırakmıştır. Örneğin Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin TikTok’taki takipçi sayısı, merkez sol Sosyal Demokratlardan çok daha fazladır; parti, geleneksel erkekliği yeniden tesis etme vaatlerini yaşam tarzı önerileriyle harmanlayarak içeriğini genç kitlelere ulaştırmak için influencer’larla yakın biçimde çalışmaktadır. Buna karşılık Sosyal Demokratlar, Şubat ayındaki federal seçimlerde oyların yalnızca %16,4’ünü alabilirken, AfD %20,8 ile şimdiye kadarki en yüksek oy oranına ulaşarak ülkenin ikinci büyük partisi hâline gelmiştir.

    Aşırı Sağ Kadınları Nasıl Kazanıyor?

    Bugünün otoriter hareketlerin neredeyse bütünüyle erkek seçmenlere dayandığı düşünülebilir. Oysa gerçekte, başarılarının önemli bir kısmını anti-feminist ve gelenekselci fikirlerini aktif biçimde savunan kadınlara borçludurlar. Avrupa genelinde birçok aşırı sağ parti kadınlar tarafından yönetilmektedir. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, AfD lideri Alice Weidel ve Fransa’daki Marine Le Pen; “Batılı” hakları Müslüman göçün tehdidine karşı savunduklarını iddia ederken, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve feminizmi ulusal kimlik ve geleneksel değerler için bir tehdit olarak resmetmektedir.

    Geçtiğimiz Eylül ayında Washington’da düzenlenen Ulusal Muhafazakârlık Konferansı’nda yaptığı ve viral hale gelen bir konuşmada, yorumcu Helen Andrews, Batı’nın gerilemesinden kültürün “feminenleşmesini” sorumlu tuttu. Argümanını, sabit ve ilahi olarak belirlenmiş bir cinsiyet ikiliği anlayışına dayandıran Andrews, kadınların “doğaları gereği” daha az rasyonel, daha duygusal, kin tutmaya daha yatkın olduklarını ve primatlar olarak sözde kıt kaynaklar için rekabet edecek şekilde evrimleştikleri için biyolojik olarak işbirliğine elverişsiz olduklarını ileri sürdü. Andrews’e göre bu özellikler, siyasette, iş dünyasında ve yargıda kadınların yıkıcı bir “aşırı temsiline” yol açmıştır.

    Bu düşünce çizgisi pek de yeni değil. Onlarca yıl önce ABD Eşit Haklar Değişikliği’ni engelleme çabasının öncülüğünü yapan Phyllis Schlafly de benzer biçimde, feminizmin kadınları anne ve ev kadını olarak “doğal” rollerinden uzaklaştırarak Batı uygarlığını yok edeceğini iddia etmiştir.

    Schlafly’nin görüşleri sosyal medyada yeniden hayat bulmuş; bazı kadınlar geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine dönüşün önde gelen savunucuları haline gelmiştir. “Tradwife” olarak bilinen influencer’lar ev içi emeği ve evlilikte itaati özendirilen bir yaşam tarzı olarak pazarlarken, diğerleri kocaların şımartılmış bir ev hayatını finanse etmesini öğretmeye yönelik ipuçlarıyla birlikte daha stilize edilmiş bir “bakılan eş” (kept wife) fikrini teşvik etmektedir. Uç noktalarda ise söylem sıklıkla açıkça ırkçı bir nitelik kazanmaktadır; altı çocuk annesi bir kadının, demografik eğilimlere karşı koymak amacıyla diğer beyaz kadınları kendisi kadar çocuk sahibi olmaya çağırdığı “beyaz bebek meydan okuması” bunun bir örneğidir.

    Bu fikirlerin kadınlar arasında gördüğü ilgi, otoriter ve aşırı sağ hareketlerin, solun yalnızca azınlıkları ilerletmekle ilgilendiğine, sağın ise “kendileri gibi insanları” gözettiğine genç kuşakları ikna etme konusunda ne denli etkili olduğunu gözler önüne sermektedir. İlk zarar görecek olanlar farklı etnik kökenlerden kadınlar ve LGBTQ+ toplulukları olacaktır; ancak bedeli ödeyenler yalnızca onlar olmayacaktır.

    İkinci Trump yönetiminin ilk yılı, tek bir dersi son derece açık biçimde ortaya koymuştur: toplumsal cinsiyet tali bir mesele değildir. Toplumsal cinsiyete dayalı hoşnutsuzlukların acımasızca istismar edilmesi, aşırı sağın cephaneliğindeki en güvenilir silahlardan biri haline gelmiş; eşitliği ve ortak yurttaşlığı mümkün kılan demokratik normları içten içe aşındırmıştır. Bu hareketi gerçekten anlamaya ve ona karşı koymaya yönelik her ciddi çaba, onun toplumsal cinsiyet siyasetini doğrudan ve açık biçimde ele almak zorundadır.

    Cynthia Miller-Idriss, American University bünyesinde faaliyet gösteren Polarizasyon ve Aşırılık Araştırmaları ve İnovasyon Laboratuvarı’nın kurucu direktörü ve profesörüdür. En son kitabı, Man Up: The New Misogyny and the Rise of Violent Extremism (Princeton University Press, 2025), yeni mizojini biçimlerinin şiddet içeren aşırılığın yükselişiyle ilişkisini ele almaktadır.

    Project Syndicate, 2025.
    www.project-syndicate.org

    Dünya
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikRakamlardan İbaret Olmayan Bir Hayat: Asgari Ücretle Yaşamak
    Sonraki İçerik Algoritmik Leviathan: Dijital Egemenliğin Yeni Sınırları ve Yurttaşın Çöküşü

    Diğer İçerikler

    PROJECT SYNDICATE

    ABD ile Çin Arasındaki Ticaret Savaşları Gezegeni Yok Ediyor

    13 Ocak 2026 Daktilo1984
    daktilo2 Yazılar

    Kaynak Jeopolitiğinin Yeni Çağında Süper Güçler, Egemenlik ve Uluslararası Hukuk

    11 Ocak 2026 Şafak Herdem
    daktilo2 Yazılar

    Irak’tan Venezuela’ya “Petrol Meselesi”: Berberinizin Bildiği Gibi Değil

    11 Ocak 2026 Alper Yağcı

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Kaynak Jeopolitiğinin Yeni Çağında Süper Güçler, Egemenlik ve Uluslararası Hukuk

    11 Ocak 2026 daktilo2 Yazılar Şafak Herdem

    Irak’tan Venezuela’ya “Petrol Meselesi”: Berberinizin Bildiği Gibi Değil

    11 Ocak 2026 daktilo2 Yazılar Alper Yağcı

    İslamcılığın Komplo Teorisi – III: Anti-Semitizmin Modern Hali-2

    11 Ocak 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    Fizik Tedavi Faturalarınızı Neden Beyaz Saray’a Göndermelisiniz?

    11 Ocak 2026 daktilo2 Yazılar Elif Avcı

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}