Yazar: Qiyuan Xu
Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde kıdemli araştırmacı. Reshaping the Global Industrial Chain: China’s Choices kitabının yazarı. Çalışmaları Çin’in makroekonomisi, ABD–Çin ticaret ilişkileri, uluslararası para sisteminde reformlar ve küresel tedarik zincirlerinin dinamikleri üzerine yoğunlaşıyor.
Çeviri: Mert Söyler
Ticaret savaşları çoğu zaman imalat istihdamını korumak, üretimi ülke içine geri taşımak ya da ulusal güvenliği güçlendirmek gibi gerekçelerle savunuluyor. Oysa yeni araştırmalar, bu çatışmaların genellikle fark edilmeyen bir başka sonucunu gösteriyor: çevre kirliliği. Küresel tedarik zincirleri zorla verimsiz rotalara yönlendirildiğinde, karbondioksit salınımları da hızla yükseliyor.
Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki ticaret geriliminin çevresel etkilerini inceleyen güncel bir çalışmada, meslektaşlarımla birlikte, gümrük tarifelerinin küresel CO₂ salınımlarını doğrudan artırdığını tespit ettik. Hesaplamalarımıza göre iki tarafın da birbirinden yaptığı ithalata yüzde 60 oranında gümrük tarifesi uygulaması, ki bu oran nisan ayındaki son tırmanışlarla uyumlu bir seviye, küresel salınımlarda tek seferlik yaklaşık 410 milyon tonluk bir artış anlamına geliyor. Bu miktar, 1,6 litrelik benzinli motora sahip 165 milyon otomobilin her birinin 10 bin kilometre yol yapmasıyla ortaya çıkan salınımlara yakın.
Bu sonuç ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Çin dünyanın en büyük karbon salınımcısı ve karbon yoğunluğu yüksek bir ekonomi olarak görülüyor; bu nedenle üretimin Çin dışına kaydırılmasının küresel salınımları azaltacağı varsayılıyor. Fakat birçok imalat sektöründe Çin’in karbon yoğunluğu, pek çok gelişmekte olan ülkeden daha düşük; bazı alanlarda ise kimi gelişmiş ülkelerden bile daha iyi bir tablo sunuyor. Çin ekonomisinin toplamda yüksek karbon yoğunluğa sahip olması, büyük ölçüde imalata dayalı yapısından kaynaklanıyor. Bu durum, Simpson paradoksunun tipik bir örneği.[1]
Gerçekte Çin, dünya genelindeki yüksek salınım yoğunluklu üretimin orantısız bir bölümünü üstlenmiş durumda. UNCTAD-EORA Küresel Değer Zinciri veritabanına göre, ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı başlamadan önce, 2017 yılında ABD ithalatındaki “gömülü karbonun” yüzde 33,9’u Çin kaynaklıydı. Gümrük tarifeleri bu ticareti sekteye uğrattığında, bu salımlar ortadan kaybolmadı; ya ABD’de daha pahalı yerli üretim yoluyla yeniden ortaya çıktı ya da üçüncü ülkelere kaydı.
Ticaret gerilimleri Çin ve ABD’de sanayi yapılarını yeniden şekillendirdikçe, üretim daha fazla enerji tüketen alanlara doğru kayıyor. Sektörlerin kendi içindeki karbon yoğunlukları değişmese bile, bu kayma her iki ekonomide ortalama karbon yoğunluğunu yükseltiyor. Araştırmamız, bu yapısal değişimlerin yol açtığı salınım artışının, ekonomik büyümenin yavaşlamasıyla ortaya çıkabilecek olası salınım düşüşlerini fazlasıyla geride bıraktığını gösteriyor.
Ancak etkinin en güçlü hissedildiği yer üçüncü ülkeler. ABD’nin ticaret açığı son on yıldır millî gelirin %4’ünün üzerinde seyrediyor. Bu da Çin’le yürütülen ticaret savaşının üretimi ülke içine geri çekmekten çok, yakın coğrafyalara ve siyasi olarak uyumlu görülen ülkelere kaydırdığını gösteriyor.
Araştırmamıza göre, ABD ile Çin arasındaki gümrük tarifelerinde her bir puanlık artış, üçüncü ülkeler arasındaki ticarette “gömülü karbon” akışlarını yüzde 0,1 ile 0,34 arasında artırıyor. Simülasyonlar da şunu net biçimde ortaya koyuyor: ABD’nin Çin’den yaptığı ithalat azaldıkça, bu açık büyük ölçüde Güneydoğu Asya ya da Latin Amerika’dan yapılan ithalatla kapatılıyor. Oysa bu bölgelerdeki pek çok sektör, Çin’e kıyasla daha yüksek karbon yoğunluğuna sahip. Yani ABD bir tedarikçiyi başka biriyle değiştiriyor, ama bunun bedelini dünya daha fazla CO₂ salınımıyla ödüyor.
Bu tablo, Güneydoğu Asya ya da Latin Amerika’nın yatırım çekmemesi ya da büyümeden vazgeçmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Normal koşullarda ekonomilerin karbon yoğunluğu, çevresel Kuznets eğrisini izler: Kalkınmanın erken evrelerinde artar, ilerleyen aşamalarda ise temiz teknolojilerin yayılmasıyla geriler. Ticaret savaşlarının olmadığı bir dünyada ülkeler bu eğri üzerinde soldan sağa ilerler; gelişmekte olan ekonomilerde yükselen salımlar, gelişmiş ekonomilerdeki düşüşlerle dengelenir.
Fakat ticaret çatışmaları bu dengeyi bozuyor. Yüksek gümrük tarifeleri ABD ve Çin’de ekonomik performansı zayıflatıyor ve bu ülkeleri, salınımların azaldığı aşamalardan yeniden arttığı evrelere doğru itiyor. Aynı anda tedarik zincirlerinin yön değiştirmesi, gelişmekte olan ülkelerde üretimi artırıyor ve bu ülkeler beklenildiği gibi eğrinin yükselen kısmında ilerliyor. Sonuçta, eğrinin her iki tarafında da salınımlar artıyor. Çevresel Kuznets eğrisinin bu dinamikleri hesaba katıldığında, ABD–Çin ticaret savaşının etkisi, küresel CO₂ salımlarında tek seferlik 410 milyon tonluk artış öngören temel tahminin çok ötesine geçiyor.
Bu nedenle bugünkü ABD–Çin ticaret ilişkisi, kirliliği başkalarına yükleyen ve dünyanın iklim değişikliğiyle mücadele kapasitesini zayıflatan yüksek salınımlı bir ilişki görünümü veriyor. Biz bu yüzden, ticaret politikalarıyla iklim hedeflerinin açık biçimde uyumlu olduğu “yeşil” bir ticaret yaklaşımını savunuyoruz. Düşük karbonlu teknolojilerin önündeki engellerin kaldırılması ya da gümrük vergisi indirimlerinin, daha temiz ticaret akışlarını teşvik edip karbon yoğun üretimi caydırdığı ölçüde, bir iklim işbirliği aracı olarak görülmesi mümkün.
İklim risklerinin hızla somutlaştığı bir çağda, aynı yaklaşımın tüm ikili ve çok taraflı ticaret ilişkilerine de yayılması gerekiyor. Daha çatışmacı bir küresel ticaret düzeni, tarifelerin durmadan tırmandığı, tedarik zincirlerinin zayıfladığı ve salımların arttığı bir kısır döngüye tüm dünyayı sürüklüyor. Büyük güçler bu yolu seçmeye devam eder, ticaret savaşlarının bütün ekonomilerin dayandığı gezegensel sistemlere zarar verdiği gerçeğini göz ardı ederse, sonunda kaybeden hepimiz oluruz.
Yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz.
[1] Simpson paradoksu, veriler alt gruplara ayrıldığında gözlemlenen bir eğilimin veya ilişkinin, bu gruplar birleştirilip bütünsel olarak incelendiğinde ortadan kalkması veya tam tersine dönmesi durumudur. (ç.n.)

