Hariçten Gazel Haftalık Dış Haberler Bülteni (27 Ocak-2 Şubat 2026)
Bu haftanın bülteninde dünya gündeminden üç başlığa bakacağız. Suriye’de SDG ve Şam yönetimi arasında varılan anlaşmanın ilk adımları hayata geçmeye başladı. ABD’nin İran’a olası bir operasyonu tartışılırken İstanbul’da iki ülkenin yetkililerinin görüşeceği açıklandı. Öte yandan, ABD ve Hindistan arasında yapılan ticaret anlaşması piyasalara olumlu yansıdı.
Suriye’de Çatışmalar Sonrası Entegrasyon
Suriye’de Ahmet el-Şara’nın başkanlık ettiği Şam yönetimi ile son dönemde elindeki toprakların ciddi bir kısmının kontrolünü merkezi yönetimi kaptıran Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan son kapsamlı entegrasyon anlaşması 2 Şubat itibariyle yürürlüğe girdi.
Şam yönetimine bağlı güvenlik güçleri SDG kontrolündeki Haseke’ye giriş yaptı. Diğer SDG bölgeleri olan Kamışlı ve Kobani’de de kontrolün merkeze devri için hazırlıklar sürüyor. Anlaşma, SDG’nin elindeki askeri ve idari yapıların aşamalı şekilde Şam yönetimine devrini içeriyor.
Anlaşmaya göre Halep Valiliği’nin yetkisi altında SDG güçlerinden oluşan bir Kobani Tugayı kurulacak. Ayrıca yine üç tugaydan oluşan bir SDG tümeninin Suriye ordusuna entegrasyonu sağlanacak.
SDG, Şam yönetimi güçlerinin girdiği bölgelerde sokağa çıkma yasağı ilan etti. SDG lideri Mazlum Abdi, anlaşma ile ilgili Şam yönetimi güçlerinin bölgede yetkilerinin sınırlı olacağını söylemişti. Ancak Şam yönetimi kaynaklarına bakılırsa SDG’nin arzuladığı tarzda bir özerkliğin mümkün olmadığı da anlaşılıyor.
Şimdilik sahada anlaşma yürüyor gözüküyor. Ancak sonraki adımların belirsizliği kırılganlığı artırıyor. SDG’nin Haseke valiliği için adayı Nureddin el-Ahmed’in Şam tarafından onaylandığı söyleniyor ki bu entegrasyon için iyi bir adım. Öte yandan, merkezi yönetim tarafından atanan Haseke İç Güvenlik Başkanı Marwan el-Ali de görevine başladı. Atanan isimlerin uyumlu çalışması da entegrasyon süreci için hayati önemde.
Askeri tarafta silahlı Kürt güçlerin Haseke ve Kamışlı’da hükümete bağlı güvenlik güçleri olarak görev yapması bekleniyor. Askeri güçlerin entegrasyonu idari entegrasyondan daha zor olacaktır. Zira, SDG ve Şam yönetimi arasındaki ideolojik farklılıklar ve son dönemde yaşanan çatışmalar nedeniyle gerilen ilişkiler entegrasyonun önünde bir engel gibi gözüküyor. Ancak Şam yönetimine ABD tarafından açılan meşruiyet zemini de SDG’yi entegrasyona zorluyor.
Umarım bu süreç Suriye halkları için huzur ve barış getirecek şekilde ilerleyebilir. Süreci takip etmeye devam edeceğiz.
İran-ABD Görüşmesi
Geçtiğimiz hafta inanılmaz bir yükseliş sergileyen altın fiyatları Perşembe akşamı sert bir düşüş yaşamıştı. Bu düşüşü ABD ile İran’ın masaya oturacağı haberi olarak değerlendirmiştim ki bu haber geçtiğimiz hafta ajanslara düştü.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yle olası bir nükleer anlaşmayı görüşmek üzere 6 Şubat’ta Türkiye’de bir araya geleceği haberleri geçtiğimiz hafta medyaya yansıdı.
ABD’nin İran’a askeri bir operasyon düzenlemesini hiç istemeyen Türkiye, Mısır ve Katar’ın son dönemdeki diplomatik çabalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan bu görüşme gerginliği biraz azaltsa da iki ülkenin birbirlerinden taleplerinin uyuşması hiç de kolay değil.
Görüşme gerçekleşirse bu Türkiye açısından ciddi bir diplomatik başarı olarak kayıtlara geçecektir. Türkiye’nin ABD ve İran arasında arabuluculuk çabalarının, bölgesindeki en önemli yumuşak güç olarak kendisini konumlandırması açısından da önem arz ettiğini söyleyebiliriz.
ABD merkezli Axios haber sitesinin konuyla ilgili kaynaklara dayandırdığı habere göre Özel Temsilci Steve Witkoff, İran görüşmesinden önce İsrail’e giderek Başbakan Netanyahu ve İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’le de görüşecek.
Steve Witkoff’un Trump’ın özel temsilcisi olarak mesaisi oldukça yoğun. Ardından 4-5 Şubat’ta Rusya ve Ukrayna’yla üçlü barış görüşmeleri için Abu Dabi’ye uçacak. Witkoff daha sonra Arakçi’yle ABD ve İran arasında başta nükleer anlaşma olmak üzere İran-ABD ilişkilerindeki konuları görüşmek için 6 Şubat Cuma günü İstanbul’da bir araya gelecek.
Bu görüşme gerginliğin azaltılması için oldukça olumlu bir senaryo olarak öne çıksa da ABD, Basra Körfezi’nde olası bir askeri operasyon için askeri güçlerini hazır tutarak baskıyı sürdürüyor. Dolayısıyla belirsizliğin henüz bitmedi.
ABD ve İran en son 2025 Haziran ayında yaşanan 12 Gün Savaşı’nın ardından ilk görüşmesini gerçekleştirecek. Türkiye, Mısır ve Katar’ın yanı sıra Suudi Arabistan’ın da arabulucu olarak olası bir savaşı önlemek istemesi, Trump yönetiminin masaya oturmasında önemli bir motivasyon oluşturdu.
Trump’ın askeri tehditlerden sonra masaya oturarak istediklerini aldığı takdirde barışa sıcak baktığını biliyoruz. Bakalım 6 Şubat’taki görüşmede neler yaşanacak. Gelişmeleri takip edip aktarmaya devam edeceğim.
Ticaret Anlaşmaları
İngiltere ve Kanada’nın Çin ile yaptığı anlaşmalar ve Avrupa Birliği’nin Hindistan ve Güney Amerika ülkelerinin yer aldığı MERCOSUR ile yaptığı ticari anlaşmalar son dönemde küresel siyaset gündemini hızlandırdı.
Trump yönetimi altındaki ABD’nin eski müttefikleri Kanada, İngiltere ve AB ile arasındaki ilişkilerin gerilmesi bu ülkeleri yeni arayışlara itti. Çin’in ticari bir partner olarak ön plana çıkması ABD’yi tedirgin etse de, Çin ticari açıdan hem küresel ekonomiye hem de ilişki kurduğu ülkelere avantaj sağlıyor.
ABD ise Hindistan ile yaşanan birçok gerginlik ve görüşmenin ardından yeni bir ticaret anlaşması imzaladı. Trump defalarca Hindistan’ın Rusya’dan petrol almasını eleştirmiş ve bir ticaret anlaşması için Hindistan’ı Rusya’dan petrol alımını durdurmaya teşvik etmişti. Hindistan bu teklifi sonunda kabul etti.
Hindistan’ın Rusya’dan petrol alımını durdurması karşılığında ise Yeni Delhi yönetimi ABD’den enerji ve teknoloji alımını artırmayı taahhüt etti. ABD ise Hindistan’a uyguladığı yüzde 50 gümrük vergisini yüzde 18’e düşürdü.
Bu sayede, ABD ile Hindistan arasında 20 yıldır sonuçlanamayan serbest ticaret anlaşması sonunda tamamlanmış oldu ve ABD’nin küresel siyasette Hindistan ile yakınlaşması Çin’e karşı da bir önlem olarak öne çıktı.
Trump döneminde küresel ticaret daha çok ikili anlaşmalar üzerinden yürüyor. Trump’ın gümrük tarifesi tehditleri ile başlayan bu süreç, ikili anlaşmalar yoluyla birçok ülke ve Washington yönetimi arasında yeniden sağlandı. Ancak Trump’ın gümrük vergisi tehditlerini diplomatik bir silah olarak kullanmaya devam edeceğini de biliyoruz.
Öte yandan, Trump’ın gümrük vergileri tehdidiyle küresel ticarette tedirginliği arttırması ve ülkelerin de misilleme olarak ABD’ye uyguladığı gümrük vergilerini arttırması, ABD ekonomisinde enflasyonun beklenen oranda düşmemesine ve nihayetinde Trump’ın görev onayında tarihi düşük seviyelere gerilemesine de yol açtı.
Küresel siyasetin, küresel ticari sistemde yaşanan bu çalkantılı dönem ve yeniden yapılan anlaşmalarla şekillendiği bu dönemin dünyayı nereye götüreceğini ise henüz kestirmek mümkün değil.

