Yüzyıllar boyunca biriken Yahudilere yönelik nefret, önyargı ve ekonomi-politik kaygı en yoğun ve en etkili ifadesini “Siyon Liderlerinin Protokolleri”nde buldu. Bu metnin nasıl oluşturulduğuna dair bilgimizde fazlasıyla karanlık noktalar vardır. Bildiğimiz, metnin ilk olarak Rusya’da, Rusça olarak yayımlandığı.
Bazı kaynaklara göre metin henüz gün yüzüne çıkmadan ilk atfını aldı. 1902 yılında muhafazakâr Novoye Vremya gazetesi metine gönderme ile insanlığa karşı bir komplonun ifşa edildiğini iddia etti. Ertesi yıl, 1903 sonbaharında, Bessarabya’daki Yahudilere karşı Kişinev pogromunu kışkırtmasıyla bilinen aşırı sağcı yayımcı Pavel Kruşevan, Znamya adlı gazetesinde Protokoller’i “Yahudilerin dünyayı ele geçirme programı” başlığıyla yayımladı.
1905’te aynı metin bu kez dindar bir yazar Sergey Nilus’un Velikoe v malom i Antikhrist (“Küçük Olanda Büyük ve Deccal”) başlıklı kitabının son bölümüne eklendi. Nilus, Ortodoks mistisizmi, kıyametçi yorumlar ve monarşi yanlısı bir siyasal teoloji arasında salınan bir figürdü; Protokoller’i de tam bu çerçevede, yaklaşan Deccal düzeninin “gizli planı”nı ifşa eden bir belge olarak sundu.
Avrupa’da yüzyıllar içinde biriken antisemitik motifleri en yoğun biçimde bir araya getiren bu metnin ilk kez Rusya’da yayımlanması dikkat çekicidir. Aslında Rusya da antisemitizme uzak değildi. Özellikle imparatorluğun son dönemlerinde Yahudilere yönelik öfke ve nefret dönem dönem pogromlara dönüştü; 1881’den sonra yüzlerce yerleşimde saldırılar görüldü ve 1903–1906 arasında yeni bir dalga yaşandı. “Pogrom” teriminin kendisi de Rusça kökenlidir ve tarihsel olarak özellikle Rus İmparatorluğu’ndaki Yahudilere yönelik kitlesel saldırılarla ilişkilendirilir.
Metnin Rusya’da ilk kez yayımlanması, onun Rusya’da yazıldığı anlamına gelmeyebilir. Bazı anlatılara göre metnin derlenmesinde Okhrana’nın Paris bürosu rol oynadı. Daha önceki yazılarda takip ettiğimiz gibi yirminci yüzyılın başı itibariyle Avrupa’da zengin bir antisemitik yazın oluşmuştu. Bu yazının hangi metinleri Protokoller’in yazarına ilham verdi bilmiyoruz. Ancak iki metnin ilham kaynağı olduğunu iddia edebiliriz.
Bu metinlerden birincisi, 1864 yılında yayımlanan Maurice Joly’nin Dialogue aux enfers entre Machiavel et Montesquieu’sudur. Joly bu kitapta Montesquieu ile Machiavelli’yi cehennemde karşı karşıya getirir; Montesquieu hukuk devleti, anayasal denge ve özgür basın adına konuşurken, Machiavelli modern bir otoriter rejimin yapması gerekenleri anlatır: Basının nasıl denetim altına alınacağını, seçimlerin nasıl manipüle edileceğini, muhalefetin nasıl bölünüp etkisizleştirileceğini, borçlanma yoluyla devletin ve toplumun nasıl bağımlı kılınacağını adım adım sıralar. Joy’un aslında bu metinde yaptığı Machiavelli’nin ağzından III. Napoléon’un iktidar tekniklerini hicvetmektir.
Protokoller’e ilham kaynağı olan ikinci metin Alman yazar Hermann Goedsche’nin 1868 yılında yayımlanan Biarritz romanıdır. Bu romanın özellikle ‘Prag Yahudi Mezarlığı’ başlıklı bölümü, Prag’da eski bir mezarlıkta gece yarısı toplanan on iki Yahudi önderinin yüzyıllara yayılmış bir dünya egemenliği planını konuşmalarını anlatır. Her biri İsrailoğulları’nın bir kabilesini temsil eden bu “bilge ihtiyarlar” Avrupa monarşilerini nasıl içeriden çökerteceklerini, basını ve krediyi nasıl ele geçireceklerini, devrimleri ve savaşları nasıl kendi çıkarlarına göre yönlendireceklerini, kısacası Hıristiyan dünyanın geleceğini adım adım nasıl denetimleri altına alacaklarını uzun uzun tartışırlar.
Biarritz’in bir parçası olan bu bölüm metinden bağımsız broşürler olarak da dolaşıma sokuldu, ve “Prag mezarlığında gizlice toplanan hahamların konuşması” olarak, sanki gerçek bir toplantının zabıtlarıymış gibi okunmaya başlandı. Hatta başka dillere de çevrildi; bu diller arasında Rusça da vardı.
Protokoller, Joly’nin metninden çok geniş bölümleri, kimi yerlerde kelimesi kelimesine intihal eder, ancak kritik bir müdahale yaparak: prensin iktidarda kalmak için yapması gerekenleri Yahudi bilge ihtiyarların çoktan hayata geçirdikleri fiiller olarak formüle eder. Protokoller Goedsche’nin Biarritz’inden de ödünç alır. Ancak Yahudilerin geleceğe dönük planları, Protokoller’de artık “yüzyıllardır yürürlükte olan” ve meyvelerini veren bir stratejinin gizli tutanakları gibi sunulur.
Avrupa antisemitizmin bu çarpıcı meyvesinin dünya çapında ün kazanması 1917 Devrimi’nden sonra olacaktı. Çarlık rejiminin yıkılması, iç savaş ve Bolşevik iktidarın kurulmasıyla birlikte çok sayıda “beyaz” göçmen Rusya’dan Avrupa’ya ve Amerika’ya dağıldı. Protokoller de bu göçmen çevrelerin elinde yeni bir işleve kavuştu. Artık metin yalnızca imparatorluk içindeki krizleri açıklayan bir “Yahudi komplo planı” değil, Bolşevik devrimini ve genel olarak sosyalizm korkusunu da Yahudilerin dünya hâkimiyeti stratejisinin bir parçası gibi gösteren karşı-devrimci bir belge olarak sunuluyordu. Berlin, Viyana ve Paris’te Rus göçmen matbaaları Protokoller’i çeşitli baskılarla çoğalttılar.
1919’da Rus göçmen subay Piotr Şabelski-Bork metni Almanya’ya taşıdı; kısa süre sonra Ludwig Müller von Hausen “Gottfried zur Beek” müstear adıyla Protokoller’in ilk Almanca tercümesini yayımladı. Weimar Almanyası’nda askerî yenilgi, enflasyon ve siyasal istikrarsızlık bağlamında sağcı ve milliyetçi çevreler Protokoller’i, Yahudileri hem finans kapitalin hem de devrimci hareketlerin “asıl beyni” olarak gösteren bir komplo anlatısının merkezine yerleştirdiler. Hitler, Mein Kampf’ta Protokoller’i ciddiye alan bir tarzda “Yahudi dünya komplosu”ndan bahsetti. Nazi propaganda aygıtı Protokoller’i hem iç kamuoyuna hem de dışarıya dönük yayımlarda tekrar tekrar dolaşıma soktu.
Almanca ile neredeyse eşzamanlı olarak metnin ilk İngilizce versiyonları da dolaşıma girdi. 1919 sonbaharında ABD’de Philadelphia Public Ledger gazetesi, metni Bolşevik programı gibi sunarak “Red ‘Bible’” başlığıyla yayımladı. 1920 yılının Ocak ayında ise Londra’da Eyre & Spottiswoode yayınevi, The Jewish Peril: Protocols of the Learned Elders of Zion başlığıyla Protokoller’in ilk tam İngiliz baskısını çıkardı. Bir ay sonra, 8 Şubat 1920 tarihli Illustrated Sunday Herald’da Churchill, Rus Devrimi’ni “Yahudi-Bolşevik komplo”nun ürünü olarak resmeden yazısını yayımladı. Churchill bu metinde Protokoller’e doğrudan atıf yapmadı. Ancak yazısının dili, Protokoller’in İngiltere’de dolaşıma girdiği ve Rus “beyaz” göçmen anlatılarıyla birlikte “Yahudi-Bolşevizm” şemasını yaydığı bir iklimin içinden konuştuğunu, en azından aynı komplo tahayyülünü paylaştığını göstermektedir.
8 Mayıs 1920’de The Times gazetesinde yayımlanan “The Jewish Peril – A Disturbing Pamphlet” başlıklı yazı, Protokoller’i ciddiye alınması gereken bir metin olarak tartıştığında, hem Almanca hem İngilizce versiyonlar bir anda “Yahudi dünya komplosunun belgeleri” olarak geniş bir popülerlik kazandı. Henry Ford’un sahibi olduğu Dearborn Independent gazetesi de kısa süre sonra, 22 Mayıs 1920 tarihinden başlayarak, ön sayfadan “The International Jew: The World’s Problem” başlıklı bir dizi yazı tefrika etmeye başladı; 1920–1922 arasında süren bu seri daha sonra The International Jew adıyla dört cilt halinde kitaplaştırıldı. Bu kitaplar Almanca dâhil birçok dile çevrildi ve Protokoller’de cisimleşen komplo şemasını Atlantik’in öte yakasında da yaygınlaştıran başlıca kanallardan biri hâline geldi.
Protokollerin Fransızca baskısı 1920 yılında yayımlandı. Metin antisemitik bir önsözle birlikte dolaşıma sokuldu. Böylece metin, Rus monarşi yanlısı çevrelerden çıkıp Londra–Berlin–Paris üçgeninde Avrupa sağının, Katolik ve milliyetçi çevrelerin serbestçe alıntı yaptığı bir temel referans hâline geldi. 1921’de The Times’ın Philip Graves imzalı dizisi Protokoller’in Joly’den yapılmış intihallerle dolu bir sahte belge olduğunu ayrıntılı biçimde gösterdi; ancak bu teşhir, metnin dolaşımını durdurmaktan ziyade onu “her şeye rağmen içsel bir hakikat taşıyan” bir metin gibi okuyan komplo kültürünü daha da güçlendirdi.
Kısacası 1917 sonrası dönemde Protokoller, dünya çapında dolaşıma girdi, farklı ulusal bağlamlarda yeniden yorumlandı ve modern antisemitizmin en merkezi metinlerinden birine dönüştü. Protokollerin dolaşıma gireceği ve yeniden yorumlanacağı yerlerden birisi de Türkiye olacaktı.

