Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Batman Öldü, Gotham Joker’e Emanet: Suçun Romantize Edilmesi ve “Anti-Kahraman” Kimliği
    daktilo2

    Batman Öldü, Gotham Joker’e Emanet: Suçun Romantize Edilmesi ve “Anti-Kahraman” Kimliği

    Elif Avcı25 Ocak 20267 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Belki akışınızda önünüze düşmemiştir, belki de çoktan izleyip geçtiniz. Geçen gün bir video gördüm; bu yazı, o birkaç saniyelik görüntünün bende bıraktığı o tuhaf tortudan doğdu.

    Aydın’da çekilen o kısa videoda, on beş yaşında üç çocuk motosiklet hırsızlığından kelepçelenmiş, karakoldan çıkıyorlar. Tam o “pişmanlık” beklenecek sessizlik anında, içlerinden biri kameraya dönüp o cümleyi kuruyor: “Aklım yapamadıklarımda kaldı.”

    Cümle net, performans kusursuz.

    Böyle bir görüntü karşısında ilk refleksimiz genellikle şaşkınlık ya da ayıplama oluyor. Ben şahsen bir süre ekrana boş boş baktım, hatta geriye alıp tekrar izledim. Üzerine düşünmem sırasında zihnimde biriken tortuları yazmasam bir kaşınma basacak gibi hissettiğimden bu yazıyı yazdım. Belki böyle hisseden ve düşünen yalnız ben değilimdir ve bu konu başkalarının da önceliğine dönüşür.

    Burada temel ilkemiz her zaman baki: Suçlu çocuk yoktur, suça sürüklenen çocuk vardır. Bu prensip, bizim çocuk koruma perspektifimizin sarsılmaz zeminidir ve bu yazının hiçbir yerinde bu zeminden vazgeçmeyeceğiz. Bugün, o çocukları bu suça ve bu “cümleye” sürükleyen resmin daha geniş, daha yapısal bir açısına bakmak zorundayız.

    O karakol kapısı artık sadece bir adli eşik değil, bir sahne. Pişmanlık ifadeleri mevcut algoritmalarda yer bulamazdı; meydan okuma ise bir gecede binlerce kişiye ulaştı. TikTok ve Reels algoritmaları üzerine yapılan bağımsız veri analizleri, “performans suçluluğu” (suçun bir gösteri olarak sunulması) içeren videoların, standart eğitim veya bilgilendirme içeriklerine göre 7 ila 10 kat daha hızlı paylaşıldığını gösteriyor. Aydın’daki çocukların videosunun saatler içinde milyonlara ulaşması bu algoritmik tercihin bir sonucu.

    Görünür olmanın, doğru olmaktan daha kıymetli hale geldiği şu anda, zamanın ruhuna biraz daha yakından bakalım.

    Raconun Yerelliği, Nihilizmin Küresel Dili

    Türkiye’de suçun anlatısı yeni değil, sadece her dönemin ruhuna göre anlatı kılık değiştiriyor. 1960’ların Yeşilçam’ında kök salan “mazlum ama sert” erkek figürü, adaletsizliğe karşı duran bir anti-kahraman olarak zihinlerimize kazındı. Ancak o dönemin suçlusu, eylemini gerçekleştirirken bile toplumsal bir mahcubiyet taşır, “kader” diyerek başını eğerdi. 2000’lerin başında Kurtlar Vadisi bu figürü hiyerarşik, devlet ve düzen fikriyle sarmalanmış “kontrollü bir sertliğe” dönüştürdü. Suç, büyük bir amaca hizmet eden soğukkanlı bir stratejiydi.

    2010’lardan itibaren ise bu ağırbaşlı yapı çöktü. Suç, o büyük anlatılardan kopup sokağın en izbe köşesine, mahallenin dokusuna sızdı. Çukur gibi yapımlar, suçun etrafına “aile” ve “mahalle” soslu bir kutsallık örerken, aslında şiddeti gündelik hayatın estetik bir dekoru haline getirdi. Artık karşımızda öfkeli, aceleci ve parçalı bir yapı var. Suç, bir “adalet arayışı” olmaktan çıktı; sistemin içinde kısa yoldan yer kaplama girişimi ve dijital bir performans alanı olarak pazarlanmaya başlandı.

    Bu yerel dönüşüm, küresel bir “ahlaki gri alan” fetişizmiyle tam bir senkronizasyon içinde. Popüler kültür, suçun karanlığını değil, o karanlığın içindeki “stilize edilmiş gücü” parlatıyor. Peaky Blinders, 1920’lerin Birmingham’ından bize sadece suç dünyasını değil, kusursuz kesim ceketler, ağır çekim yürüyüşler ve “her ne pahasına olursa olsun güç” felsefesini sattı. Tommy Shelby, ahlaki pusulasını yitirmiş bir nesil için “stil sahibi bir yıkım” sembolüne dönüştü. Breaking Bad‘de Walter White’ın “iyiden kötüye” dönüşümü, bir çöküşten ziyade bir “özgürleşme” ve “üstünleşme” hikayesi olarak okundu.

    Simülasyon ise bu işin mutfağı oldu. GTA (Grand Theft Auto), suçun sonuçlarından ve vicdan azabından arındırılmış bir evren sundu: Hızlı para, hızlı kaçış ve sonuçsuz bir kaos. Ancak bu oyunun ötesinde, bugün sosyal medyadaki “Drill” müzik kültürü ve bu kliplerdeki maskeli, silahlı estetik, suçun doğrudan bir “lifestyle” (yaşam tarzı) olarak tüketilmesini sağlıyor.

    Romantik Nihilizm: “Hangimizin Sevgilisi Daha Suçlu?”

    Bu lifestyle, romantik ilişkilerde bile kendini gösteriyor. Sosyal medyada karşılaştığımız “Hangimizin sevgilisi daha suçlu?” başlığıyla dolaşıma giren içerikler, ilk bakışta provokatif birer ergen şakası gibi durabilir. Ancak ekranı yukarı kaydırdığınızda, binlerce genç kadının cezaevindeki sevgililerinin suç dosyalarını birer “sadakat nişanı” gibi sergilediği devasa bir dijital alt kültürle karşılaşıyorsunuz.

    TikTok verilerine göre, cezaevindeki partnerleri için hazırlanan “görüş günü hazırlığı” veya sevgilisinin suçunu yarıştırma temalı hashtag’lerin (etiketlerin) görüntülenme sayıları küresel çapta milyarları, Türkiye özelinde ise yüz milyonları bulmuş durumda.

    Fakat burada asıl romantize edilen şey suçun kendisi değil, korku üretebilen bir güce yakın olma hali. Sistemin koruyacağına dair güven zayıfladıkça, özellikle genç kadınlar arasında görülen bu eğilim, aslında bir alternatif sosyal güvenlik arayışının işareti. Korunmanın hukuktan değil, doğrudan “sertlikten” geleceğine dair sezgisel ve trajik bir inanç.

    Dresden Üniversitesi’nin “suçun sosyal çekiciliği” üzerine yaptığı araştırmalar, bu durumu “Hibristofili” (suçlulara duyulan romantik ilgi) kavramının ötesinde, yapısal bir güvenlik krizi olarak tanımlıyor. Sistemin kendisini koruyacağına dair güven zayıfladıkça, birey hayatta kalabilmek için “en sert olanın yanında durma” refleksini bir savunma stratejisi olarak benimsiyor. Kurumsal adaletin yerini kişisel himaye ilişkilerine bıraktığı bir iklimde, “suçlu sevgili” figürü, sisteme karşı bir dokunulmazlık vaadi olarak fantezileştiriliyor.

    Adaletin bir hak olmaktan çıkıp kişisel bir lütfa dönüştüğü bu atmosfer, bizi bir sonraki durağa, yani toplumun tüm katmanlarına sızan o “kurtarıcı” arayışına götürüyor.

    Bir Kurtarıcı Olarak Mafya: Hukuk Sonrası Bir Fantezi

    Bu toplumsal güvensizliğin en sarsıcı yansımalarından biri, adalet arayışının kurumsal koridorlardan çıkıp kişisel kurtarıcılara yönelmesi. Bugün bir haksızlığa uğradığımızda ya da bir tıkanıklık yaşadığımızda resmi kurumları değil de belirli figürleri etiketleme refleksimiz asla tesadüf değil. Adalet, artık şeffaf ve kurumsal bir süreç olmaktan çıkıp, arkaik bir himaye ilişkisine dönüşüyor.

    Bu zihinsel kaymanın en radikal örneğine geçtiğimiz hafta, LinkedIn’de rastladım. Üst düzey bir şirket yöneticisinin (ki bu detayı, çürümenin sınıfsal geçişkenliğini ve “beyaz yakalı” dünyasındaki karşılığını vurgulamak için özellikle yazmak istedim) paylaştığı şu cümle, hukuk devletinin bıraktığı boşluğu tüm çıplaklığıyla ilan ediyordu: “Her aileye nasıl bir doktor, bir avukat gerekiyorsa bir tane de Sedat Peker gerekiyor.“

    Bu talep, sadece bireysel bir hayranlık değil, kolektif bir çaresizliğin dışavurumu. Sedat Peker’in, Ahmet Minguzzi davasında kendi avukatını görevlendirmesi; hukukun boşalttığı o hayati “koruyucu” rolün, kişisel figürler üzerinden nasıl yeniden inşa edildiğinin sembolik ve tarihsel bir anıydı. Bugün sosyal medyadaki yardım çığlıklarının altında artık bakanlıklar ya da diğer resmi kurumlar, kurum temsilcileri değil, bu tür “kurtarıcı” figürler çağrılıyor.

    Sabah kuşağında %50’lere varan izlenme payıyla Müge Anlı ve Tatlı Sert gibi programlar, bu hukuk sonrası fantezinin en kitlesel laboratuvarı haline geldi. İnsanların polise ya da savcıya gitmeden önce Müge Anlı’ya sığınması, Anlı’nın sergilediği “cezalandırıcı ve ifşa edici otoriteye” duyulan ihtiyaçtan besleniyor. On yıllardır aydınlatılamayan dosyaların canlı yayında “sorgu” teknikleriyle çözülmeye çalışılıyor, toplumun modern hukuktan alamadığı o “sert ve kesin çözüm” fantezisini her sabah yeniden üretiliyor.

    Hukuk sonrası bu fantezi dünyasında, vatandaşlık haklarının yerini “abi”lerin lütfu, yasaların yerini ise ablaların “raconu” alıyor. Eğer toplumun en eğitimli katmanları bile korunmayı hukukta değil de güçte arıyorsa, Aydın’daki o çocukların kelepçeli elleriyle kameralara neden gülümsediğini veya genç kızların Tiktokta görüş günü kombinlerini nasıl paylaştığını anlamak çok daha kolaylaşıyor.

    Geniş Resim: Geleceksizlik ve “Hızlı Yaşam” İllüzyonu

    Haz odaklılık, anın kutsanması ve hızın yüceltilmesi yalnızca gençliğe özgü bir durum değil; ancak gençler bu kültürel iklimi en çıplak ve savunmasız hâliyle yaşıyor. Eğer bir toplumsal sözleşme, bireye uzun vadeli bir gelecek tahayyülü sunamıyorsa, kaçınılmaz olarak “an” kutsallaşıyor.

    Sistem; beklemeyi, emek vermeyi, sabretmeyi ve adım adım ilerlemeyi artık ikna edici bir başarı hikayesi olarak pazarlayamıyor. Pazarlamaya çalıştığında da zaten artık kimse inanmıyor. Bu boşlukta görünürlük, hız ve sertlik, ‘çakallık’ hayatta kalmak için en kestirme yol gibi beliriyor. Eğitim ve liyakatle değil ev bir motosiklet almanın dahi imkânsızlaştığı bir zeminde, o motosikleti çalmak ve sonrasında karakol kapısında “performans sergilemek”, sisteme karşı atılmış nihilist bir çığlığa dönüşüyor.

    Ve belki de asıl soru, o videoyu izleyip geçtiğimiz saniyelerin ötesinde bir yerde duruyor:

    • Eğer bir toplumda adalet, erişilebilir ve eşit bir hak olmaktan çıkıp kişisel kurtarıcıların insafına kalmışsa,
    • Eğer korunma ve güvenlik hukuktan değil, doğrudan çıplak güçten bekleniyorsa,
    • Eğer görünür olmak, “doğru” olmaktan çok daha kıymetli ve kazançlı hâle gelmişse…

    Batman’in öldüğü bir şehirde, Gotham’ı Joker’in kahkahasına emanet etmiş durumdayız.
    O zaman mesele yalnızca o suça sürüklenen çocuklar ya da o anlık meydan okuma performansı değil. Asıl mesele, perdesini her sabah hep birlikte açtığımız, rollerini paylaştığımız ve alkışlarımızla beslediğimiz bu tekinsiz sahne düzenini nasıl değiştireceğimiz.

    Sosyoloji
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikÇeşme’den Yükselen Söz: Kadın Liderliği Bir Temsil Meselesi Değil, Bir İktidar Sorunudur
    Sonraki İçerik Tarife Tehdidinin Gölgesinde Türkiye-İran Ticaretinin Geleceği

    Diğer İçerikler

    daktilo2

    Zeynep Alemdar: Trump, transatlantik ilişkilerin dengesini bozmakla kalmadı, tarafların birbirlerinden beklentilerini de değiştirdi

    25 Ocak 2026 Gökhan Korkmaz
    daktilo2

    Tarife Tehdidinin Gölgesinde Türkiye-İran Ticaretinin Geleceği

    25 Ocak 2026 Şafak Herdem
    daktilo2

    Çeşme’den Yükselen Söz: Kadın Liderliği Bir Temsil Meselesi Değil, Bir İktidar Sorunudur

    25 Ocak 2026 Ayşe Kaşıkırık

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Iran After Venezuela: Street Protests, Economic Collapse, and the Shadow of War

    21 Ocak 2026 D84 INTELLIGENCE Reza Talebi

    ABD Bülteni: Maduro Devrildi, İran’a Müdahale İhtimali, İçeride Baskının Dozu Artıyor

    19 Ocak 2026 Bültenler Emrullah Özdemir

    Hümeyra Pamuk: Latin Amerika’da önümüzdeki yıllarda yapılacak seçimlerin ne yönde gideceği izlenmeli

    18 Ocak 2026 daktilo2 Röportajlar Gökhan Korkmaz

    Kriz Büyürse Azerbaycan Türkleri İran’dan Ayrılır mı? Bir Çerçeve Analizi

    18 Ocak 2026 daktilo2 Yazılar Mehmet Akif Koç

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}