Kredi kartı ekstreme göre ChatGPT Plus’a 11 Ekim 2025’te abone olmuşum. Arşivimde kalan ilk konuşma ise 23 Kasım tarihli. O tarihe kadar olan konuşmaları muhtemelen sildim. İlk ne sordum, hangi konuda konuştum, hatırlamıyorum. Neticede bir yılı aşkın süredir ChatGPT kullanıyorum.
Bu bir yıl içinde ChatGPT belirgin biçimde gelişti. Halüsinasyonlar azaldı, kaynakları denetlemek kolaylaştı ve çok daha uzun konuşmaların bağlamını koruyabilir hale geldi.
ChatGPT’nin yardımıyla bu süreçte Kur’an’dan ayetler de, divan edebiyatının en zor şiirlerini de çevirdim. Immanuel Wallerstein hakkında da Mustafa Kemal Atatürk hakkında da konuştum.
Tam olarak nüansları yakalayabildiğini söyleyemem. Veya o nüansları yakalayabilmesi için kendisini daha fazla zorlamam gerektiğini belirtmeliyim. Ancak farklı farklı konularda onunla sohbet ettikçe kafamda bir soru belirmeye başladı.
Bu aslında hiç farkında olmadığım bir soru değildi. En azından teorik olarak. Veya ChatGPT’nin nasıl metin ürettiğine dair en azından kaba bir fikrim vardı. Kendisine verilen bağlamdan hareketle sıradaki kelime veya kelime parçası için olasılıklar hesaplıyor ve metni adım adım oluşturuyordu.
Kısaca bir insan gibi farklı kelimeleri tartıp, biçip, bilinçli bir düşünce sürecinden sonra cümle kurmuyordu veya metin üretmiyordu. Yani, aslında ChatGPT söylediği bir şeyi neden söylediğinin, neden başka bir şeyi söylemediğinin, farkında değildi.
Ancak bunu teorik olarak bilmek başkaydı, deneyimlemek başkaydı.
Yani karşımda insan olmadığını biliyordum. Fakat çoğu zaman bir insanla konuşuyormuşum gibi hissediyordum. Hatta bazen kültürel açıdan tam bir Amerikalı olarak.* Bazı anlarda ise bu his birden dağılıyordu.
ChatGPT’nin insan gibi olduğu hissini bozan üç temel, baskın özelliğinden bahsetmem mümkün. Sistemsel özelliklerdi bunlar ve, her metinde olmasa da, düzenli olarak nüksediyordu.
İlk özellik, ki bence Amerikalılık** özelliği bu, ChatGPT’nin rahatsız edici argümanları yumuşatma eğilimi. Bunu bir örnekle açıklasam daha iyi olacak. Mesela bir sohbette Wallerstein üzerine konuşuyorduk. Ben hiyerarşik bir iş bölümünün varlığından söz ediyorum. ChatGPT bunu, liberal iktisadın uzmanlaşma ve karşılıklı fayda dilini çağrıştıran “complementary specialization” ifadesiyle yeniden kuruyordu.
Bu küçük bir kelime değişikliği değildi benim için. Wallerstein yalnızca farklı bölgelerin birbirini tamamlayan ekonomik faaliyetlerde uzmanlaşmasından bahsetmiyordu; merkez, yarı-çevre ve çevre arasında kurulmuş eşitsiz ve hiyerarşik bir iş bölümünden bahsediyordu. “Complementary specialization” dediği anda ise bu hiyerarşi kayboluyor, çevreleşme karşılıklı faydaya, sömürü ise işbirliğine benzemeye başlıyordu.
ChatGPT’nin benzer eğilimini başka konuları ifade edişinde de gördüm. Mesela, ‘çatışma,’ ‘sömürü’ veya ‘katliam’ gibi kelimeler yerine daha yumuşak kelimeleri tercih edebiliyordu. Bir kararın veya uygulamanın sorumlusu belliyken o cümleyi edilgen kurabiliyordu. Ortaya kimsenin fazla itiraz etmeyeceği pürüzsüz bir metin çıkıyordu, fakat açıklanması gereken güç ilişkileri silikleşiyordu.
İkinci özellik de yine bir Amerikalılık özelliği bence. O da ChatGPT’nin neredeyse her ampirik delilin arkasından bir kayıt koyması. ChatGPT’ye tarihî bir olay, belge veya istatistik verdiğimde, bundan ne çıkarılabileceğini söylemekle yetinmez, mutlaka ne çıkarılamayacağını da ekler. Tek bir olayın genelleme yapmak için yeterli olmadığını, bir örneğin nedensellik kanıtlamadığını, belirli bir yorumla uyumlu olmasının o yorumu doğrulamadığını tekrar tekrar hatırlatır.
Sorun elbette ChatGPT’nin gösterdiği bu ihtiyatın kendisi değil. Bilakis bu ihtiyatı göstermesi benim için önemli. Sorun, aynı ihtiyatın her delilin ardından tekrar edilmesi. ChatGPT için neredeyse hiçbir delilin, arkasına bir kayıt eklemeden, hüküm vermeye yetmiyor olması.
Üstelik bu rezervasyon çoğu zaman somut bir karşı delile de dayanmaz. ChatGPT için başka bir açıklamanın teorik olarak mümkün olması, çekince koyması için yeterli olabilir. O açıklamayı ciddiye almak için, destekleyici en azından bir gerekçe veya emare bulunmasa da.
Aynı kaydın her delilin ardından tekrarlanması, ChatGPT’yi metin boyunca zaten tekrara düşürüyor. Fakat ChatGPT’nin tekrar sorunu bundan ibaret değil. Daha genel bir tekrar eğilimi de var. Bu eğilim bana Amerikan eğitim ve sunum kültürüyle özdeşleştirdiğim bir tavsiyeyi hatırlatıyor: “Say what you are going to say, say it, say what you have just said.” Önce ne söyleyeceğinizi söyleyin, sonra söyleyin, ardından ne söylediğinizi yeniden söyleyin.
ChatGPT de çoğu zaman böyle yazar. Paragrafın başında iddiayı açıklar, içinde ayrıntılandırır, sonunda aynı iddiayı başka kelimelerle yeniden ifade eder. Bir sonraki paragraf da öncekinin sonucunu tekrar ederek başlar. Yerel olarak düzgün görünen paragraflar bir araya geldiğinde ise aynı düşüncenin defalarca tekrarlandığı metinler ortaya çıkar.
Üçüncü özellik ise metnin mantıki akışıyla ilgili.*** ChatGPT, tek tek bakıldığında düzgün cümleler kurabilir, fakat bu cümleleri her zaman argümanın gerektirdiği sıraya yerleştiremeyebilir.
Mesela bir paragrafın ilk iki cümlesinde tarihî bir süreçten bahseder, üçüncü cümlesinde bu süreçten bir sonuç çıkarır. Fakat dördüncü cümlede, aslında o sonuçtan önce gelmesi gereken tarihî süreçten başka bir enstantane gelebilir. Beşinci cümlede ise bu kez dördüncü cümleden başka bir sonuç çıkarabilir ve o sonuç paragrafla tamamen alakasız olabilir.
Ve bir sonraki paragrafta beşinci cümlenin çıkarımı takip edebilir. ChatGPT tekrar ana konuya dönebilir, ancak belirli bir tartışma tamamen alakasız kaçabilir bütün tartışma içinde.
Aslında cümlelerin hiçbiri kendi içinde tutarsız değildir. Hatta her biri kendisinden önce gelen cümleyle bağlantılıdır da. Fakat paragrafın bütünü mantıki bir zincir içinde kurgulanmamıştır.
ChatGPT’nin her metinde, her zaman bu mantıksal zikzakları çizdiğini iddia edemem elbette. Ancak karşımda insan olmadığını en güçlü hissettiğim anlar bunlardır. ChatGPT’nin bir paragraf içinde bile mantıksal akışı tutturamadığı anlar.
…
Belki alakasız ama Spike Jonze’un Her filmini hatırladım nedense. Filmin kahramanı Theodore. Çocukluk aşkı Catherine ile evliliği bitmek üzere olan yalnız bir adam. Theodore, Samantha ile tam bu dönemde tanışır. Samantha bir yapay zeka programıdır ve kullanıcının tepkileri ve isteklerine göre evrilen bir programdır. Theodore en başından beri Samantha’nın bir insan olmadığını bilir. Ancak bu bilgi onu bir insan gibi deneyimlemesine engel olmaz ve neticede ona aşık olur.
Theodore’un Samantha’nın insan olmadığını ilk kez gerçekten hissettiği an çarpıcıdır. Ve o an Samantha’nın kendisiyle konuşurken aynı anda 8.316 kişiyle daha konuştuğunu ve 641 kişiye daha aşık olduğunu öğrendiği andır.
Okuyucuyu temin etmek isterim ki benim öyle dramatik bir farkındalık halim olmadı. Ancak yine de bir benzerlik yok değil. ChatGPT’nin yarattığı insan izlenimi yalnızca onun ne kadar iyi konuşabildiğiyle veya yazabildiği ile ilgili değil. Biz de anlamlı bir dilin arkasında onu üreten bilinçli bir akıl olduğuna inanmaya fazlasıyla meyyaliz.
Neticede insanlık kurban edilen hayvanların ciğerinden mana çıkarmayı başarabilmiş bir tür.
…
* Paradoksal bir biçimde ChatGPT Amerikalılık özellikleri gösterdiğinde insan izlenimini güçlendiriyordu, fakat kişisel muhakemeden bağımsız sistematik bir refleks gibi çalıştığında aynı izlenimi bozuyordu.
** “Amerikalılık” burada ampirik bir tespiti değil, bütünüyle kişisel bir izlenimi ifade ediyor. Bu davranışların Amerikan kültürüyle, OpenAI’ın tercihleriyle veya ChatGPT’nin başka sistemsel özellikleriyle ne ölçüde ilişkili olduğunu bilmiyorum.
*** Bu elbette Amerikalılık özelliği değil. Yazı yazmayı Amerikalılardan öğrendim ben.

