Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Avrupa Birliği’nin Değerler ve Çıkarlar Arasındaki Sınavı: İnsan Hakları Evrensel mi, Siyasi Koşullara göre Değişir mi?
    Yazılar

    Avrupa Birliği’nin Değerler ve Çıkarlar Arasındaki Sınavı: İnsan Hakları Evrensel mi, Siyasi Koşullara göre Değişir mi?

    By Eylem Yılmaz1 Kasım 202612 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Avrupa Birliği ve insan hakları ilişkisi nereye gidiyor? Gazeteci Eylem Yılmaz’ın analizinde, Prof. Dr. Çiğdem Nas’ın değerlendirmeleriyle birlikte konunun satır araları masaya yatırılıyor:

    İnsan hakları, demokratik toplumların üzerinde yükseldiği en temel evrensel değerlerden biri. İfade özgürlüğü, barışçıl gösteri ve örgütlenme hakkı, hukukun üstünlüğü ve bireyin devlet karşısında korunması, coğrafyaya, siyasi tercihlere veya iktidarların önceliklerine göre değişmemesi gereken temel ilkeler. Ancak uluslararası siyasetin pratiği, bu evrensellik iddiasının her zaman aynı biçimde karşılık bulmadığını gösteriyor.

    Son dönemde Fransa, İspanya ve Belçika başta olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşanan protestolar, güvenlik güçlerinin müdahaleleri ve göstericilere yönelik uygulamalar, Avrupa Birliği’nin kendi insan hakları yaklaşımını da tartışmaya açtı. Özellikle barışçıl gösterilere yönelik müdahaleler, orantısız güç kullanımı ve gözaltı uygulamaları, Avrupa’nın demokratik değerleri ile bu değerlerin kendi sınırları içerisindeki uygulanışı arasındaki mesafeyi görünür kılıyor.

    Nitekim Uluslararası Af Örgütü’nün Temmuz 2024’te yayımladığı ve aralarında Fransa, İspanya ve Belçika’nın da bulunduğu 21 Avrupa ülkesini inceleyen raporu, barışçıl gösteri hakkının kıta genelinde çeşitli kısıtlamalarla karşılaştığını ortaya koydu. Raporda gereksiz ve aşırı güç kullanımı, keyfî gözaltılar, göstericilere yönelik ayrımcı uygulamalar ve protestoların kriminalize edilmesi gibi sorunlara dikkat çekildi.

    Ekim 2026’da Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşanan protestolar ve güvenlik güçlerinin müdahaleleri de bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Özellikle 24 Ekim’de Brüksel’de düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerde polis göz yaşartıcı gaz ve biber gazı kullandı. Reuters’ın olay yerinden aktardığı gözlemlerde, bazı göstericilerin polis tarafından yere düşürüldüğü ve fiziksel müdahaleye maruz kaldığı belirtildi. Fransa’da da artan hayat pahalılığı, kamu hizmetleri ve eğitim sistemine ilişkin sorunlar nedeniyle protestolar sürerken güvenlik önlemleri artırıldı.

    Avrupa Birliği’nin kendi üye ülkelerinde yaşanan bu tür gelişmeler karşısında insan hakları vurgusunu ne ölçüde ve hangi mekanizmalarla ortaya koyduğu tartışmalı hale geldi. Türkiye’deki benzer gelişmelerde AB kurumlarının yaptığı açıklamalarla Avrupa ülkelerindeki olaylara yönelik kurumsal tepkilerin görünürlüğü ve ağırlığı arasındaki fark, evrensel değerlerin uygulanma biçimine ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

    İNSAN HAKLARI BİR SİYASİ SİLAH MI?

    Avrupa Birliği’nin insan hakları yaklaşımını değerlendirirken, bu değerlerin dış politikada bir baskı veya cezalandırma aracı olarak kullanılıp kullanılmadığı kadar, birliğin kurumsal yapısını ve üyelik mekanizmalarını da dikkate almak gerekiyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Nas, AB’nin insan haklarını bir silah olarak kullandığı yönündeki değerlendirmenin doğru olmadığını düşünüyor. Nas, Birliğin yapısına dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yapıyor: 

    “AB insan haklarını bir silah olarak kullanılıyor demek doğru olmaz. Evet, AB üyesi ülkelerde de insan hakları konusunda sorunlar, sıkıntılar var. AB, çok sayıda Avrupa ülkesinin bir araya gelerek oluşturduğu, ulusüstü dediğimiz, yetki paylaşımına dayanan bir ülkeler birliğidir. Bu anlamda da siyasi bir niteliği var. Temelleri belki ekonomik, tek pazara dayanıyor ama bunun da ötesinde ortak bir kimlik, ortak değerler olması gerekiyor.” 

    Nas’a göre insan haklarının, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün AB’nin dış ilişkilerine yansıması bu nedenle doğal. Ancak bu değerlerin cezalandırma aracına dönüştürülmesi farklı bir mesele: “Bunu bir cezalandırma aracı olarak kullanmaya giderse AB, bu uygun olmaz ama bunu bir ‘silah’ olarak kullanacağını düşünmüyorum.” 

    Bununla birlikte Nas, AB’nin özellikle aday ülkeler üzerinde etkili olan bir mekanizmaya sahip olduğunu vurguluyor: siyasi koşulluluk. Birliğin yıllık ülke raporlarında aday ülkeleri insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi kriterler üzerinden değerlendirmesi, üyelik hedefini bu ülkeler üzerinde bir etki unsuruna dönüştürüyor. Nas bu mekanizmayı şöyle açıklıyor: 

    “Özellikle aday ülkelerde siyasi koşulluluk dediğimiz bir mekanizma var. AB’nin yıllık olarak yayımladığı raporlar var. Ülkeleri insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi kriterler üzerinden değerlendiriyor. Üyeliğe uygun olup olmadığını değerlendiriyor. Siz bir ülke olarak AB’ye girmek istediğiniz için bu AB’ye bir güç vermiş oluyor. Yani o ülkenin nasıl olması, ne yöne doğru gitmesi gerektiği, hangi koşulları yerine getirmesi gerektiği şeklinde ona bir güç olmuş oluyor. Belki bir araç oluyor diyebiliriz. Dolayısıyla insan hakları, AB açısından doğrudan bir cezalandırma aracından ziyade, üyelik sürecinde siyasi koşulluluk mekanizmasının bir parçası olarak işlev görüyor. Birliğe üye olmak isteyen ülkeler, ortak değerleri ve hukuki standartları yerine getirmeyi kabul ederek müzakere sürecine dahil oluyor.” 

    Bu noktada ortaya çıkan en önemli soruyu Doç. Dr Çidem Nas’a yöneltiyorum: AB’nin aday ülkelerden yerine getirmesini beklediği standartlar, uluslararası siyasetin ve jeopolitik çıkarların devreye girdiği durumlarda da aynı ağırlıkla uygulanabiliyor mu?

    EVRENSEL STANDARTLAR MI, JEOPOLİTİK ÖNCELİKLER Mİ?

    AB’nin insan hakları yaklaşımını değerlendirirken Kopenhag Kriterleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AB Temel Haklar Şartı temel referans noktalarını oluşturuyor. Hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan haklarına ve azınlık haklarına saygı, üyelik sürecinin vazgeçilmez koşulları arasında. Ancak bu hukuki çerçevenin varlığı, AB’nin uluslararası ilişkilerdeki bütün kararlarını yalnızca evrensel insan hakları standartlarına göre aldığı anlamına gelmiyor. Çiğdem Nas da AB’nin yaklaşımını yalnızca evrensel kriterler üzerinden açıklamanın eksik kalacağı görüşünde. Nas, hukuki ve kurumsal referansların önemini kabul etmekle birlikte, özellikle genişleme süreçlerinde jeopolitik ve stratejik kaygıların da belirleyici olduğunu söylüyor: 

    “AB için insan hakları evrensel kriterlere göre işliyor demek de yine yanlış olur. Çünkü ülkelere yönelik tavrında, özellikle bu son genişleme sürecinde, sadece bu gibi mülahazaların ötesinde jeopolitik kaygılar, stratejik kaygılar da sürecin içine giriyor. Bunu da kabul etmek gerekiyor.” 

    Nas’a göre bu durumun temel nedeni, AB’nin yalnızca ortak değerler etrafında şekillenmiş bir birlik değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerde güvenlik ve çıkarlarını gözeten siyasi bir aktör olması. “Çünkü uluslararası ilişkilerde AB de bir aktör. AB’nin de kendisine göre güvenlik gibi endişeleri var, tehdit olarak gördüğü konular var. Bu yaklaşımın en görünür örneklerinden biri Ukrayna. Mesela Ukrayna’ya yönelik bakışında zaman zaman Rusya’yla ilişkiler, Rusya’yı tehdit olarak görmesi, Avrupa’nın Rusya’ya karşı savunulmasında Ukrayna’nın oynadığı rol gibi mülahazalar ön plana çıkmış oluyor. Burada Ukrayna’nın demokrasi ve insan hakları açısından kriterleri yerine getirip getirmediği biraz daha geri plana düşmüş oluyor.” 

    “BU ÇELİŞKİNİN GİDERİLMESİ PEK MÜMKÜN DEĞİL”

    Nas’a göre bu çelişkiyi tamamen ortadan kaldırmak kolay değil. Bununla birlikte insan hakları değerlendirmelerinin hukuk, davalar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AB Temel Haklar Şartı üzerinden incelenmesi büyük önem taşıyor: “Bu çelişkinin giderilmesi pek mümkün değil. Bunu özellikle hukuk üzerinden, davalar üzerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AB’nin kendi Temel Haklar Şartı üzerinden incelemek mümkün olabilir tabii. Bunlar da çok kıymetlidir ama bazı durumlarda stratejik kaygılar, jeopolitik kaygılar da önemli bir rol oynayabilir.” 

    Bu değerlendirme, AB’nin değerler ile çıkarlar arasında zaman zaman nasıl bir denge kurmak zorunda kaldığını gösteriyor. Ancak uluslararası ilişkilerin doğasından kaynaklanan bu durum, insan hakları kriterlerinin ne ölçüde tutarlı uygulandığı sorusunu ortadan kaldırmıyor. 

    TÜRKİYE: ELEŞTİRİLERİN ODAĞINDA, ANCAK ÜYELİK SÜRECİNİN DIŞINDA

    Türkiye, AB’nin insan hakları ve demokrasi değerlendirmeleri açısından uzun yıllardır özel bir konumda bulunuyor. 1999’da aday ülke statüsü kazanan, 2005’te üyelik müzakerelerine başlayan Türkiye ile AB ilişkileri, özellikle 2004-2005 döneminde önemli bir ivme yakalamıştı. Ancak bu ivme sürdürülemedi. Toplam 35 müzakere faslından 16’sı açılabildi, yalnızca biri geçici olarak kapatılabildi. Kıbrıs meselesi nedeniyle sekiz faslın açılmasının engellenmesi ve Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne yönelik tutumu, müzakere sürecindeki temel sorunlardan biri haline geldi. AB Konseyi, Haziran 2018’de Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin fiilen durma noktasına geldiğini kayda geçirdi. Böylece Türkiye’nin AB üyelik süreci, uzun süredir ilerleme kaydedilemeyen bir yapıya dönüştü. 

    Çiğdem Nas, Türkiye-AB ilişkilerindeki tıkanıklığın yalnızca insan hakları ve demokrasi sorunlarıyla açıklanamayacağını belirtiyor. Kıbrıs meselesinin yanı sıra Türkiye’nin büyüklüğü, bazı AB üyesi ülkelerdeki siyasi partilerin Türkiye’nin üyeliğine yönelik çekinceleri ve Birliğin kendi iç siyasi dengeleri de süreci etkiliyor. Nas, Türkiye’nin üyelik sürecindeki sorunlara ilişkin değerlendirmesinde şöyle diyor: 

    “Türkiye’nin AB üyelik sürecindeki sorunlar sadece insan haklarıyla sınırlı değil. Bunun yanında Kıbrıs sorunu başta olmak üzere bir dizi başka mesele var. Türkiye’nin büyüklüğü nedeniyle AB üyesi merkez ülkelerden karşı çıkışlar olduğunu da görüyoruz. Çeşitli siyasi partilerin Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmadığını görüyoruz. İnsan hakları elbette büyük bir bölümü ama sadece insan hakları da değil, hukukun üstünlüğü, demokrasi gibi konular da bir engel oluşturabiliyor. Kıbrıs meselesi, müzakerelerin önündeki en temel sorunlardan biri. Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımaması ve limanlarını Güney Kıbrıs bandıralı gemilere açmaması, müzakere sürecinde sekiz faslın açılmasının engellenmesine yol açtı.”

    Nas, bu durumu Türkiye’nin üyelik hedefi ile AB’nin mevcut siyasi yapısı arasındaki temel çelişkilerden biri olarak değerlendiriyor: “Türkiye’yle müzakerelerin başlamasıyla aynı zamanda Güney Kıbrıs tüm adayı temsilen AB üyesi olmuştu. Bir birliğe üye olmak isterken o birliğin bir üyesi tanımadığınız bir ülke oluyor. Bu çok temel bir çelişki oluşturuyor.” Nas’a göre AB’nin Türkiye’yi üyeliğe dahil edebilmesi için bu sorunların aşılmasına yönelik güçlü bir siyasi irade ortaya koyması gerekiyor. Ancak mevcut tabloda böyle bir iradenin oluştuğunu söylemek zor. 

    AB’NİN TÜRKİYE’YE ETKİSİ

    Türkiye’de yaşanan insan hakları ve demokrasi alanındaki gelişmeler, AB’nin yıllık değerlendirmelerinde yer almaya devam ediyor. Yargı bağımsızlığı, hukuk sistemi, temel hak ve özgürlükler bu değerlendirmelerin başlıca başlıkları arasında. Ancak müzakere sürecinin askıda olması, AB’nin Türkiye üzerindeki siyasi etkisini de sınırlıyor. Nas, bu durumu şöyle açıklıyor: “Türkiye’deki hukukla ilgili meseleler, yargının bağımsızlığı konusu, temel hak ve hürriyetlerdeki sorunlar ele alınıyor ama bunların dışında müzakere sürecimiz şu anda askıda olduğu için AB’nin bu konularda çok fazla mesaj verdiğini duymuyoruz.” 

    Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un zaman zaman sosyal medya üzerinden açıklamalar yaptığını belirten Nas, müzakerelerin ilerlememesinin AB’nin Türkiye’deki insan hakları ve demokrasi alanındaki gelişmelere yönelik etkisini zayıflattığı görüşünde: 

    “Müzakere süreci de ilerlemediği için AB’nin Türkiye’deki insan hakları ya da demokrasi karnesi gibi bir çalışması da çok fazla yok. Bir etki unsuru olarak bunu kullanamıyor. Müzakere süreci ilerlese belki bir baskı aracı olarak kullanabilir ama şu an böyle bir araç yok.” 

    Bu değerlendirme, Türkiye’ye yönelik eleştirilerin niteliği kadar, AB’nin bu eleştirileri hangi siyasi ve kurumsal araçlarla destekleyebildiğinin de önem taşıdığını gösteriyor. Türkiye’nin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanındaki sorunlarının AB tarafından gündeme getirilmesi elbette meşru. Nitekim Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan protestolar üzerine AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ve Genişlemeden Sorumlu Komiser Marta Kos ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve diğer gözaltı ve tutuklamaların Türkiye’nin demokratik geleneği açısından soru işaretleri yarattığı belirtildi. Türkiye’den şeffaflık ve hukuki süreçlere uygunluk talep edilirken temel haklar ve hukukun üstünlüğünün üyelik sürecinin vazgeçilmez unsurları olduğu vurgulandı. Avrupa Parlamentosu da Türkiye’deki protestoları ve demokrasiye ilişkin gelişmeleri gündemine aldı. Ancak Türkiye’deki gelişmeler karşısında ortaya konulan bu kurumsal hassasiyet, Avrupa’nın kendi ülkelerinde yaşanan benzer olaylar karşısındaki tutumuyla birlikte değerlendirildiğinde başka bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Burada Avrupa’nın Türkiye’yi eleştirmemesi gerektiğini savunmak söz konusu değil. Mesele, aynı evrensel ilkelerin Fransa’da, İspanya’da, Belçika’da veya Türkiye’de yaşanan hak ihlalleri karşısında ne ölçüde aynı kararlılıkla savunulduğu. 

    Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yaşanan her hak ihlalinin doğrudan AB kurumlarının hukuki müdahalesini gerektirmediği de unutulmamalı. AB Temel Haklar Şartı’nın üye ülkelerde uygulanması, esas olarak bu ülkelerin AB hukukunu uyguladığı durumlarla bağlantılı. Bununla birlikte Birliğin, ortak değerleri savunma ve üye ülkelerdeki temel hak sorunlarını gündeme getirme konusunda siyasi sorumluluğu bulunuyor. Çiğdem Nas’ın değerlendirmeleri de bu çelişkinin kolaylıkla ortadan kaldırılabilecek bir mesele olmadığını gösteriyor. Çünkü AB, insan haklarını ve demokrasiyi temel değerleri olarak kabul ederken aynı zamanda güvenlik, ekonomi ve dış politika alanlarında kendi çıkarlarını gözeten uluslararası bir aktör olarak hareket ediyor. 

    “TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDE KARŞILIKLI HAYAL KIRIKLIĞI VAR”

    Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin geldiği nokta, insan hakları tartışmasının ötesinde daha geniş bir siyasi ve toplumsal kopuşa işaret ediyor. Nas, Gümrük Birliği’nin güncellenememesinin ve AB’nin yeni sanayi politikalarının Türkiye açısından giderek daha fazla sorun yarattığını belirtiyor. Özellikle otomotiv, demir-çelik, alüminyum ve yenilenebilir enerji teknolojileri gibi stratejik sektörlerde Avrupa’da üretim kriterlerinin öne çıkarılması, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden elde ettiği kazanımları da tartışmalı hale getiriyor. Nas, son dönemdeki gelişmeleri şöyle değerlendiriyor: 

    “Gümrük Birliğini bir türlü güncelleyemememiz, Gümrük Birliği’nin kendi içindeki sorunları giderememesi, uzlaşmazlık konularının artması ve son olarak AB’nin sanayiyi hızlandırma yasasıyla, özellikle kritik sektörlerde, otomotiv, demir-çelik, alüminyum, yenilenebilir teknolojiler gibi alanlarda kamu alımlarında ve kamu teşviklerinde ‘Made in Europe’, yani Avrupa’da yapım kriterini getirmesi; son olarak otomotiv sektörüyle ilgili Türkiye’yi bu kapsama almaması, Gümrük Birliği’nden elde ettiğimiz kazanımların da yıpranmaya başladığını gösteriyor. Bu gelişmelerin yanı sıra Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesi, yönetimde merkezileşme, ekonomi, siyaset ve hukuk alanlarında yaşanan sorunlar da iki taraf arasındaki uzaklaşmayı derinleştirdi.”

    Nas, Ukrayna Savaşı sonrasında AB’nin stratejik kaygılarının daha görünür hale geldiğini, Birliğin önceliklerinin farklı coğrafyalara ve güvenlik meselelerine yöneldiğini belirtiyor. Türkiye kamuoyunda ise AB’ye ilişkin beklentiler giderek ikiye ayrılıyor: Bir yanda Avrupa’nın yaşam standartlarını, demokratik ve hukuki yapısını model olarak görenler, diğer yanda Türkiye’nin yakın gelecekte üyeliğe ulaşabileceğine dair umudunu kaybedenler var. Nas, aktardığı kamuoyu araştırmalarına dayanarak bu ayrışmayı şöyle ifade ediyor: 

    “Türk halkının yüzde 60’ı, çok büyük bir çoğunluğu, yaşam tarzı olarak AB’yi hedeflediği, oradaki standartların Türkiye’de olması isteği üzerinden destek bulduğunu görüyoruz. Fakat ‘Türkiye’nin yakın zamanda üye olmasını bekliyor musunuz?’ diye sorduğumuzda bu rakam yüzde 30’a kadar düşüyor. Bu tablo, Türkiye’de AB’yi bir model olarak görmeye devam eden önemli bir kesim bulunmasına rağmen üyelik konusunda ciddi bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk yaşandığını ortaya koyuyor. Avrupa da kendi içinde önemli sorunlarla karşı karşıya. Ukrayna Savaşı ve ABD’nin Avrupa’nın güvenliğine ilişkin desteğinin geleceği konusundaki belirsizlik, AB ülkelerini savunma harcamalarını artırmaya zorluyor. Bu durum, sosyal koruma ve refah için ayrılabilecek kaynakların savunma ve güvenlik alanına yönlendirilmesi ihtimalini de gündeme getiriyor. Bunun yanında hayat pahalılığı, yüksek kiralar, kamu hizmetlerindeki sorunlar ve eğitim alanındaki sıkıntılar özellikle orta ve alt sınıflar üzerindeki baskıyı artırıyor. Fransa başta olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşanan protestoların arkasında yalnızca siyasi talepler değil, bu ekonomik ve toplumsal sorunlar da bulunuyor.”

    Nas, Avrupa’nın da kendi içinde ciddi sorunlarla mücadele ettiğine dikkat çekerek güvenlik kaygılarının yanı sıra ekonomik ve sosyal sorunların, Birliğin geleceğine ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getirdiğini belirtiyor. Dolayısıyla Avrupa’da yükselen toplumsal protestoları yalnızca güvenlik ve kamu düzeni meselesi olarak değerlendirmek eksik kalıyor. Hayat pahalılığı, barınma, eğitim, kamu hizmetleri ve sosyal devletin geleceği gibi sorunlar, Avrupa toplumlarının da ciddi bir dönüşüm ve memnuniyetsizlik sürecinden geçtiğini gösteriyor. 

    Sonuç olarak tartışılması gereken, Avrupa Birliği’nin insan haklarını savunup savunmaması değil, bu değerleri hangi koşullarda ve ne ölçüde tutarlı biçimde uyguladığı. Çiğdem Nas’ın değerlendirmeleri, AB’nin insan haklarını doğrudan bir siyasi silah olarak kullandığı iddiasından daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor. Birlik, aday ülkeler üzerinde siyasi koşulluluk mekanizması aracılığıyla etkili olabiliyor, ancak müzakerelerin tıkandığı Türkiye örneğinde bu etki önemli ölçüde zayıflıyor. Öte yandan jeopolitik ve stratejik öncelikler, AB’nin insan hakları kriterlerini uygulama biçimini de etkileyebiliyor. 

    Dünya M Siyaset
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous Articleİsrail Seçimlerinde Kazanan Kim?

    Diğer İçerikler

    Yazılar

    İsrail Seçimlerinde Kazanan Kim?

    30 Ekim 2026By Burak Can Çelik
    Yazılar

    Fonlardan Sellere: Türkiye’nin Değişmez Gündeminin Arka Planı

    28 Ekim 2026By Oytun Meçik
    Yazılar

    Yamyam ile Kurt Köpeği

    26 Ekim 2026By Burak Bilgehan Özpek

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}