Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Yapay Zekâ Ekonomik Büyüme Yerine Kriz mi Getirecek?
    Çeviriler PROJECT SYNDICATE

    Yapay Zekâ Ekonomik Büyüme Yerine Kriz mi Getirecek?

    By Daktilo198421 Ekim 20269 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    “Yapay zekâ, ekonomik fırsatları daha eşit dağıtmak bir yana, gelirlerin ve ekonomik faaliyetlerin belirli merkezlerde toplanmasına yol açıyor.”

    Yazar: Ian Goldin
    Oxford Üniversitesinde Küreselleşme ve Kalkınma Profesörü
    Çeviri: Mert Söyler

    Yapay zekâya büyük umutlar bağlayanlarla felaket senaryoları çizenler arasındaki uçurum giderek büyüyor. İyimserler, yapay zekânın ekonomik büyümeye olağanüstü bir ivme kazandıracağına ve bolluk içinde yaşanan ütopik bir dünya yaratacağına inanıyor. Karamsarlar ise bu teknolojinin insanlığın varlığını tehdit ettiğini düşünüyor. Karamsarlara göre yapay zekâ, insanlığın sonunu getirmeden önce kitlesel işsizliğe, hayatın her alanına yayılan gözetim uygulamalarına ve alternatif gerçekliklerin hâkim olduğu bir dünyaya yol açacak. Peki kim haklı? Hükümetler olası bir felaketin riskini azaltmak için bir şey yapabilir mi?

    Yapay zekâ savunucuları, bu teknolojinin verimlilik üzerindeki olası etkilerinden büyük bir heyecanla söz ediyor. Anthropic’in CEO’su Dario Amodei, ABD ekonomisinin bugün yüzde 2 gibi oldukça düşük bir seviyede seyreden büyüme hızının yüzde 10 ila 15’e çıkacağını öngörüyor. Elon Musk ise yapay zekânın gelecek yıl ABD’nin büyüme hızını ikiye katlayarak yüzde 4’ün üzerine çıkaracağını düşünüyor. Musk ayrıca makinelerin yakında neredeyse bütün mesleklerde insanların yerini alacağına inanıyor.

    Ama bütün bunlar, gerçeklikten kopuk bir hayal olmasa bile büyük bir yanılsama. Veri merkezi yatırımlarındaki patlama ve borsadaki şirket değerlemelerinin hızla yükselmesi kısa vadede ekonomik büyümeye katkıda bulunabilir. Fakat bu etki uzun sürmeyecek. Çünkü gelişmiş ülkelerde ekonomik faaliyetlerin önemli bir bölümü, yapay zekânın verimliliğe pek katkı sağlayamayacağı alanlarda gerçekleşiyor. Çocuk ve yaşlı bakımı, inşaat, konaklama ve kişiye özel hizmetler bunlar arasında yer alıyor.

    Yapay zekânın imalat sanayisinde, hukuk ve bankacılık gibi meslek alanlarında üretimi artırabileceği doğru. Bu sektörler, hem ABD hem de Birleşik Krallık ekonomisinin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor. Ama yapay zekâ bu alanlarda verimliliği iki katına çıkarsa bile ekonominin toplam üretimi yalnızca yüzde 20 artacak.

    Yapay Zekâ Ekonomik Büyümeyi Nasıl Yavaşlatabilir?

    Yapay zekâ, ekonomik büyümeyi çeşitli yollarla olumsuz etkileyebilir. Öncelikle veri merkezlerinin giderek artan elektrik ihtiyacı, enerji maliyetlerini yükseltebilir. Bu da enflasyonun ve dolayısıyla faiz oranlarının normal koşullarda olacağından daha yüksek seyretmesine neden olabilir.

    İkinci olarak, yapay zekânın ilk önemli faydalarından biri insanların daha uzun yaşaması olabilir. Diyabet gibi kronik hastalıkların daha iyi kontrol altına alınması ve yeni ilaçların daha hızlı geliştirilmesi, yaşam süresinin uzamasını sağlayabilir. Bu elbette sevindirici bir gelişme. Ama bir de madalyonun diğer yüzü var. Demans ve nörodejeneratif hastalıkların tedavisindeki ilerlemeler, tıbbın diğer alanlarındaki gelişmelerin çok gerisinde kalıyor. Bu nedenle yaşam süresinin uzaması, nüfusun yaşlanmasını hızlandırarak emeklilik ve bakım sistemleri üzerindeki yükü artırabilir. Böyle bir durumda, çalışanların ve kamu kaynaklarının giderek daha büyük bir bölümü yaşlı bakımına ayrılırken ekonominin daha üretken alanlarına daha az kaynak kalacak.

    Bütün bunlara bir de yapay zekâ altyapısına harcanan devasa kaynakları eklemek gerekiyor. Şimdiden 2,4 trilyon dolara ulaşan bu harcamaların daha da artması bekleniyor. Üstelik bu yatırım dalgası, giderek büyüyen borçlar ve özel sermaye piyasalarıyla borsalardaki şişirilmiş şirket değerlemeleriyle besleniyor. Yalnızca ABD’nin Ohio eyaletinde Nvidia, yapay zekâ altyapısını genişletmek için 105 milyar dolarlık yatırım taahhüdünde bulundu. Asıl mesele bu balonun patlayıp patlamayacağı değil, ne zaman patlayacağı. Balon patladığında yaşanacak piyasa çöküşü, emeklilik birikimlerine ve tüketici güvenine kaçınılmaz olarak zarar verecek. Bu da ekonomik büyümeyi yavaşlatacak, hatta bir durgunluğu tetikleyebilecek.

    Üstelik yapay zekâ ne kadar hızlı ilerlerse elektrik şebekelerimizi, iş yapma biçimlerimizi, eğitim sistemlerimizi ve daha pek çok alanı o kadar hızlı yenilememiz gerekecek. Ne var ki Birleşik Krallık ve ABD’de yatırım oranları ya yerinde sayıyor ya da düşüyor. Giderek daha fazla işletme ve çalışan bu dönüşüme ayak uydurmakta zorlanırken verimlilik artışı da yavaşlamaya devam edecek. Oysa gelişmekte olan birçok ülkede yatırım oranları, Birleşik Krallık ve ABD’dekilerin neredeyse iki katına ulaşıyor. Ayrıca bu ülkeler, eskiyen altyapının ve yaşlanan nüfusa bakım sağlamanın getirdiği maliyetlerle aynı ölçüde mücadele etmek zorunda değil. Bu da onlara önemli bir rekabet avantajı sağlıyor.

    Kazananlardan Çok Kaybedenler

    Yapay zekâ, yavaş büyümenin siyasi faturasını da ağırlaştıracak. Ekonomiler durgunlaştığında hükümetler, savunma harcamalarını artırmak veya iklim değişikliğine uyum sağlamak gibi acil ihtiyaçları ancak sosyal güvenlikten ya da diğer kamu hizmetlerinden kesinti yaparak karşılayabiliyor. Artan borç yükü, gelir dağılımına müdahale etmek için çok az hareket alanı bırakırken vergi artışları da toplumda büyük tepki çekiyor. Bu koşullarda hükümetlerin, işlerini yapay zekâ yüzünden kaybeden insanların uğradığı kayıpları telafi etmesi giderek zorlaşacak.

    Yapay zekâ, ekonomik fırsatları daha eşit dağıtmak bir yana, gelirlerin ve ekonomik faaliyetlerin belirli merkezlerde toplanmasına yol açıyor. Yapay zekânın yön verdiği bilgi ekonomisinde yalnızca sınırlı sayıda şehir ve bölge yenilikçilik merkezine dönüşebilir. Hızla büyüyen şirketler, hem birbirlerine hem de yüksek vasıflı çalışanlara hitap eden kültürel imkânlara yakın olmaktan fayda sağlıyor. Böylece yapay zekânın getirdiği ekonomik kazanımlar giderek daha az sayıda yerde yoğunlaşırken bölgeler arasındaki eşitsizlikler de derinleşiyor. Uzaktan çalışma da bu sorunu çözebilecek gibi görünmüyor. Çünkü uzaktan çalışmak, insanların bir aradayken kendiliğinden gelişen yaratıcılığını zayıflatıyor; gündelik etkileşimler yoluyla öğrenme ve mesleki ilişkiler kurma imkânlarını sınırlıyor. Bu nedenle işlerin ve fırsatların, ekonomik açıdan geride kalmış bölgelerdeki gerilemeyi tersine çevirecek kadar geniş bir alana yayılması pek olası değil.

    Hükümetler, insanların nerede yaşarsa yaşasın insana yakışır bir hayat sürebilmesini güvence altına almalı. Ama hiçbir sanayi politikası her yerde istihdam yaratamaz. Ekonomik açıdan canlı bölgelerin kaynaklarını alıp zor durumdaki bölgeleri kalkındırmaya çalışmak, sonunda bütün ekonomiyi aşağı çekme riski taşıyor. Çok daha iyi bir çözüm, uygun fiyatlı konut ve ulaşım imkânlarını artırarak insanların iş bulabilecekleri yerlere taşınmasını kolaylaştırmak olabilir. Bugün ABD, Birleşik Krallık ve Kuzey Avrupa’da insanların iş ve yaşam amacıyla yer değiştirme oranı, 50 yıl öncesinin yarısına düşmüş durumda. Bunun başlıca nedenleri arasında yüksek çocuk bakımı ve konut maliyetleri ile güvenilir olmayan toplu taşıma hizmetleri yer alıyor.

    Yapay zekânın bir tür “istihdam kıyameti” yaratabileceği düşüncesi, insanların kaygılanması için yeterince güçlü bir neden. Oxford’daki araştırma grubumuzun tahminlerine göre Birleşik Krallık ve ABD’deki işlerin yüzde 50’ye kadarı otomasyondan etkilenme riskiyle karşı karşıya. Ortaya çıkan yeni işlerin farklı beceriler gerektirdiği ve büyük ölçüde ortadan kalkan işlerin bulunduğu yerlerden uzakta ortaya çıktığı düşünüldüğünde, çalışanların çoğunun yapay zekâyı alıştıkları yaşam biçimine yönelik bir tehdit olarak görmesi hiç de şaşırtıcı değil.

    Veri merkezi kurma yarışı, yapay zekâya karşı hızla büyüyen popülist bir tepkiyi de körüklüyor. Bu merkezler, enerji fiyatlarının yükselmesinden sorumlu tutulmalarının yanı sıra büyük gürültüye neden oluyor, muazzam miktarda su tüketiyor ve bölge sakinlerine uzun vadede çok az iş imkânı sunuyor. Giderek daha fazla yerleşim yeri ekonomik gerilemeyle karşı karşıya kaldıkça, seçilmiş yöneticiler de kendilerinden bir çözüm bekleyen öfkeli seçmenlerle yüzleşmek zorunda kalacak.

    Yapay zekâ, eşitsizlikleri artırıp aşırılıkçı siyaseti beslemekle kalmıyor, jeopolitik gerilimleri de tırmandırıyor. Yapay zekâ geliştirme yarışında kazananın her şeyi elde edeceği düşüncesi, Washington’da Cumhuriyetçilerin ve Demokratların hâlâ üzerinde uzlaşabildiği belki de tek görüş. Çin’in yapay zekâ alanında üstünlük kurabileceğine ilişkin korkular, düzenlemelerin gevşetilmesini haklı göstermek ve Silikon Vadisi’ne “hızlı hareket et, gerekirse ortalığı kırıp dök” anlayışıyla hareket etmesi için serbestlik tanımak amacıyla kullanılıyor.

    Yıkımın Aktörleri

    Herhangi bir ülkenin bu yarışı tek başına kazanabileceği düşüncesi yanlış bir varsayıma dayanıyor. Bir ülke ne kadar yatırım yaparsa yapsın veya ne kadar büyük bir nitelikli iş gücüne sahip olursa olsun, teknolojik ilerlemeler başka ülkelerde hızla kopyalanıp daha da geliştirilecek. Üstelik hiçbir hükümet, yapay zekânın yarattığı risklerle tek başına başa çıkamaz.

    Örneğin yapay zekâ yardımıyla ortaya çıkarılan bir salgın, ülke sınırlarında durmayacak. Aynı şekilde, insan kontrolünden çıkan bir yapay zekâ sistemi de Çin yerine ABD’de geliştirilmiş olduğu için daha az tehlikeli olmayacak. Bu tehditleri kontrol altına almanın tek yolu uluslararası iş birliğinden geçiyor. Ama ABD’nin Çin’e çip ihracatına ve Çin’le bilimsel iş birliğine getirdiği kısıtlamalar, iki süper gücün birlikte hareket etmesini neredeyse imkânsız hâle getiriyor.

    Bu arada ulusal güvenlik risklerine odaklanılması, dikkati kitlesel işsizlik ve giderek yaygınlaşan siber saldırılar gibi daha yakın tehditlerden uzaklaştırıyor. Yapay zekâ alanında üstünlük kurma yarışı, ülkelerin iklim değişikliği, salgınlar, çatışmalar ve diğer acil ortak sorunlarla mücadele etmek için ihtiyaç duyduğu karşılıklı güveni de zedeliyor.

    Yapay zekâ yarışında en büyük kaybı yaşayabilecek ülkeler, belki de bu yarışa hiç katılmayanlar olacak. Dünya Bankası, 2026 Dünya Kalkınma Raporu’nda yapay zekânın gelişmekte olan ülkelere “daha fazla refaha ulaşmak için nadir bir fırsat” sunduğunu savunuyor. Banka, bu ülkelerin geçmişte cep telefonlarında ve yerel ölçekte kurulan yenilenebilir enerji sistemlerinde olduğu gibi, eski teknolojik aşamaları atlayarak doğrudan daha yeni teknolojilere geçebilme imkânına dikkat çekiyor. Dijital bağlantı teknolojileri sabit telefon hatlarını gereksiz hâle getirirken finansal teknolojiler ve dijital sağlık uygulamaları, milyonlarca yoksul insanın geleneksel hizmet sağlayıcıların talep ettiği maliyetlerin çok küçük bir bölümünü ödeyerek çeşitli hizmetlerden yararlanmasını sağladı.

    Ama aynı durum yapay zekâ için geçerli değil. Çünkü yapay zekâ, geçmişte Avrupa, Amerika kıtası ve Asya’da ekonomik kalkınmanın ilk basamaklarını oluşturan düşük ücretli ve tekrara dayalı işleri ortadan kaldırıyor. Fabrikalarda üretim hatlarındaki işçilerin yerini robotlar alırken bulut tabanlı sohbet robotları da dünya genelinde 17 milyondan fazla kişiye istihdam sağlayan çağrı merkezlerini tehdit ediyor.

    Bu gelişme, düşük doğum oranları nedeniyle çalışan nüfusun giderek azaldığı gelişmiş ekonomiler ve Çin açısından bile yeterince kaygı verici. Oysa Afrika’nın yalnızca artan nüfusuna ayak uydurabilmek için her yıl 21 milyon yeni iş yaratması gerekiyor. Dış yardım bütçeleri giderek azalırken iklim değişikliği de büyük bir yıkıma yol açıyor. Sahra Altı Afrika, şimdiden on yıl öncesine göre yüzde 3,4 daha yoksul durumda. Yapay zekâ, büyüme ve kalkınma için “nadir bir fırsat” sunmak yerine dünyanın en yoksul ülkelerinin gelişmiş ülkelerle aralarındaki farkı kapatmasını daha da zorlaştıracak.

    Gelecek Bizi Beklemeyecek

    Yapay zekâ, hem ülkelerin kendi içlerindeki hem de ülkeler arasındaki ayrışmaları derinleştirebilir. Ama bu, yapay zekâdan vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu teknoloji tıbbi araştırmalarda şimdiden olağanüstü gelişmelerin önünü açıyor. Örneğin Parkinson hastalığına ve yapay zekânın keşfedilmesine yardımcı olduğu pek çok nadir hastalığa yönelik tedaviler de dâhil olmak üzere, yeni ilaçların geliştirilmesi için gereken süreyi kısaltıyor.

    Fakat yapay zekânın yalnızca küçük bir azınlığa değil, bütün insanlığa fayda sağlamasını güvence altına almamız gerekiyor. Geçmişte yaşanan teknolojik devrimler bu konuda bize bazı dersler sunuyor. Sanayi Devrimi, zaman içinde Britanyalı işçilerin gelirlerini artırdı. Fakat toplumun büyük çoğunluğunun yaşam koşullarında iyileşme görmesi bir yüzyıl sürdü. Bu süre boyunca “karanlık, şeytani fabrikalardaki” çevre kirliliği ve tehlikeli çalışma koşulları nedeniyle ortalama yaşam süresi kısaldı. Britanya ordusu ise işçi protestolarını bastırmak için defalarca harekete geçirildi. Aynı teknolojik gelişmeler, köleliğin endüstriyel ölçekte örgütlenmesini de kolaylaştırdı ve emperyal fetihleri körükledi.

    Bundan dört yüzyıl önce matbaanın icadı, Rönesans’ın önünü açarak olağanüstü teknolojik ve sanatsal gelişmeleri beraberinde getirmişti. Ama bilimsel fikirlerin ve hümanizmin yayılmasını sağlayan bu teknoloji, siyasi propaganda broşürünün mucidi olan İtalyan keşiş Girolamo Savonarola’ya da entelektüel özgürlüğe saldırma imkânı verdi. Savonarola, gösterişi ve dünyevi zevkleri temsil eden eşyaların yakıldığı “kibir ateşleri” için geniş bir destek toplamak amacıyla matbaadan yararlandı. Martin Luther de Katolik Kilisesi’nin hâkimiyetine meydan okumak için matbaayı kullandı. Ancak istemeden de olsa yüzyıllarca sürecek dinî çatışmaların fitilini ateşledi. Bu çatışmalar, Rönesans’ın temelini oluşturan fikir çeşitliliğini ve açık tartışma ortamını bastırdı. Aydınlanma düşüncesinin kök salması için bir 160 yıl daha geçmesi gerekti.

    Yapay zekâ da en az bu gelişmeler kadar köklü bir dönüşüm yaratma potansiyeline sahip. Ama çok daha hızlı ilerliyor. Sanayi Devrimi, hükümetlere çalışma koşullarını iyileştirmek ve refahın toplumun büyük çoğunluğuna ulaşmasını sağlamak için bir yüzyıl tanımıştı. Bu kez sorunları çözmek için önümüzde bu kadar uzun bir zaman olmayacak.

    ©Project Syndicate

    Yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz.

    Fotoğraf: Austin Hervias

    Ekonomi M
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous ArticleDaktilo1984, İmamoğlu Savunması’nda Nerelerin Altını Çizdi?

    Diğer İçerikler

    Yazılar

    Daktilo1984, İmamoğlu Savunması’nda Nerelerin Altını Çizdi?

    18 Ekim 2026By Daktilo1984
    Çeviriler PROJECT SYNDICATE

    Kamu Harcamalarını Kısmak Ekonomiyi Kurtarır mı?

    16 Ekim 2026By Daktilo1984
    Çeviriler PROJECT SYNDICATE

    Avrupa, Verimlilik Sorununu Çözmek İçin ABD ve Çin’in Ötesine Bakmalı

    14 Ekim 2026By Daktilo1984

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}