Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Mikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak
    daktilo2 Yazılar

    Mikro-Evrenler, Makro-Yıkımlar: Dünya Yanarken Akıl Sağlığımızı Korumak

    Elif Avcı15 Mart 20266 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Mart 2026. Üçüncü cemre toprağa düştü. Ağaçlar çiçek açmaya başladı. Yaren leylek, Adem amcaya kavuştu.

    Eskiden bunlar kışın bittiğini, zor günlerin geçip baharın geldiğini anlatırdı. Güneş açıp ağaçların üzeri çiçeklerle doldukça dünya insanın gözüne biraz daha “çekilebilir”, dertler aşılabilir görünürdü.

    Bu yıl ise tüm bunlar ruh halimizin o ince “güvercin tedirginliğini” geçirmeye yetmiyor.

    Son haftalarda sosyal medyada dolaşan kısa videolara denk gelmiş olabilirsiniz. Arkada devasa bir yangın görüntüsü, bir savaş sahnesi ya da yıkılmış bir şehir. Ön planda ise biri pilates yapıyor, biri bebeğini uyutuyor, biri seramik yapıyor.

    Altında tek bir cümle: “Dünya yanarken ben.”

    Bu videolar çağımızın ruh halini şaşırtıcı bir doğrulukla yakalıyor. Çünkü artık yalnızca bireysel problemlerden ve stres kaynaklarından söz etmiyoruz. İçinde yaşadığımız çağda sinir sistemlerimiz de giderek kolektifleşiyor.

    Kronik Stres Çağında Yaşamak

    İnsan zihni akut krizlere adapte olabilir. Ama kriz kalıcı hale geldiğinde sinir sistemi sürekli yüksek uyarılmışlık halinde kalır. Psikoloji literatüründe buna kronik stres ortamı deniyor.

    Pandemiler, ekonomik krizler, savaşlar, iklim felaketleri ve siyasi belirsizlikler artık istisnai olaylar değil; modern hayatın sürekli arka plan gürültüsü haline gelmiş durumda.

    Modern devlet uzun süre kendisini istikrar üreten bir yapı olarak sundu. Oysa bugün giderek daha açık görülen şey şu: sistem artık krizleri çözmekten çok, krizlerle yaşamayı normalleştiren bir düzen kuruyor. Bu yalnızca politik ya da ekonomik bir mesele değil. Sinir sistemlerimizin çalışma biçimini de değiştiriyor.

    Belki de bu yüzden sosyal medyada gördüğümüz o videolar yalnızca bireysel baş etme yöntemlerini göstermiyor. Onlar, devasa bir yangının ortasında akıl sağlığını korumaya çalışan kolektif bir refleksin dışavurumu:

    Spor yapmak.
    Bir seramik kursunda çamura şekil vermek,
    Örgü ya da dikişin o tekrarlı ritmine sığınmak.

    Büyük dünyanın kaosu karşısında kendine küçük bir mikro-evren kurmak.

    Mikro-Evrenlerden Kolektif Sinir Sistemlerine

    Sosyal medyadaki o videolarda örülen her ilmek, şekil verilen her çamur parçası, büyük dünyanın kaosu karşısında kurduğumuz o küçük mikro-evrenlerin bir parçası.

    Ancak asıl ilgi çekici olan bu videoların altındaki yorumlar: binlerce insan videoların altına aynı cümleyi bırakıyor:

    “Bu tam olarak benim.”
    “Böyle hisseden tek ben değilmişim.”

    Uzun süre psikoloji bize sinir sisteminin bireysel olduğunu söyledi. Herkes kendi stresini yönetir, kendi travmasını işler, kendi iyilik halini kurar. Oysa son yıllarda sosyal nörobilim ve toplumsal psikoloji alanında giderek daha güçlü biçimde ortaya konan bir gerçek var: insan sinir sistemi yalnızca bireysel değil, aynı zamanda ilişkisel bir yapıdır.

    Başka bir deyişle sinir sistemlerimiz birbirinden bağımsız çalışan makineler değil; sürekli birbirini etkileyen bir ağın parçalarıdır. Belki de bu yüzden bugün gördüğümüz şey sadece bireysel baş etme yöntemleri değil.

    Daha büyük bir şey: sinir sistemlerinin kolektifleşmesi.

    Ve belki de bu yüzden artık yalnızca bireysel psikolojiden değil, kolektif sinir sistemleri çağından söz etmemiz gerekiyor.

    Gece Yürüyüşünün Şifasından Silivri’nin Barikatlarına

    Pazar gecesi Feminist Gece Yürüyüşü’ndeydim. Binlerce kadınla omuz omuza yürüdük. Sloganlar, her biri ayrı anlam taşıyan pankartlar, ışıklar takılmış süpürgeler, tefler, düdükler…

    Tanımadığımız insanlarla yan yana yürürken birbirimizden güç aldık. Ve birbirimize güç verdik. Orada hissedilen şey bireysel bir motivasyon değildi. Ortak bir yaradan doğan, kolektif bir şifa haliydi.

    Toplumsal hareketler üzerine yapılan araştırmalar da bu hissi doğruluyor. Kolektif eylemler insanların yalnızlık ve çaresizlik duygusunu azaltabiliyor; bireysel stresin yerini paylaşılan bir anlam duygusu alıyor. 

    Ertesi sabah kendimi Silivri’de buldum.

    Ekrem İmamoğlu, Resül Emrah Şahan, Gürkan Akgün ve daha nice bu ülkenin insanlarına umut verdikleri için tutuklanan yol arkadaşımın yargılandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının görüldüğü davanın duruşma günü. Jandarma barikatları, bekleyen kalabalık, gergin bir atmosfer.

    Binbir tartışmadan sonra girmeyi başardığımız duruşma salonunda, en köşeye sıkıştırılmış izleyici bölümünden aylardır göremediğimiz dostlarımızı, yol arkadaşlarımızı uzaktan seçmeye, sandalyelerin üzerine çıkıp sesimizi ulaştırmaya çalıştık.

    Sırf orada olduğumuzu bilsinler diye.

    Onlar bizi görsün diye değil sadece; biz onların hâlâ orada olduklarını, hâlâ dayanıyor olduklarını görelim diye.

    Bizi duyduklarında gülümseyen yüzlerini, sallanan ellerini gördüğümüzde içimizde çocukça bir sevinç yükseldi.

    Bir yandan da ağır bir burukluk, dolan gözler ve derin bir özlem… 

    Ruh halimiz tam anlamıyla bir roller coaster gibiydi.

    Kafka’nın Dava’sından fırlamış bir absürt tiyatro provasını andıran bu duruşmada, önceden ezberletilmiş repliklerini okuyan mahkeme heyetininin Camus’nün Sisifos Söyleni’ndeki gibi her seferinde kayayı yeniden aşağı yuvarlama haline karşı akıl sağlığını korumak artık bir “uyum” meselesi değil, başlı başına bir direniş biçimi gibi görünüyordu.

    Belki de tam bu yüzden, akıl sağlığını korumak artık yalnızca bireysel bir mesele değil.

    Politik Depresyon ve Kolektif Regülasyon İhtiyacı

    Artık yalnızca kendi travmalarımızı değil, politik bir depresyonun yükünü de taşıyoruz.

    Türkiye’de antidepresan kullanımı son beş yılda yaklaşık %60 arttı. Son on yıla baktığımızda kullanımın neredeyse iki katına çıktığını görüyoruz. Avrupa genelinde de tablo farklı değil; 2025 sonu verileri, artık her dört yetişkinden birinin bu ilaçlarla ayakta kalmaya çalıştığını gösteriyor.

    Kamu hastanelerinde Ruh Sağlığı ve Hastalıkları bölümlerine yönelik randevu taleplerinin 2024’ten bu yana üç kat arttığı görülüyor.

    Bu veriler yalnızca bireysel bir ruh sağlığı sorununa işaret etmiyor. Toplumsal düzeyde biriken bir stres yükünü de görünür kılıyor. 

    Bugün “mutsuzum” diyen birinin sorunu yalnızca serotonin eksikliği değil.
    Sorun aynı zamanda adalete, temel ihtiyaçlarını karşılayabileceğine ve geleceğe duyulan güvenin sarsılması. OECD ve Eurostat verileri, hane halkı borçluluk oranları ve siyasi belirsizlik endeksleri ile ruh sağlığı başvuruları arasında doğrudan bir bağ kuruyor.

    Bir başka deyişle mesele yalnızca bireysel bir ruh hali değil. İçinde yaşadığımız düzenin yarattığı kolektif bir sinir sistemi gerilimi. Belki de bu yüzden regülasyonun da kolektif olması gerekiyor.

    Kaosun İçinde Bir Leylek

    Silivri dönüş yolunda arabanın camından dışarı baktığımda gökyüzünde süzülen bir leylek gördüm. Ve o an, sanki az önce o barikatları zorlayan, o tiyatroya öfkelenen ben değilmişim gibi içimi çocuksu bir sevinç kapladı.

    “Bak,” dedim kendi kendime.
    “Bahar gerçekten geliyor.”

    İçten içe bunun mahkeme sürecinin iyi şeylere gebe olduğuna, birçok yol arkadaşımızı geri alacağımıza inanmak istedim. İnsan ruhu tam olarak böyle çalışıyor; Barut fıçısının üzerinde otururken bir kuşun kanat çırpışına sevinmek, bunu her şeyin daha iyiye gideceğinin bir işareti olarak okumak istemek bir akıl tutulması değil. Bir hayatta kalma becerisi.

    Sinir sistemi yalnızca tehditlere tepki vermez; aynı zamanda güven ve devamlılık sinyalleri de arar. Bazen küçük bir doğa görüntüsü, bir ses ya da bir temas sinir sistemini yeniden düzenleyebilir.

    Bir psikolog olarak danışanlarımla çalışırken giderek daha net gördüğüm şey şu: bugün kimse terapi odasına yalnızca kendi hikâyesiyle gelmiyor. Herkes yanında biraz gelecek kaygısı, biraz adaletsizlik hissi ve biraz sıkışmışlık getiriyor.

    Bu yüzden psikolojinin görevi bireyi bu bozuk sisteme uyumlu hale getirmek değil. Bazen yapılması gereken şey insanın öfkesini patolojiye çevirmemek. Çünkü içinde yaşadığımız çağda mesele yalnızca bireysel değil. 

    Sosyal medyada paylaşılan o videolar, meydanlarda kurulan kalabalıklar, mahkeme salonunda uzaktan seçilen yüzler ve gökyüzünde süzülen bir kuş…

    Belki de hepsi aynı şeyi anlatıyor.

    Bireysel psikolojinin ötesinde, kolektif sinir sistemleri çağında yaşıyoruz.

    Ve belki de akıl sağlığını korumanın yolu artık yalnızca kendi içimize bakmak değil; birbirimizin ritmini, sesini ve varlığını da koruyabilmekten geçiyor.

    L2 Psikoloji Sosyoloji
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikTürk Muhalefetinin Kör Noktası: Dış Politika  
    Sonraki İçerik Suat Kınıklıoğlu: Güçlü bir Türkiye’nin anahtarı, demokrasiyi güçlendirmek ve iç barışı sağlamaktır 

    Diğer İçerikler

    Yazılar

    NATO 3.0 ile Rusya Arasında: Türkiye için Çift Taraflı Kuşatma

    12 Temmuz 2026 Pınar Demircan
    Videolar

    İBB Davası, NATO Gözaltıları ve Deniz Göktaş | Çavuşesku’nun Termometresi #315

    7 Temmuz 2026 Ekin Keleş, Burak Bilgehan Özpek ve İlkan Dalkuç
    Yazılar

    ABD Bağımsızlık Bildirgesi (1776) Nedir?

    5 Temmuz 2026 Daktilo1984

    Yorumlar kapalı.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}