Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Kimin Başarısı? PISA 2025 ve Kapsayıcı Bir Eğitim Sisteminin Koşulları
    Yazılar

    Kimin Başarısı? PISA 2025 ve Kapsayıcı Bir Eğitim Sisteminin Koşulları

    By Melike Kökkızıl25 Eylül 202611 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) 8 Eylül’de PISA-2025 sonuçlarını açıkladı. Türkiye fen bilimlerinde 494, okumada 472, matematikte 462 puan aldı; üç alanda birden yükseldi ve fende ilk kez OECD ortalamasının üzerine çıktı. OECD ülkeleri arasındaki sıralama fende 29’unculuktan 14’üncülüğe, okumada 30’unculuktan 13’üncülüğe taşındı. Yirmi yıllık eğitim politikası tartışmasının en güçlü olumlu bulgusu bu. 

    Ancak bu PISA puanı, bir ülkenin 15 yaşındaki çocuklarının ortalaması değil; o yaşta olup okulda olanların ortalaması. Puan gerçekten yükseldi, ama o yaştaki neslin %72,2’sine ait: Türkiye kapsamada 91 ülke arasında 81’inci sırada. Bu artışı, zorunlu lise eğitimini getiren 4+4+4 düzenlemesine ilkokuldan itibaren maruz kalan ilk kohortta gözlemliyoruz; aynı kohortta örgün eğitimdeki çocukların oranı ise iyileşmiş değil. Kapsama oranı 2022’de %73,7 iken 2025’te %72,2’ye indi; oranın neredeyse sabit görünmesi de yanıltıcı, çünkü altında lisedeki 15 yaşındaki çocuk sayısının 81 bin 581 azalması duruyor. Ölçümdeki iyileşme okullaşmadaki kötüleşmeyi örtüyor. Bu yazıda, dışarıda kalan bu dörtte biri sistemin içine almak için hangi politikaların gerektiğini tartışıyorum.

    I. PISA Ne Ölçüyor, Ne Buldu?

    PISA Nedir?

    PISA, OECD’nin üç yılda bir yürüttüğü Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’dır. 2000’de 43 ülkeyle başladı; 2025 döngüsüne 91 ülke ve ekonomi katıldı. Okuma, matematik ve fen her döngüde birlikte ölçülüyor; bu üç alandan biri ağırlıklı alan oluyor ve her döngüye bir de yenilikçi alan ekleniyor. PISA sınavında öğrencilerin müfredat bilgisinden ziyade, öğrenilen bilginin tanıdık olmayan bir durumda kullanılabilme ve gerçek hayattaki problemlerde uygulayabilme becerisi ölçülmekte. Dolayısıyla, bir neslin yaratıcılığını, ileride sorunlara inovatif yaklaşabilme becerisini ortaya koyması bakımından iktisaden ve sosyal anlamda oldukça önemli.

    Ayrışan Türkiye: OECD Düşerken Yükselmek

    OECD ortalaması matematik ve okumada PISA tarihinin en düşük seviyesine indi. Temel yeterliliğin altında kalan öğrenci oranı OECD genelinde %16’dan %20’ye çıktı; artık her beş öğrenciden biri, üç alanda birden eşiğin altında. Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher’e göre, düşüş pek çok ülkede COVID öncesinde başladı ve düşüşün nedenini pandemiyle açıklamak inandırıcı değil. 

    Raporun işaret ettiği yer başka: dikkati uzun süre yönlendirebilme kapasitesi. En hızlı gerileyen sorular, dikkatli okuma ve birden fazla kanıtı birleştirme gerektirenler. Aynı dönemde öğrencilerin hızlı ve yanlış yanıt verme oranı OECD genelinde 4 puandan fazla artarak %9’a çıktı. Buna dijitalleşme, keyif için okumanın azalması ve pandemi sonrası kalıcılaşan devamsızlık eşlik ediyor. Şekil 1’de Türkiye’nin ortalama performansı artıyor, OECD ülkelerinin ortalama performansı düşüyor: ikisi fen bilimlerinde 2025’te yer değiştiriyor. Matematikte iki eğri neredeyse çakışıyor (462’ye karşı 463); yirmi yıl önce aradaki fark 77 puandı.

    Şekil 1: Türkiye ve OECD ortalaması, PISA puanları. Fen bilimleri 2006-2025, matematik ve okuma 2003-2025.

    Peki bu puanlar ne kadar büyük? Öncelikle OECD ülkeleri arasında kronik olarak en gerilerde yer aldığımız için, ortalamayı yakalamamız veya geçmemiz çok ciddi bir ilerlemedir. Ayrıca PISA puanını yorumlamak için kaba bir ölçüt var: 15 yaşındaki bir öğrenci bir öğretim yılında PISA ölçeğinde ortalama 20 puan ilerliyor. Yani 20 puan, kabaca bir yıllık okula denk. Türkiye fende 18 puan iyileştiğine göre, bu ölçütü esas aldığımızda bugünün 15 yaşındakileri fende üç yıl önceki akranlarından yaklaşık bir öğretim yılı ileride.

    Puanlar Neden Yükseldi?

    Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin yükselişi dört gelişmeye bağladı: müfredatın yenilenmesi, öğretmen kaynağının artırılması, fiziki kapasitenin iyileştirilmesi ve FETÖ vesayetinin eğitim sisteminden kaldırılması. Dershane Kanunu’na ayrı bir yer ayırdı: “Eğitimi dershane vesayetinden kurtardık ve başarı geldi.” 

    Sık dile getirilen bir başka etken daha var: LGS 2018’den sonra beceri temelli, uzun metinli ve muhakemeye dayalı sorularla yeniden kuruldu, ulusal sınav fiilen PISA’nın soru formatına yaklaştı; artışın bir bölümü soru tipine aşinalıktan geliyor olabilir. Ayrıca okul öncesi eğitimin yaygınlaşmasının da sonuçları olumlu etkilemiş olması olası. Öğrencilerin becerilerinin iyileşmesini sağlayan doğru politikaları ortaya koymak önemli olsa da bu yazıda iyileşmenin kimler tarafından gerçekleştirildiği ve ne kadar kapsayıcı olduğu tartışılmaktadır.

    II. PISA Neyi Ölçemiyor, Neden?

    Bu Puan Kimin?

    PISA’nın hedef kitlesi 15 yaşındaki ve en az 7. sınıfa kayıtlı öğrenciler. Türkiye’de 15 yaş, liseye geçişin tamamlandığı yaş: PISA 2025 örneklemindeki öğrencilerin %66,2’si 10. sınıfta, %20,1’i 9. sınıfta, %13,7’si 11. sınıfta, 8. sınıfta olanların oranı %0,1. Bunun sonucu şu: Türkiye için “PISA’nın kapsamadığı çocuk”, ağırlıklı olarak “lisede olmayan çocuk” demek. Bu öğrenciler 2009 doğumlu; birinci sınıfa çoğunlukla 2015-16 eğitim öğretim yılında başladılar, yani 2012’de yürürlüğe giren 6287 sayılı Kanun’un getirdiği yapının tamamını yaşamış ilk nesil.

    Şekil 2: Seçilmiş OECD ülkelerinde 15 yaşındaki nüfusun PISA 2025 kapsamına göre dağılımı.

    Sınavı düzenleyen OECD, yalnızca ülkelerin PISA performansını değil, örneklemin nasıl kurulduğuna ve hedef kitleyi ne ölçüde temsil ettiğine dair ayrıntılı verileri de yayımlıyor. Sınavdan önce, seçilecek örneklemin ülkedeki 15 yaşındaki öğrencileri temsil etmesi için her ülkenin PISA ulusal merkezi ile OECD uzmanları ortak bir çalışma yürütüyor; OECD bu çalışmanın sonuçlarını sınav sonuçlarıyla birlikte, ülke ülke açıklıyor. 

    Bunlardan biri olan kapsama oranı, örneklemin temsil ettiği öğrenci sayısının, okulda olsun olmasın o ülkedeki bütün 15 yaşındaki çocuklara oranını gösteriyor. Bu neslin kapsama oranı %72,2; aynı oran 2018’de %72,6, 2022’de %73,7’ydi. Zorunlu eğitimi sekiz yıldan on iki yıla çıkaran düzenlemeden on üç yıl sonra, 15 yaşındaki her dört çocuktan biri PISA’nın ölçtüğü kitlenin dışında. Kapsanmayan çocuklar iki gruba ayrılabilir. Birinci grup okulda değil. Lisede olmadıkları için PISA’nın listesine hiç girmiyorlar; sınav günü gelip gelmemeleri söz konusu bile değil. İkinci grup okulda, ama örneklem onları temsil etmiyor. Engel veya dil nedeniyle dışlananlar, sınava gelmeyenler ve idari kayıt ile ölçümün örtüşmediği pay bu grupta. Birinci grup okullaşmanın ne kadar yaygın olduğunu, ikinci grup ölçümün ne kadar iyi yapıldığını gösteriyor.

    Şekil 2, seçilmiş OECD ülkelerinde bu üç parçanın ağırlığını gösteriyor. Türkiye’nin dışlama oranı %2,74, OECD’nin %5’lik üst sınırının belirgin altında; örnekleme seçilen öğrencilerin %98,6’sı sınava girdi. Sınav dışında bırakma yoluyla bir ayıklama söz konusu değil. Okullaşma tarafında ise tablo tersine dönüyor: 15 yaşındaki çocukların %15,9’u okulda değil, OECD ortalaması ise %3,7. Norveç öğrencilerinin %10,4’ünü sınav dışında bırakıyor, ancak okulda olmayan payı %1,0; Kore’de bu pay sıfıra yakın. Gelişmiş ülkeler çocuklarını testte kaybediyor; Türkiye okula alamadan kaybediyor. Örnekleme giren grup ise fen ve okumada OECD ortalamasının üzerinde puan alıyor.

    Dışarıdaki Dörtte Bir Kim?

    Kapsama oranının on yıl sonraki karşılığı biliniyor. Türkiye’de 25-34 yaş grubunda ortaöğretimi tamamlamamış olanların oranı %28; PISA’nın kapsayamadığı oran da %28. 15 yaşında çerçevenin dışında kalan çocuk, on yıl sonra diplomasız yetişkin olarak geri geliyor. İstihdam tarafındaki karşılığı daha da sert: 18-24 yaş grubunda ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı %31,3. OECD ortalaması %14,1 ve Türkiye bu göstergede birinci. Kadınlarda oran %41,6. Okul dışında kalan bu kitle dört kanaldan besleniyor ve her biri farklı müdahale gerektiriyor.

    Okul öncesi. Türkiye’de 3 yaşındakilerin %15’i, 4 yaşındakilerin yarısından azı okul öncesi eğitimde; 5 yaşta oran %98. Sistem fiilen 5 yaşında başlıyor, dolayısıyla 15 yaşında ölçülen farkın bir kısmı çocuk okula girmeden oluşuyor. Üstelik okul öncesi kayıt bir yılda %10,9 azaldı: 1 milyon 954 binden 1 milyon 741 bine. Şanlıurfa’da okullaşma %36,9.

    Açık lise ve MESEM. Bu kurumlar okul terkini önlemiyor; terki istatistikte terk olmaktan çıkarıyor. Çocuk kayıtlı görünüyor, okullaşma oranı korunuyor, ama sınıfta değil. ERG, MESEM’deki 392 bin çocuğun “çocuk işçiliği, ihmal ve istismar gibi hayati risklere açık” olduğunu yazıyor; 2025’in ilk on ayında 72 çocuk işçi hayatını kaybetti. Bu kurumların tamamlama ve terk oranları yayımlanmıyor.

    Coğrafya ve cinsiyet. Kız çocuklarında ortaöğretim okullaşması Urfa, Muş, Şırnak, Siirt, Ağrı, Bitlis, Mardin, Hakkâri, Diyarbakır, Van ve Batman’da %80’in altında. Muş’ta 14-17 yaş grubunun %34,4’ü ne ortaöğretimde ne yükseköğretimde. 15-17 yaşta işgücüne katılım %24,9.

    Kapsayıcılık 2012’den Beri Gelişmedi

    1997’de kabul edilip 1997-98 öğretim yılında uygulanmaya başlayan sekiz yıllık kesintisiz eğitim, ortaokulu bitiren çocuk sayısını artırarak liseye geçişi de besledi. Gulesci ve Meyersson, düzenlemeyi regresyon süreksizliği tasarımıyla değerlendirdikleri çalışmalarında, reformun kadınlarda ortalama bir yıllık ek eğitim ürettiğini, erkeklerde ise okullaşmayı artırmadığını buluyor. Zorunlu eğitim ancak 2012’de on iki yıla çıkarıldı.

    Şekil 3: Türkiye’de 15 yaşındaki nüfusun PISA kapsamına göre dağılımı, 2003-2025.

    Serideki bu iki farklı dönem kohortlara göre ayrılabiliyor: sekizinci sınıftan dokuzuncuya geçişini 2012 öncesinde yapanlar 2003 ile 2012 arasında, sonrasında yapanlar 2015 ile 2025 arasında PISA sınavına girdi. Lisede olmayan 15 yaşındakilerin oranı 2003’te %46,4 iken 2012’de %23,8’e indi: dokuz yılda 22,6 puan. 2015’ten 2025’e ise %16,9’dan %15,9’a geldi: on yılda 1 puan. Erten ve Keskin, düzenlemenin lise devamlılığını artırdığını, ancak bu artışın tamamının mesleki liselere gittiğini; akademik lise devamlılığında hiçbir bölgede ve hiçbir cinsiyette anlamlı bir değişim olmadığını gösteriyor.

    Politikanın zayıf kalmasının iki temel nedeni var. Birincisi, düzenleme kaydı zorunlu kıldı, devamı değil. Zorunluluğu getiren çerçeve, onu yüz yüze eğitim dışında yerine getirmenin yolunu da açık bıraktı. Bugün 273 bin 557 çocuk 18 yaşını doldurmadan açık lisede; 392 bin 887 çocuk MESEM’de, haftanın dört beş günü işletmede. Ortaöğretim mevcudunun yaklaşık dörtte biri geleneksel okul ortamının dışında. İkincisi ise yapısal. 1997’nin sekiz yıllık kesintisiz eğitimi, 11 yaşındaki bir çıkış noktasını kaldırarak okullaşmayı yükseltmişti. 2012 düzenlemesi sekiz yılın sonunda, 14 yaşında yeni bir eşik oluşturdu. Yoksul hanede her eşik bir çıkış noktasıdır.

    III. Kapsayıcı Bir Sistem Nasıl Kurulur?

    PISA eğitimin niteliği için önemli bir uluslararası ölçüt; kapsama oranı ise o niteliğin kime ulaştığını gösteriyor. İkisi birbirinin yerine geçmiyor. “Fen bilimlerinde 494 puan” ifadesi, yanında “kapsama oranı %72” yazmadan kurulmamalı.

    Üç Önemli Müdahale Alanı

    Ölçmek. Devamsızlık, ders başarısındaki düşüş ve sınıf tekrarı birlikte izlendiğinde okul terki aylar öncesinden öngörülebiliyor. Altyapı zaten var; eksik olan, riskin bir müdahale ekibine etkin bir şekilde bağlanması. İkinci gereklilik: MESEM ve açık lisenin tamamlama ve terk oranlarının yayımlanması.

    Gelir. Şartlı Eğitim Yardımı 2003’ten beri işleyen ve uluslararası olarak olumlu değerlendirilen bir program; %80 devam şartına bağlı. Sorun tasarımda değil reel değerinde: enflasyonla aşınmış bir transfer 16 yaşındaki bir çocuğun eve getirdiği gelirle rekabet edemez.

    Kaynak. Türkiye yükseköğretim öncesinde öğrenci başına yılda 4.032 dolar harcıyor; OECD ortalaması bunun üç katından fazla. Üstelik, kamu kaynağının ne kadarının nereye gittiği de bilinmiyor. Taşımalı eğitim, yatılı bölge okulları ve şartlı eğitim yardımı gibi hedefli araçlar mevcut; ancak il bazında öğrenci başına kamu harcaması yayımlanmadığı için bu araçların okullaşmanın en düşük olduğu illerde ihtiyacı kapatıp kapatmadığı ölçülemiyor. OECD’nin sistem düzeyindeki önerilerinden biri finansman stratejilerinin öğrencilerin ve okulların ihtiyacına duyarlı hâle getirilmesi; bunun sınanabilmesi için önce dağılımın görünür olması gerekiyor. Türkiye’de karşılığı, kız çocuklarında ortaöğretim okullaşmasının %80’in altında kaldığı iller ile okul öncesinin fiilen bulunmadığı bölgelere öğrenci başına değil ihtiyaca göre kaynak açmak.

    Buna öğretmen politikası eşlik etmeli: 86 bin ücretli öğretmen ve ortaokul öğretmenlerinin %26,8’inin beş yıl içinde mesleği bırakmayı düşünmesi, dezavantajlı okullarda öğretmen devir hızının zayıf halka olduğunu gösteriyor. Biasi, Fu ve Stromme’nin öğretmen piyasasını denge modeliyle inceleyen çalışması buraya bir araç öneriyor. Çıkış noktası, öğretmenlerin düşük ya da yüksek başarılı öğrenci gruplarında karşılaştırmalı üstünlüklerinin farklı olması. Türkiye bu çerçevenin keskin bir örneği: fen performansındaki farkın %50,1’i, matematikte %67,5’i okullar arasındaki farktan geliyor, yani iki öğrenci kitlesi ayrı okul türlerine yerleşmiş durumda. Buna karşılık atama ve yer değiştirme hizmet puanı üzerinden işliyor; öğretmen dezavantajlı okulda biriktirdiği puanla oradan ayrılıyor. Sistem uyuma göre değil, kıdeme göre eşleştiriyor. Çalışmanın önerdiği araç, primi dezavantajlı bölgeler lehine ayarlanmış bir ek ödeme hem eşleşmenin verimliliğini hem eğitimde eşitliği artırabiliyor.

    IV. Sonuç

    Başlıktaki soruya dönelim. PISA 2025’te Türkiye’nin puanı yükseldi ve ölçümde bir usulsüzlük yok; bu başarı gerçek. Ama o puan 15 yaşındaki çocukların değil, onların %72,2’sinin başarısı. Kalan dörtte bir ne sınavda, ne de sınavın yarattığı tartışmada. Bu dörtte birin kim olduğu bilinmiyor değil: okul öncesine hiç girmemiş, on dört yaşında yeni bir eşikle karşılaşmış, açık liseye ya da MESEM’e kaydolmuş, ya da Muş’ta, Şırnak’ta, Urfa’da liseye hiç başlamamış kız çocukları. On yıl sonra, 25-34 yaş grubunda ortaöğretimi tamamlamamış %28’i onlar oluşturuyor. Kapsayıcı bir eğitim sistemi kurmanın ilk koşulu, bu çocukları görünür kılan bir gösterge. Kapsama oranı 2018’den beri yerinde sayıyor ve bu durgunluk, altındaki hareketi gizliyor: ölçüm iyileşirken okullaşma geriledi. Bir sonraki turda tek bir sayıya bakılacaksa, o sayı 494 değil, 72,2 olmalı.

    Kaynakça

    • OECD, PISA 2025 Results (Volume I), Eylül 2026; Annex A1, Annex A2 (Tablo I.A2.1-I.A2.3) ve Reader’s Guide.
    • OECD, Equity and Quality in Education: Supporting Disadvantaged Students and Schools, 2012.
    • OECD, Education at a Glance 2025.
    • OECD, Education GPS — Türkiye ülke profili, PISA 2025.
    • Andreas Schleicher, “The State of Global Education, according to PISA”, OECD Education and Skills Today, 8 Eylül 2026.
    • NCES, PISA 2025 Methodology and Technical Notes, Tablo 6.
    • Barbara Biasi, Chao Fu ve John Stromme, “Equilibrium in the Market for Public School Teachers: District Wage Strategies and Teacher Comparative Advantage”, 2025.
    • Bilge Erten ve Pinar Keskin, “Compulsory schooling for whom? The role of gender, poverty, and religiosity”, Economics of Education Review, 72 (2019), s. 187-203.
    • Selim Gulesci ve Erik Meyersson, “‘For the Love of the Republic’: Education, Secularism, and Empowerment”, IGIER Working Paper No. 490, 2013.
    • Nicholas Spaull, “Who Makes It Into PISA? Understanding the Impact of PISA Sample Eligibility Using Turkey as a Case Study (PISA 2003 – PISA 2012)”, OECD Education Working Paper No. 154, 2017.
    • TEDMEM, PISA 2025’e İlk Bakış, Eylül 2026.
    • ERG, Eğitim İzleme Raporu 2025, Kasım 2025.
    • MEB, PISA 2022 Türkiye Raporu, Ocak 2024; Millî Eğitim İstatistikleri (Örgün Eğitim).
    • UNICEF Türkiye, Şartlı Eğitim Yardımı (ŞEY) Programı.
    Dünya M Sosyoloji
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous ArticleTrump’ın Son Seçimi: Kasım’daki Ara Seçimler Neden Dönüm Noktası Olabilir?

    Diğer İçerikler

    Çeviriler PROJECT SYNDICATE

    Trump’ın Son Seçimi: Kasım’daki Ara Seçimler Neden Dönüm Noktası Olabilir?

    24 Eylül 2026By Daktilo1984
    Yazılar

    İklim Krizi “Millî Güvenlik Meselesi” Olduysa…

    20 Eylül 2026By Selim Yıldırım
    D84 INTELLIGENCE

    Europe’s New Door: Can Canada Become the EU’s First Associate Member?

    19 Eylül 2026By Daktilo1984

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}