“Yapay zekâ ve bu teknolojinin geliştirilmesiyle kullanımını düzenleyen uluslararası bir yönetim ve denetim çerçevesinin yokluğu, hem ABD ve Çin’de hem de dünya genelinde şimdiden riskler yaratıyor.”
Yazar: Ian Bremmer
Eurasia Group ve GZERO Media kurucusu ve başkanı; BM Yapay Zekâ Yüksek Düzey Danışma Kurulu Yürütme Komitesi üyesi; Columbia Üniversitesinde siyaset bilimci
Çeviri: Mert Söyler
ABD Başkanı Donald Trump, 2025’te Beyaz Saray’a dönmesinden yalnızca üç ay sonra Çin’le yeni bir ticaret savaşı başlattı. Ama işler istediği gibi gitmedi. Çin’den ithal edilen tüm ürünlere yüzde 34 gümrük vergisi getirdiğini açıklamasının hemen ardından Pekin, aynı oranda vergiyi ABD’den gelen bütün mallara uygulayarak sert bir mücadeleye hazır olduğunu gösterdi. Ayrıca yedi nadir toprak elementinin ve günümüzde pek çok tüketici ürününde ve askerî teknolojide kullanılan nadir toprak mıknatıslarının ihracatına derhâl kontrol getirdi.
Hızla birbirini izleyen yeni karşılıklı misillemelerin ardından Trump geri adım attı. İki taraf, ateşkes ilan etmek üzere Cenevre’de buluştu. Altı ay sonra uzatılan bu ateşkes, Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in bu ayın ilerleyen günlerinde yapacakları zirveye hazırlandığı bugünlerde de yürürlükte.
Karşılıklı Bağımlılığın Getirdiği Yumuşama
İki taraf da çatışmanın her iki ekonomiye ağır zarar vereceğini, en azından şimdilik, kabul etmiş durumda. Dünyanın en önemli ikili ilişkisinde pragmatizm öne çıktı. O zamandan bu yana ABD’li ve Çinli yetkililer, ticaret ve yatırım alanlarında daha yapıcı iş birliği yolları aradı ve buldu. İki ülkenin orduları arasındaki temaslar da sıklaştı ve daha üst düzeye taşındı.
Trump yönetimi, ilişkilerin bu çizgide ilerlemesini sağlamak için Tayvan’a yönelik yeni savunma paketlerini erteledi, Hong Kong’la ticarete getirilen kısıtlamaları süreleri dolduğunda yenilemedi ve Güney Çin Denizi’nde seyrüsefer serbestisini savunmak amacıyla düzenlenen ABD donanması devriyelerini azalttı.
İki büyük savaşın ve Trump’ın başlattığı yeni bir ticaret anlaşmazlıkları dalgasının sarsıntısını yaşayan dünya açısından asıl soru, ABD ile Çin arasındaki gerilimi kontrol altında tutan bu mekanizmaların ne kadar dayanacağı. Olumlu tarafından bakılırsa mevcut yumuşama, iki ülkenin birbirine baskı uygulama gücü arasındaki dengeye dayanıyor. Bu dengenin çoğu alanda en azından önümüzdeki birkaç yıl boyunca korunması bekleniyor.
ABD, Çin’den mal ithalatına doğrudan bağımlılığını azaltmaya devam edecek. Ama Çin’in işlenmiş kritik mineraller ve ara mallar üzerindeki kontrolü karşısında kırılgan kalacak. Çin ise dışa bağımlılığını azaltmayı ve ihracatını Küresel Güney’e yönlendirmeyi sürdürecek. Yine de ABD’nin mali yaptırımları ve bazı teknoloji ihracatı kısıtlamaları karşısındaki kırılganlığından kurtulamayacak.
Güvensizlik Sürüyor, Gerilim Kontrol Altında
Elbette ABD ve Çin yönetimleri bir anda birbirlerine güvenmeye başlamayacak. İki taraf da temkini elden bırakmaya hazır değil; dolayısıyla hâlâ ters gidebilecek pek çok şey var. ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar, Çin’in Rusya’ya verdiği destek veya Tayvan konusunda yapılacak bir hesap hatası, gerilimi ciddi biçimde tırmandırabilir. Böyle bir gelişme, her iki başkentte de daha çatışmacı bir tutum benimsenmesi yönündeki baskıyı artırabilir.
Ama ABD ve Çin, birbirlerine karşı sahip oldukları baskı gücünü doğru değerlendirmeyi sürdürür ve gerilimi artırmaya yönelik iç siyasi baskılara direnirse zaman zaman yaşanan diplomatik, ticari veya güvenlik alanındaki sürtüşmeler istikrar uğruna sınırlı tutulabilir.
Ne var ki bu hesabı bozabilecek tehlikeli bir unsur var. Yapay zekâ ve bu teknolojinin geliştirilmesiyle kullanımını düzenleyen uluslararası bir yönetim ve denetim çerçevesinin yokluğu, hem ABD ve Çin’de hem de dünya genelinde şimdiden riskler yaratıyor. Üstelik iki ülke, yapay zekâ alanındaki yeniliklerde diğer ülkelerin açık ara önünde. Bu nedenle aralarındaki yapay zekâ rekabeti, bugün yapıcı seyreden ilişkileri için en büyük tehdidi oluşturuyor.
Yapay Zekâ Rekabeti Güvenlik Kaygılarını Büyütüyor
Çin’in hızla gelişen kapasitesi ve her iki ülke için birdenbire ortaya çıkan yeni ulusal güvenlik riskleri, bu yarışın seyrini belirliyor. Çin’in düşük maliyetli, açık kaynaklı modellere odaklanma kararı, Batı’da ve Küresel Güney genelinde tüketicilerin ve sanayi kullanıcılarının yapay zekâya yaygın biçimde erişmesini sağlayacak.
Ama ABD’nin istihbarat ve savunma çevreleri, bu rekabet baskısını ve beraberinde gelen veri toplama faaliyetlerini hoş karşılamayacak. Dahası, Çin modelleri de Amerikan modellerinin yol açtığı siber güvenlik ve biyoteknoloji risklerinin bir bölümünü taşıyor. Fakat Çinli şirketler, Anthropic veya OpenAI’ın aksine, ABD hükûmetinin kaygılarına ve taleplerine karşılık vermeyecek.
Bu nedenle ABD, önümüzdeki aylarda Çin’in Amerikan yapay zekâ modellerine erişimine ciddi kısıtlamalar getirerek karşılık verecek. ABD’deki kullanıcıların, model ağırlıkları açık olarak paylaşılan Çin modellerine erişimi de sınırlandırılacak. Trump ayrıca ABD’nin siyasi nüfuzunu kullanarak diğer ülkelere Çin’in değil, Amerika’nın yapay zeka teknolojilerini benimsemeleri için baskı yapmaya çalışacak. ABD ve Çin bu mücadeleyi yönetemezse ileri teknolojiler alanında iki ülke arasındaki ayrışmanın hızla derinleşmesi beklenebilir.
Bu eğilimin örnekleri başka alanlarda şimdiden görülüyor. ABD, temmuz ayında yurt dışında üretilen insansı robotların ithalatını yasakladı. Bu adımın hedefinde, Amerikalı rakiplerine karşı teknoloji ve fiyat açısından önemli bir üstünlüğe sahip olan Çin’in bulunduğu açıktı. Trump ayrıca ulusal güvenlik gerekçesiyle, özellikle Çin yapımı modelleri hedef alarak insansız hava araçlarına yüzde 100’e varan gümrük vergileri getirdi.
Zirve, Yeni Bir Çatışmanın Önünü Kesebilir mi?
Kısacası, Çin ile ABD arasındaki yapay zeka silahlanma yarışı çoktan hız kazandı. Şimdi asıl mesele, Trump ve Şi’nin bu ay Beyaz Saray’da yapacakları zirvede kalıcı bir yapay zeka diyaloğunun temellerini atıp atamayacağı. Böyle bir diyaloğun amacı, giderek hızlanan, kapalı kapılar ardında yürüyen ve bir tarafın kazancının diğerinin kaybına dönüşebileceği bir çatışmayı önlemek olmalı.
Bunu başaramazlarsa iki taraf da çatışmanın artık kaçınılmaz olduğu kanısına varabilir. Üstelik yalnızca yapay zeka alanında değil. Yeniden patlak verecek bir ticaret anlaşmazlığının ve artan güvenlik gerilimlerinin, son 16 ayda ilişkileri korumak için kurulan mekanizmaları hızla ortadan kaldırabileceğini öngörmek zor değil. Yapay zeka yarışı, böyle bir sonuçtan kaçınmayı daha da güçleştiriyor.
Yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz.
Fotoğraf: The White House

