Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Bitmeyen Ekonomik Kriz Yapmışlar!
    daktilo2 Yazılar

    Bitmeyen Ekonomik Kriz Yapmışlar!

    By Oytun Meçik17 Mayıs 20266 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    “Zorlu ama gerekli bir geçiş sürecindeyiz.” Bu ve benzeri cümleleri yaklaşık 3 senedir duyuyoruz. Ekonomi yönetimine göre uygulanan sıkı para politikası, kısa vadede bazı maliyetler yaratsa da uzun vadede fiyat istikrarını sağlayacak, ekonomiyi yeniden dengeye oturtacak ve toplumsal refahı artıracaktı.

    Ancak ortada giderek büyüyen bir sorun var: Bu süreç o veya bu sebeple (iktisat biliminin yüzyıllardır aşina olduğu, etkileri kanıksanmış ve çözüm yolları ortaya konmuş doğal afetler, savaşlar, piyasa dalgalanmaları gibi şokların etkileriyle) uzuyor, maliyetler ağırlaşıyor, fakat toplumun hissettiği ve ihtiyaç duyduğu iyileşme bir türlü başlamıyor.

    Daha da önemlisi, ekonomi politikalarının başarısı artık yalnızca istatistiklerle ya da piyasa göstergeleriyle değil, insanların gündelik yaşam deneyimiyle ölçülebiliyor. Çünkü vatandaş açısından ekonominin gerçek göstergesi; marketteki fiyat etiketi, kira sözleşmesi, kredi kartı ekstresi ve ay sonunu getirip getiremediğidir.

    Tam da bu perspektifle BDDK’nın açıkladığı son veriler teknik bir detaydan çok daha fazlasını anlatıyor. Veriler, bize yalnızca kredi hacminin büyüdüğünü değil, Türkiye’de ekonomik yapının giderek daha kırılgan bir borçlanma düzenine dönüştüğünü gösteriyor. Üstelik ekonomi genelinde yaşanan olumsuzluklar, bireysel alanda gözlemlediğimiz bu gelişmelerle sınırlı da değil.

    Düşmeyen Enflasyon, Ödenemeyen Borçlar ve Yoksullaşan Toplum

    Veriler bir yılda toplam kredi hacminin yaklaşık yüzde 39 artarak 25,5 trilyon TL’ye çıktığını gösteriyor. İlk bakışta bu durum ekonomik aktivitenin bir işareti şeklinde okunabilir. Fakat aynı dönemde takipteki alacakların yüzde 81 artması, hikâyenin başka bir yere evrildiğini ortaya koyuyor. Çünkü ekonomide kredi büyümesinden daha hızlı büyüyen şey artık borçların geri ödenemez noktaya gelmiş olması.

    İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.

    Ekonomi yönetimi uzun süredir yüksek enflasyonla mücadele ettiğini ilan ediyor. Fakat uygulanan ekonomi politikaları giderek başka bir tablo üretiyor: Enflasyon düşmeksizin toplum yoksullaşıyor.

    Normal koşullarda sıkı para politikasının temel amacı, talebi kontrol altına almak ve fiyatlama davranışlarını düzeltmektir. Ancak Türkiye’de ortaya çıkan bu tablo klasik ekonomik reçetelerin ötesine geçmiş durumda. Çünkü burada yalnızca talep fazlasından kaynaklanan bir enflasyon yok. Kur geçişkenliği, ithal üretim yapısı, enerji maliyetleri, kira krizi, vergi artışları, yapısal güvensizlikler ve dahası fiyatları yukarı taşımaya devam ediyor.

    Bu nedenle enflasyonun panzehiri olan faiz artırılsa da enflasyon istenilen hızda düşmüyor. Enflasyon düşmeyince ücretler eriyor ve kesimler arasında devasa gelir adaletsizlikleri oluşuyor (ve buna önlem alınmıyor). Ücretler eridikçe insanlar borçlanıyor. Borçlandıkça takipteki alacaklar artıyor. Ve ekonomi giderek kendi içinde kırılgan bir döngü üretmeye başlıyor.

    Özellikle bireysel kredi kartlarındaki tablo Türkiye’de toplumsal yaşama yansıması bakımından yaşanan dönüşümün en net göstergesi olarak değerlendirilebilir. Zira kredi kartı bakiyeleri son bir yılda yaklaşık yüzde 50 artış gösterdi. Daha çarpıcı olan ise takipteki kredi kartı borçlarının yüzde 83 yükselmesi oldu.

    Bugünü Olmayanın Geleceği Olur mu?

    Bu veri bize şunu söylüyor: İnsanlar artık kredi kartını gelecekteki gelirini öne çekmek için değil, bugünkü hayatını sürdürebilmek için kullanıyor.

    Başka bir ifadeyle, kredi kartı artık bir tüketim aracı değil, bir yaşam destek ünitesine dönüşmüş durumda.

    Üstelik bu tablo yalnızca düşük gelir grubunu anlatmıyor. Türkiye’de ekonomik krizin en belirgin etkisi artık orta sınıfta hissediliyor. Uzun yıllar boyunca ekonomik sistemin taşıyıcı kolonu olarak görülen orta gelir grubu, bugün sessiz ama derin bir çözülme yaşıyor. Kuşkusuz orta sınıfın erimesi yalnızca makroekonomik açıdan gelir kaybı anlamına gelmez. Bu durum aynı zamanda toplumsal istikrarın, gelecek beklentisinin ve ekonomiye güven hissinin aşınması anlamına gelir.

    Çünkü orta sınıf dediğimiz yapı yalnızca belli bir gelir seviyesine sahip insanlardan oluşmaz. Orta sınıf, geleceğe ilişkin plan yapabilen, çocuklarının eğitimine yatırım yapan, ev sahibi olabileceğine inanan, emeklilik hayali kurabilen toplumsal kesimdir. Türkiye’de ise artık düzenli gelire sahip olmak bile ekonomik güvenlik hissi üretmiyor.

    Bugün beyaz yakalı çalışanların önemli bir kısmı maaş günü gelmeden kredi kartı limitini düşünmek zorunda kalıyor. Üniversite mezunu gençler yüksek kira fiyatları nedeniyle aile evinden çıkamıyor. Çocuk sahibi olmak, ev almak ya da uzun vadeli tasarruf yapmak giderek “lüks” kategorisine giriyor.

    Ekonominin en tehlikeli kırılmalarından biri tam da budur. Çünkü yoksullukla mücadele etmek mümkündür, ancak orta sınıfın umudunu kaybetmesi çok daha derin sonuçlar üretir.

    Orta sınıfın çözülmesi, bir ülkede yalnızca tüketim kapasitesinin değil, kurumsal güvenin de zayıflaması anlamına gelir. İnsanlar geleceğe inanmadığında yatırım yapmaz, tasarruf etmez, uzun vadeli plan kurmaz. Ekonomi kısa vadeli reflekslerle yönetilen kırılgan bir yapıya dönüşür.

    “Borçla” Peynir Gemisi Yürür mü?

    Bugün Türkiye’de tam olarak bunu görüyoruz.

    İhtiyaç kredilerindeki artışın yüzde 48’e ulaşması da bu yüzden tesadüf değil. İnsanlar artık yeni bir hayat kurmak için değil, mevcut hayatlarını kaybetmemek için borçlanıyor. Kira ödeyebilmek, çocuk okutabilmek, sağlık harcamalarını karşılayabilmek ya da temel tüketimi sürdürebilmek için kredi kullanılıyor.

    Bu durumun en kritik tarafı ise borçlanmanın giderek normalleşen bir alışkanlık haline gelmesi. Bunun sonucunda bir dönem istisnai kabul edilen kredi kartı yapılandırmaları, asgari ödeme döngüleri ve sürekli borç transferleri artık milyonlarca insanın sıradan finansal davranışı haline geldi. Oysa sürdürülebilir ekonomiler sürekli borç genişlemesiyle değil, gelir artışıyla ayakta kalır.

    Geleceği Olmayanlar, Geçmişte Yaşar

    Benzer bir kırılma reel sektörde de görülüyor. Ticari kredilerde takipteki alacakların yüzde 85 artması, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin ciddi bir finansal baskı altında olduğunu gösteriyor. Yüksek faiz ortamında işletmeler yalnızca finansmana erişmekte değil, eriştikleri finansmanı çevirmekte de zorlanıyor.

    Ekonomi yönetimi uzun süredir “iç talepte dengelenme” vurgusu yapıyor. Ancak iç talepte yaşanan yavaşlama kontrollü bir soğumadan daha çok satın alma gücünün aşınmasıyla oluşan zorunlu bir geri çekilmeye benziyor. Çünkü talep düşerken fiyatlar aynı hızla gerilemiyor. İnsanlar daha az tüketiyor ama daha fazla yoksullaşıyor.

    Türkiye ekonomisinin temel açmazı burada ortaya çıkıyor. Ekonomi politikası enflasyonu düşürmeye çalışırken, toplumun ekonomik dayanıklılığını zayıflatıyor. Üstelik bu süreç yalnızca bugünü değil, geleceği de etkiliyor. Çünkü uzun süre yüksek enflasyon altında yaşayan toplumlarda davranış kalıpları değişir. İnsanlar tasarruf yerine tüketime yönelir, uzun vadeli planlama yerine kısa vadeli hayatta kalma refleksi gelişir. Son yıllarda yaşanan en büyük aşınmalardan biri de tam olarak bu “gelecek hissinin” kaybıdır. Belki de o çok merak uyandıran tartışmanın konusu; 90’lı yılların sanatçılarına yönelen büyük ilginin kaynağı, olmayan geleceği, geçmişte arama çabasıdır!

    Büyük Buhrandan Eksiğimiz Ne?

    Artık mesele yalnızca fiyatların artması değil. İnsanlar hayatlarının kontrolünü kaybettiklerini hissediyor. Bugün maaş alan geniş bir kesim, birkaç yıl önce sahip olduğu yaşam standardını koruyamıyor. Bu nedenle toplumun önemli bir bölümü ekonomik olarak çalışıyor ama ilerleyemiyor hissine kapılıyor.

    Bu durum büyüme verileriyle kolayca örtülebilecek bir mesele değil. Çünkü ekonomik büyüme, toplumun geniş kesimlerinde refah üretmediği sürece istatistiksel bir başarı olmaktan öteye geçemez. Zaten geniş tanımlı işsizliğin yüzde 31,5’e yükseldiği bir ekonomide, yani bir diğer deyişle işgücünün üçte birinin işsiz olduğu bir durumda, bir ekonomik büyüme hikâyesi yazmak da mümkün değildir. Zira yıllardır makroekonomi derslerinde gelmiş geçmiş en büyük kriz diye anlatılagelmiş 1929 Büyük Buhranında ABD’de işgücünün 4’te birinin işsiz olduğunu eğer hatırlarsak, bahse konu olan tablonun ne kadar daha kara bir tablo oluşturduğu daha net anlaşılır.

    Bugün Türkiye’de temel sorun tam da budur: Ekonomi büyüyor olabilir, ancak toplum aynı ölçüde güçlenmiyor.

    Tam tersine, borçluluk artıyor, orta sınıf küçülüyor, gençlerin gelecek umudu zayıflıyor ve ekonomik güven aşınıyor. Dolayısıyla tartışılması gereken mesele yalnızca enflasyonun kaç puan düştüğü değildir. Asıl soru şudur: Bu ekonomi modeli toplumu nereye taşıyor?

    Çünkü orta sınıfın eridiği, borçlanmanın yaşam standardını korumanın temel aracına dönüştüğü ve insanların sürekli finansal baskı altında yaşadığı bir ekonomik yapı sürdürülebilir değildir.

    Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yalnızca enflasyonu düşürmek değil, yeniden güven üreten, gelir dağılımını iyileştiren, orta sınıfı güçlendiren ve insanlara geleceğe dair öngörü sağlayan bir ekonomik çerçevedir. Aksi halde enflasyon bir gün düşse bile, toplumun kaybettiği ekonomik güveni yeniden inşa etmek “insan ömrü ya da siyasi emellerin” şahitlik edebileceğinden çok daha uzun sürecektir.

    Görsel: Towfiqu barbhuiya

    Ekonomi M Sosyoloji
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous ArticleÇin ve Amerika Birleşik Devletleri Thukydides Tuzağı’nı Aşabilir mi?
    Next Article İran Savaşı’nın Stratejik Yansımaları

    Diğer İçerikler

    Yazılar

    NATO 3.0 ile Rusya Arasında: Türkiye için Çift Taraflı Kuşatma

    12 Temmuz 2026By Pınar Demircan
    Videolar

    Gençlerin Gözünden Süreç ve NATO’dan Sonra Siyaset | Aydın Selcen, H. Oğuzhan Aytaç | 2’li Görüş #96

    10 Temmuz 2026By İlkan Dalkuç
    Videolar

    NATO Zirvesi, Yapay Zeka, Veri Merkezleri ve Siber Güvenlik | Eser Özdil, Alican Göktepe

    9 Temmuz 2026By Eser Özdil ve Enes Özkan

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}