Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Anti-Semitizmin İslamcı Hali – I
    daktilo2 Yazılar

    Anti-Semitizmin İslamcı Hali – I

    Birol Başkan22 Şubat 20266 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Protokoller ilk olarak Rusya’da yayınlasa da, onu üreten antisemitik birikim Avrupa’ya aittir. O dönemin, hatta bugünün Rusya’sı Avrupa’dan ne kadar gayrıydı ki? Bernard Lewis’in de şahitlik ettiği gibi, Osmanlı coğrafyası benzer bir tarihsel birikimden yoksundu. Bu elbette bu coğrafya insanlarının Yahudilere yönelik hakarete varan önyargıları olmadığı anlamına gelmez. Her şeyden önce çoğunluğun dini olan İslam’ın kutsal kitabı Kur’an, Yahudilere yönelik oldukça ağır yargılar içerir. Mesela Bakara suresinin 61. ayeti, İsrailoğulları’nı “Allah’ın ayetlerini yalanlayan” ve “peygamberleri haksız yere öldüren” bir kavim olarak tasvir eder; bunun sonucunda üzerlerine “zillet ve yoksulluk damgası vurulduğunu” ve “Allah’ın gazabına uğradıklarını” bildirir.

    Nisa suresinin 46. ayeti, Yahudilerin bir kısmının vahiy dilini bozduğunu, dinle alay eden, hatta açıktan isyan eden bir tutum benimsediğini söyleyerek, Allah’ın onları lânetlediğini ifade eder ve “içlerinden pek azının iman ettiğini” ekler. Maide suresinin 82. ayeti ise Yahudileri, müşriklerle birlikte, “müminlere en şiddetli düşmanlık besleyenler” olarak tanımlar. Bu ve benzeri pasajların toplamında Kur’an’ın çizdiği genel Yahudi figürü, “ahdini bozan”, “sözünden dönen”, “hakikati gizleyen”, “haksız kazanç ve faiz peşinde koşan”, “yeryüzünde bozgunculuk çıkaran” bir figürdür.

    Bu ayetlerin varlığına karşın İslam teolojisi Hıristiyan teolojisi kadar ağır ve sert bir Yahudi-karşıtı öğreti geliştirmedi. Geliştiremezdi de. Zira; Kur’an, Yahudilere peygamberleri öldürmek günahını atfetse de, hiçbir peygamber Tanrı’nın oğlu olma sıfatına haiz olmadığı için, onlara ‘deicide’ günahını atfetmez. Ayrıca İsa, Kur’an’a göre, çarmıhta öldürülmemiş, “Allah katına yükseltilmiştir.” Dolayısıyla Kur’an, Yahudilerin İsa’ya ihanetini, doğrudan Tanrı’ya karşı işlenmiş bir günah olarak değil, O’nun elçisine karşı işlenmiş günah olarak yaftalar. Bir adım ötede Kur’an günahın bireysel olduğunu ilan ederek, bir günahın yükünü sadece o günahı işleyenin sırtına yükler. Haliyle İslam teolojisi tarihin belirli bir döneminde belirli bir kesimin işlediği günahı nesilden nesile aktarılan bir günah olarak tanımlayamazdı. Velev ki kendisine günah işlenen kişi peygamber olsun.

    Bu temel ilke, Yahudilere dönük sert Kur’an yargılarının muhtemel çağrışımlarına karşı kısıtlayıcı olur nitelikte. Ayrıca, aynı metin İsrailoğulları’nı en azından bir dönem diğer bütün topluluklara karşı üstün kılınan, içinden onlarca Peygamber çıkmış bir topluluk olarak da anar. Sahabeler arasında İslam’ı seçen sayıca az olsa da Yahudilerin olması İslam teolojisini Yahudileri tarihin sonuna kadar damgalamasının önünde ayrı bir engel olmuş olsa gerektir.

    Nitekim İslam fıkhı da Yahudileri “ehl-i kitap” kategorisine koyarak zimmi statüsünde tanımladı; bu statü ağır bir toplumsal hiyerarşiyi ve çok sayıda ayrımcı uygulamayı meşrulaştırsa da, en azından can ve mal güvenliği gibi konularda kısmi bir hukuki koruma da sağladı.

    Tekrar Bernard Lewis’in şahitliğine dayanarak, Avrupa’da deicide suçlamasına eklemlenen kan iftirası, Efkaristiya ritüeline saldırı/saygısızlık, erkek çocuk kaçırma gibi onlarca suçlamalara da Osmanlı coğrafyasında aynı yoğunlukta rastlanmadı. Avrupa’da sıkça rastlanan bu iftiralar, Osmanlı coğrafyasında ancak 19. yüzyılda, 1840 Şam ve Rodos olaylarında olduğu gibi, esasen yerel Hıristiyan topluluklar ve Avrupalı konsolosluklar tarafından öne sürüldü bu nedenle de söz konusu saldırılar İslami dini kültürün mirası olmaktan daha çok, Avrupa Hıristiyan Yahudi karşıtlığının ithal edilmiş uzantılarıydı.

    Osmanlı’yı Avrupa’dan ayıran bir diğer temel fark, Aydınlanma mirasının yokluğuydu. Daha önce tartışıldığı üzere Avrupa modern anti-semitizmini mümkün kılan zemin yalnızca Hıristiyan teolojisi değildi; Aydınlanma felsefesiydi de. Bu felsefe özü itibariyle Hristiyan teolojisinden farklı olsa da, Yahudiliğe yönelik daha farklı suçlamalar ileri sürdü ve nihayetinde Yahudiliği ve Yahudileri Avrupa kültürüne yabancı unsurlar olarak resmetti. Yahudiler özgür yurttaşlar olabilmeleri için Yahudiliği bırakmalılardı. Yahudilik içinden çıkan Haskala hareketi de bu eleştiriye zımni bir destekti. Yahudilerin içinde bulundukları topluma entegrasyonunu savunuyordu. Nitekim takip eden yüzyılda çok sayıda Yahudi, Yahudiliği terk etti ve Hristiyanlığı kabul etti. Bu figürlerden birisinin oğlu da insanlığın özgürleşmesini, kurtuluşunu, Tanrısı para olan Yahudilikten kurtuluşuna bağlayacaktı.

    Osmanlı coğrafyası benzer bir süreçten geçmedi. Doğal haklar, eşit vatandaşlık gibi kavram üstünden, tabir diğerle, Ortadoğu kendi Aydınlanma felsefesini çıkaramadı; dolayısıyla ortak bir kimliği taşıyan, homojen vatandaşlardan oluşan ulus-devlet ile kapalı cemaat arasındaki o gerilim Osmanlı’da Yahudi cemaati üzerinden kurgulanmadı. Bilakis İslam’ın tanıdığı zımmi statüsü ve millet sistemi Yahudi cemaatinin varlığını bir sorun olarak kodlamadı. Bilakis bunu toplumsal hayatın normal hali olarak yorumladı. Aydınlanma felsefesi ve onun beraberinde getirdiği tartışmalar elbette Osmanlı’ya da nihayetinde ulaştı. Ancak parçalar halinde ve oldukça geç bir tarihte. Daha da önemlisi Yahudiler mevzubahis baskının hedefine konacak tek cemaat değildi. Onlardan önce farklı etnisitelerden Hristiyanlar vardı. Son dönemde bunlara farklı etnisitelerden Müslümanlar da katılacaktı.

    Son olarak, Avrupa anti-semitizmini harlayan ekonomi-politik, Osmanlı coğrafyasında zayıf kaldı. Daha önce tartışıldığı üzere Avrupa’da kapitalizmin gelişmesiyle birlikte Ortaçağ’ın tefeci Yahudi figürü yerini hükümetlere borç veren, ve bu borçla onları kontrolleri altında tuttuğuna inanılan bankacı Yahudi figürüne evrilmişti. Rothschild ailesi de bu dönüşümün en çarpıcı simge ismiydi. Osmanlı coğrafyasında Avrupa’da vehmedildiği boyutta finansal güce sahip bankacı Yahudi figürü gelişmedi. Tefeci Yahudiler yok değildi. Ancak iki kısıt altında bu işi yürütüyorlardı.

    İlk kısıt, iktisadi kısıttı. Osmanlı, hatta daha genel de Ortadoğu ekonomisi, Avrupa ekonomisine kıyasla çok daha küçük bir ekonomiydi. Angus Maddison’un tahminleri farkı gözler önüne seriyor. Maddison’un Türkiye’nin de içinde bulunduğu Batı Asya bölgesine dair ilk tahminleri 1820 yılına ait. Bu tarihte bölgenin 1990 yılı uluslararası dolar cinsinden gayri safi yurt içi hasılası sadece 13.8 milyon dolardı. Aynı tarihte Batı Avrupa’nın gayri safi yurt içi hasılası ise 145.3 milyon dolardı.

    Sanayi inkılabı aradaki farkı daha da azdıracaktı. 1913 yılına kadar Batı Asya’nın gayri safi yurt içi hasılası 26.5 milyon dolara yükselirken, Batı Avrupa’nın gayri safi yurt içi hasılası 840.7 milyon dolara yükseldi. Kısaca Avrupa’daki Yahudi tefeci figürü çok daha büyük ve çok daha hızlı büyüyen bir ekonomide işini yürüttü. Osmanlı’daki Yahudi tefeci/sarraf figürü ise daha çok küçük ve çok daha yavaş büyüyen bir ekonomide. Haliyle sultanın ve hükümetin ağır bir borç altında kontrolü altına girdiği Yahudi figürü hayal edilemezdi.

    İkinci kısıt, piyasa kısıtıydı. Osmanlı finans piyasasında Yahudiler tek aktif grup değildi. Piyasada ayrıca Ermeniler, Rumlar ve Levanten aileler de aktifti. Ayrıca 19. yüzyılın gelişmeleri Yahudileri piyasada dezavantajlı duruma düşürecekti. Malum olduğu üzere 19. yüzyıl Osmanlı ekonomisinin kapitalist dünya-ekonomisine derinleşerek eklemlendiği yüzyıl. Avrupa’da finans kapitalin, sanayi kapitali ile el ele çap büyüttüğü yüzyıl. Bu yüzyıl Avrupa’da belirli Yahudi tefeci/banker aileleri devasa boyutta zenginleştirse ve büyüyen anti-semitik korkuyu harlasa da, aynı süreç Osmanlı’da Yahudi tefeci/sarraflar aleyhine işledi.

    Zira süreçten daha çok Ermeni, Rum ve Levanten sarrafları faydalandı. Nurdan İpek’in ‘Selanik ve İstanbul’da Seçkin Yahudi Bankerler’ başlıklı doktora tezinde gösterdiği gibi 1850-1910 döneminde Ermeni ve Rum bankerler piyasada hâkim hale gelirken, Yahudi bankerlerin sayısında büyük bir azalma oldu. Nurdan İpek’e göre bu değişimin sebebi 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıdır. Ocak ile bağlantılı Yahudi sarraflar da devletin hışmına uğramış ve piyasadaki konumlarını kaybetmişlerdir.

    Birol Başkan güncele ve güncel olmayana dair paylaşımlarını birolbaskan.substack.com adresinde yapmaktadır.

    L1 Tarih
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikAmerikan Hegemonyasının Geleceği
    Sonraki İçerik Ali’siz Bir Alevilik Tarihi Yazılabilir mi?

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Röportajlar

    Sinan Ülgen: NATO’nun zayıflaması ve caydırıcılığını kaybetmesi, ülkemiz için arzu edilmeyen birtakım sonuçlara sebebiyet verecektir

    22 Şubat 2026 Gökhan Korkmaz
    daktilo2 Yazılar

    Ali’siz Bir Alevilik Tarihi Yazılabilir mi?

    22 Şubat 2026 Nail Elhan
    Çeviriler daktilo2 PROJECT SYNDICATE

    Amerikan Hegemonyasının Geleceği

    22 Şubat 2026 Daktilo1984

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Sinan Ülgen: NATO’nun zayıflaması ve caydırıcılığını kaybetmesi, ülkemiz için arzu edilmeyen birtakım sonuçlara sebebiyet verecektir

    22 Şubat 2026 daktilo2 Röportajlar Gökhan Korkmaz

    Ali’siz Bir Alevilik Tarihi Yazılabilir mi?

    22 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Nail Elhan

    Anti-Semitizmin İslamcı Hali – I

    22 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    Amerikan Hegemonyasının Geleceği

    22 Şubat 2026 Çeviriler daktilo2 PROJECT SYNDICATE Daktilo1984

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}