Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » 6 Şubat’ın Yasını Kim Tutuyor?
    Yazılar

    6 Şubat’ın Yasını Kim Tutuyor?

    Selim Yıldırım6 Şubat 20266 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    5 Şubat günü hayata dair derin bir bulantı hissettiğimi, hiçbir şeyden keyif almadığımı, her şeyi tüketmiş ve tükenmiş gibi olduğumu değerli dostum Orçun’a anlata anlata bitiremedim. O sıralar, bu evrenden çıkmak ister gibi sürekli seyahat etmeyi kafaya koymuş; mutluluğun başka bir yerde olduğuna inanarak ülke değiştiriyordum. 9 Şubat’ta da Londra’ya biletim vardı. Tüm hazırlıklarım tamamdı. Hatta Orçun’a, “Bu Londra çok yağmurlu olur; şöyle su geçirmez, iyi bir ayakkabı almak lazım” dedim ve aldım. O ayakkabıyı 6 Şubat’ta teyzemin enkazında onu ve ailesini aramaya çalışırken giyeceğimi bilmiyordum.

    O gece, yani 5 Şubat’ı 6’sına bağlayan gece Ankara’daki evimizde uyuyamamıştım. Evde nedense bir huzursuzluk vardı. Babam rahatsızlanmış, evin içinde dolaşıyordu. “Hastaneye gidelim” dedim; “yok” dedi. Saat galiba dördü geçmişti.

    Sonra ablam bir mesaj attı. O da uyuyamamıştı: “İskenderun’da şiddetli bir deprem olmuş ama Tuna’yla (kuzenimiz) mesajlaştım, iyilermiş,” dedi. Biz de “herhalde bir şey yok” deyip uyumaya çalıştık.

    Bir telefon daha geldi: Dedem. “Bizim burada çok büyük deprem oldu, siz iyi misiniz?” dedi. Bizde olmuş sanmış; bizi merak etmiş. Biz yine “tamam, iyiyiz” deyip tekrar uyumaya koyulduk.

    Bir telefon daha… Bu kez dayım. Depremin şiddetinden korkmuş; eşini, çocuklarını alıp dama çıkmış. Dayımın evi yukarıdan İskenderun merkezini görür. İskenderun’a bakınca donup kalmış: Şehrin üzerinde koca bir toz bulutu. Hemen aklına teyzem gelmiş. Defalarca aramış, ulaşamamış. İçi rahat etmeyince o hengâmede arabaya atlamış; trafikte zar zor ilerleyip İskenderun’a varmış.

    Dayım telaşla annemi arıyordu, sanırım saat artık beş civarıydı. Ben yeniden uyumaya çalışırken annemin mutfaktan yükselen ve uzun süre dinmeyecek o çığlığını duydum. Korkarak yanına koştum. “Bacım… gitti bacım” diye ağlıyordu. Telefonu aldım.

    “Dayı, ne oldu?”

    O da ağlıyordu: “Ablam… Binaları yıkılmış…”

    Haber almak için televizyonu açtım. Enkaz görüntüleri akarken bir yandan annemi toparlamaya çalışıyordum. Saatlerce hiç durmadan ağladı. Yola çıkmayı planlıyorduk ama gelen haberler iyi değildi; yollar kapalıydı. Saatler sonra gözümüzü karartıp annem ve babamla yola çıktık. Resmî açıklamalar şehre girişlerin yasak ve kapalı olduğunu söylüyordu. Oysa yolda gördük ki devlet orada da yoktu; şehrin girişini kontrol edecek kimse yoktu.

    İskenderun’a vardık. Annemi daha kötü olmasın diye enkaza götürmedim, yolda dayımlara bıraktım. Ben ve babam doğruca teyzemlerin olduğu yere gittik. Tam bir felaketti. İskenderun Limanı’nda büyük bir yangın vardı, şehrin üzerini koca bir duman kaplamıştı. Sonunda teyzemlerin enkazına ulaştık.

    Sanırım depremin üzerinden 24 saat geçmişti. Dayımlar ve kuzenlerim, hasbelkader bir kepçe bulmuş, enkazda teyzemlere ulaşmaya çalışıyordu. Onlardan başka kimse yoktu. Gider gitmez dayıma, “Ses var mı? Umut var mı?” dedim. “Yok yeğenim” dedi, “cenazelerimizi almaya çalışıyoruz.” Kimse yoktu, yalnızca biz vardık.

    Saatler geçti. Hava soğuktu, toz bulutu nefes almayı zorlaştırıyordu. Gün battı. Sonunda onlara ulaştık. Muhtemelen depremin şiddetiyle uyanmışlardı; hemen çocuk odasına, kuzenlerim Emir Kaan ve Ali Mahir’in yanına koşmuş olmalılar. Onları çocuklarının üzerine kapanmış hâlde bulduk. Dayımlar, buldukları bir battaniyeye sardı hepsini. Babamın pikabının arkasına taşımaya başladık.

    “Taşıdık” derken… Ben bakamadım. Yapamadım. Onları öyle görmek istemedim; korktum belki de. Şimdi çok pişmanım: Keşke son kez görebilseydim. Yalnız teyzemin ayakları hep üşürdü. O gece de patiklerini giyip uyumuş. Onu son kez öyle gördüm; ayağı battaniyeden sarkıyordu.

    Sonra birileri, “Onları savcıya göstermek zorundasınız. Savcı görmeden defnedemezsiniz.” dedi. Olur mu böyle şey… Devletin yardımını görmedik ama devletin savcısı oradaymış. Yarısı yıkılmış İskenderun Devlet Hastanesi’nin acil koridoruna yüzlerce cenaze dizmişlerdi; savcının “öldü” diye tutanak tutması için.

    Ertesi sabah teyzemi, kuzenlerimi ve eniştemi hastaneden aldık. Cenaze yapıp defnedecektik. Kefen bulamadık. Elle zar zor kazdığımız mezara dördünü yan yana koyduk. Küçük kuzenim Ali Mahir korkmasın diye onu ortaya koyduk. Ağabeyi Emir Kaan’ı en sola, teyzemi ortalarına yerleştirdik; çocuklarından biri diğerinden ayrı kalmasın diye.

    İmam, “Hanıma helal biri onu mezara indirsin,” dedi. Dayımlarla birlikte mezarın içine indim. Son kez, o an vedalaştım canımdan çok sevdiğim, beni de canından çok sevdiğini dünyadaki her şeyden iyi bildiğim biricik teyzemle. Kürekle mezarı kapatmaya çalışırken bir yandan ağlıyor, bir yandan ne kadar güçsüz kaldığımı fark ediyordum. Küreği bile kaldıramıyordum. Haftada beş gün spor yapan, fiziğiyle övünen ben… O gün o küreği kaldıramadım. Sonra bıraktım.

    Sonra da onları toprağa bıraktık. Dayımın evinin önünde üç gün boyunca, cenaze evi gibi, bütün aile bekledik. Ama pek kimse gelmiyordu. Çünkü o gün herkesin cenazesi vardı.

    Üç gün sonra; ananem, dedem, dayılarım… Kimi alabildiysek Ankara’ya geldik. Eve varınca kahvaltı hazırlamaya koyulduk. Dolaptan sucuk çıkardım. Dedem, “Onu pişirmesen olmaz mı? Bizim Ali Mahir çok severdi, nenen görürse üzülür” dedi. Kaldırdım, dolabın arkasında bir yere gizledim.

    İşte, ben 6 Şubat’ın hiçbir anını unutmadım; unutamıyorum. Hayatımda kendimi en çaresiz hissettiğim anı unutamıyorum. Annemin çığlığını unutamıyorum. Çaresizlik içinde, enkaz altında kalan teyzem Fatoş’a, oğulları biricik kuzenlerim Emir Kaan ve Ali Mahir’e nafile bir çabayla telefondan ulaşmaya çalışmayı unutamıyorum. Ankara’dan Hatay’a ulaşmak için verdiğim çabayı unutamıyorum. Aradan 24 saat geçip İskenderun’a girdiğimde gördüğüm tabloyu unutamıyorum. Teyzemin enkazının başında beklediğim saatleri, dakikaları, saniyeleri unutamıyorum. Nihayet, teyzemi, eniştemi ve kuzenlerimi, onları korumak için üzerlerine kapanmış hâlde bulduğumuz o anı unutamıyorum. Çaresizlik içinde hepsini babamın pikabının arkasına koyup, savcıya göstermek üzere yıkılmış İskenderun Devlet Hastanesi’nin aciline, onlar gibi yüzlercesinin arasına bırakmaya gidişimizi unutamıyorum. Ertesi gün, onları kefensiz defnettiğimizi unutamıyorum.

    Aradan üç yıl geçti; 36 ay, 156 hafta, 1095 gün demek. Yani ben 1095 gündür unutamıyorum. Ben yas tutmayı bırakamıyorum. Bu dünyada beni en çok seven insanlardan birini, veda edemeden kaybetmenin acısını unutamıyorum.

    Ben yalnız değilim. Annem de ananem de dedem de dayılarım da büyük teyzem de unutamıyor. Antakya’da anne babasını kaybeden Yiğit de unutamıyor. Yıkılan İskenderun Devlet Hastanesi’nde o gece yoğun bakımda yatan annesini kaybeden kuzenim de unutamıyor. Hayatını kaybeden 53.537 kişinin sevenleri… Üç yıldır, herkes yas tutuyor.

    Ben kendi hikâyemi anlatmak istedim. Aradan üç yıl geçtikten sonra “Neden şimdi?” denebilir. Bilmiyorum. Amacım dikkat çekmek, kendimi acındırmak ya da anlaşılmak değil; pek de umurumda değil zaten. Zaten bunca insan anlaşılmayı da beklemiyor.

    Günler geçti; yasımız bitmedi, acımız dinmedi. Her şey ilk günkü gibi. Bu 1095 günün içinde, çok sevdiğim “anne yarım” teyzemi düşünmeden geçen tek bir günüm bile olmadı. “Hiç mi eğlenmedin, hiç mi mutlu olduğun an olmadı?” diyebilirsiniz. Oldu. Yaşamaya devam ettim. Ama 6 Şubat’tan beri sanki bu dünyada söylenmeye değer her şeyi yitirmiş gibi hissediyorum.

    Bu yazıyı, 6 Şubat’ta sevdiklerini kaybeden, benzer duyguları hissedenlere hitaben yazdım. Bu yas belki hiç bitmeyecek, kaybettiğimiz sevdiklerimiz hep anılarımızda kalacak…

    Mirkelam’ın o şarkıda dediği gibi “Unutulmaz, yaşadığımız unutulmaz, bize olanlar, yaşananlar… Nasıl olur unutulur?”

    M Sosyoloji
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikABD Gündemi: MAGA Davos’ta, ICE Protesto Ediliyor, İran ile Savaş Kapıda

    Diğer İçerikler

    Bültenler

    ABD Gündemi: MAGA Davos’ta, ICE Protesto Ediliyor, İran ile Savaş Kapıda

    4 Şubat 2026 Emrullah Özdemir
    daktilo2 Yazılar

    Görünenin Ötesinde Bir İşgücü Piyasası Tablosu

    1 Şubat 2026 Oytun Meçik
    daktilo2 Yazılar

    Gümrük Birliği: Miadını Doldurmuş Bir Çerçeve mi, Güncellenmeyi Bekleyen Stratejik Bir Araç mı?

    1 Şubat 2026 Ayşe Yürekli

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    6 Şubat’ın Yasını Kim Tutuyor?

    6 Şubat 2026 Yazılar Selim Yıldırım

    ABD Gündemi: MAGA Davos’ta, ICE Protesto Ediliyor, İran ile Savaş Kapıda

    4 Şubat 2026 Bültenler Emrullah Özdemir

    Dünya Gündemi: Suriye’de Entegrasyon, İran-ABD Görüşmeleri, Ticaret Anlaşmaları

    3 Şubat 2026 Bültenler Bahadır Çelebi

    Görünenin Ötesinde Bir İşgücü Piyasası Tablosu

    1 Şubat 2026 daktilo2 Yazılar Oytun Meçik

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}