COVID-19’un yaşantılarımızı birçok açıdan değiştirdiği ve kısıtladığı bir dönem geçiriyoruz. Siyasal iletişimdeki etkisini düşünürsek yaklaşan Amerikan seçimlerinin üzerindeki etkisini kolayca somutlaştırabiliriz. COVID-19’un getirdiği değişimlerin siyasi kampanyalar ve siyasal iletişim için de yeni bir dönem açtığına inanıyorum.  Bu varsayıma biraz daha yakından bakmamız gerekirse dünyanın birçok yerinden birçok kişinin takip ettiği 3 Kasım’da gerçekleşecek Amerikan seçimlerine kısaca gözatabiliriz.  

Mitinglerin siyasal iletişimde hala büyük rol oynadığını düşünürsek Amerikan Başkanı Donald Trump’ın en son mitingi iki ay önce gerçekleşti, aynı şekilde Demokrat Parti adayı olan Joe Biden’ı da en son 12 Mart’ta seçmenlerin arasında gördük.  Yaklaşık 50 günden fazla bir zamandır bu iki kampanyanın bütün çalışma kolları günümüzde artık çok popüler olan “virtual” yani sanal kampanya stratejilerine yöneldiler. New York Times’daki bir köşe yazısı COVID-19’la beraber artık kampanyaların saha çalışmaları bitti diyordu, haklıydı da. Fakat görünen o ki, milyonları toplayan bu mitingler sanal ortamda da büyük bir izleyici kitlesi yaratmaya başladı. Fakat unutulmaması gereken nokta, adayların bu dijital kampanyaya ne kadar uyum sağlayabilecekleri, burada da kampayanın dijital ekibine büyük bir görev düşüyor.  Mesajın seçmene en etkili biçimde ulaşması için adına çalıştıkları adayları doğru mesajla, doğru mecrada konumlandırmaları büyük önem taşıyor. 

Peki bu dönem boyunca örneğin Donald Trump ve Joe Biden’ın sanal kampanya stratejileri neler oldu? Bu sorunun cevabı oldukça geniş olduğu için bu yazıda son dönemdeki en belirgin kampanya özelliklerini ele almayı planlıyorum. 

Amerikan Başkanı Donald Trump’ın dijital kampanyasının başarısı sanırım artık yadsınamaz. COVID-19 döneminde de ekibinin 2015’ten beri kurmuş olduğu sağlam dijital altyapı sayesinde hergün sosyal medya kanallarından oldukça iyi işler çıkartıyor. Twitter kullanımının çok aktif olduğunu ve kampanya ekibinden bağımsız bir şekilde Trump’ın Twitter hesabını kendisinin yönettiğini artık biliyoruz. Twitter dışında COVID-19’la beraber her akşam 8’de YouTube kanalından “Team Trump Online” adı altında Donald Trump Jr, Corey Lewandowski veya Diamond and Silk gibi blogger ve köşe yazarlarının konuk olduğu programlar düzenleniyor ve oldukça renkli hatta eğlenceli içerikler sunuluyor. Bu programlara ve kampanyaya daha kolay ulaşmak için de “Trump 2020” uygulamasını yüklemeniz yeterli oluyor. Uygulamanın içinde kampanyayla ilgili hertürlü bilgiye en kısa şekilde ulaşabiliyorsunuz. Kampanya hakkında bilgilendirme dışında uygulama Las Vegas’daki kumarhanelere benzetiliyor, puan toplamanızı sağlayan yarışmalar, büyük yazıtipiyle yazılmış reklam afişleri… Lara Trump’ın sunduğu bu programların yanı sıra, klasik bir popülist lider olarak tanımlayabileceğimiz Donald Trump’ın “yalan haberlere” karşılık Real News Update (Güncel Gerçek Haber) programları da yine YouTube kanalından her gün yayınlanıyor. Yayın organlarının haberlerini yoksayarak ekibiyle haberlerin “gerçeğini” seçmenle paylaşıyor. Bu programların çoğunda Trump’ın ekibi tarafından konuğun arka planına konulması için posterler, sloganlı bardaklar veya Trump’ın 2020 sloganı olan “Keep America Great ” şapkaları gönderiliyor ve tabiki ekranın hemen altında bu ürünlere ulaşmak için bir link. Şu ana kadar Mart ve Nisan ayları boyunca 4 milyon dolar değerinde kampanya ürünü satıldığını düşünürsek siyasal pazarlama “political marketing” açısından oldukça başarılı bir dijital pazarlama tekniği olduğunu da küçük bir not olarak ekleyebiliriz.. Canlı yayınların yanısıra, Trump’ın, COVID-19’a özel olmasa da, sosyal medya reklamlarında da klasik bir yöntem olan negatif kampanya tekniğini kullandığını görüyoruz. 

Peki negatif kampanya nedir? 

İlk örneklerini 1800’lü yıllarda Amerikan seçimleri sırasında gördüğümüz negatif kampanya, kısaca, adayın bir diğer aday hakkında yazılı, sözlü veya görsel olarak gerçekleştirdiği hertürlü saldırıyı kapsar. Bu saldırıların dışında kalan her aksiyon ise pozitif kampanya olarak görülür. Örneğin 2016’da Donald Trump’ın Hillary Clinton’la ilgili olarak dayanıklık gücünün (stamina) olmamasını söylemesi buna bir örnek olarak gösterilebilir. Günümüze geldiğimizde ise, Trump’ın Biden’ı “Sleepy Joe” olarak adlandırması, Twitter ve YouTube hesabından Joe Biden’ı Çin’in kuklası olarak bir kukla şovunda oynatması, Biden’ın oğlu olan Hunter’ın Çin’le olan iş anlaşmalarını açığa çıkartan kısa filmler yayınlaması ve Where’s Waldo afişiyle Hunter’ı Waldo olarak kullanıp ceplerine paralar koyup “Where’s Hunter” olarak paylaşması Trump’ın negatif kampanya iletişiminden birkaç örnek olarak gösterilebilir. Negatif kampanya reklamlarının dışında Trump’ın kampanya ekibinin bu dönemde kurduğu “Truth over Facts” internet sitesi de Joe Biden’ın kampanyası boyunca yaptığı açıklamaların gerçekliğini sorguluyor. Kuşkulu buldukları kelimeleri/cümleleri alıp “gerçekliğini” açığa çıkartıyorlar. 

Peki COVID-19 döneminde negatif kampanya yarar sağlar mı? Evet, sağlar çünkü seçmendeki kızgınlık duygusu oy verme davranışını etkiler fakat buradaki önemli bir noktayı unutmamız gerekiyor; seçmen COVID-19’la beraber aslında Donald Trump’a karşı öfkeli. Anketlerden de gördüğümüz kadarıyla Trump’ın pandemi boyunca başarılı bir strateji uyguladığı söylenemez ve seçmenin kızgınlığı da Trump’ın süreci doğru yönetememesi ve kötüye giden ekonomi üzerine kurulmuş durumda. Bu yüzden de aslında Biden bu durumdan avantajlı çıkabilir. Bu durumda Biden’ın seçmendeki bu kızgınlığı kendi yararına çevirmesi ve kullanması gerekiyor.

Trump’ın kampanya ekibi COVID-19’a karşı uygulanan başarısızlığı Trump’tan uzaklaştırmak için ekonomide gerçekleşmiş önemli başarıları, Trump’ın liderliğinde Amerika’nın dünyadaki yerini seçmene göstermeye çalışıyor ve yukarıda da gördüğümüz üzere büyük bir dijital altyapı kuvvetiyle devamlı olarak Biden’a saldırıyor.  Şimdilik bu stratejinin de anketlere baktığımız zaman çok başarılı gittiğini söyleyemeyiz. Görünen şimdilik o ki, aslında Kasım’daki seçim sonucunun en büyük belirleyicisi, Trump’ın COVID-19’a karşı yürüttüğü strateji ve ekonomi olacak. 

Tam da bu noktada Demokrat Parti adayı Joe Biden akla geliyor. Ne yazık ki, Trump’ın dijial kampanyasının profesyonelliği karşısında Biden bir hayli geride kalmış durumda. Politico’da yapılan bir değerlendirme Biden’ın evinin zemin katından yaptığı Zoom görüşmelerinin doktor bekleme salonlarını andırdığını yazıyordu, pek de haksız sayılmazlar.  Geçen hafta Joe Biden’da kampanya ekibinde büyük bir değişikliğe gitti ve dijital kampanya alanında önde gelen isimleri ekibine dahil etti. Bu ekip örneğin SoulSquad, BrandLive adlı programlar kuruyor ve Biden bu programda sunucu olarak yer alacak, seçmenler bu platformdaki partilere katılıp arkadaşlarıyla kendilerine özel chat roomlarda konuşabilecekler. 

Aslında Biden’ın kampanyasında yakalaması gereken Twitter’da takipçi sayısı artırmak, yeni aplikasyonlar yaratmak veya TikTok videoları çekmek değil, çünkü Biden, Trump veya Obama değil tam tersi Biden’ın anlaması gereken nokta “interneti kazanmak” zorunda olmaması. Çünkü zaten Trump dijital alanda çok fazla aktif olduğu halde anketlere bunu yansıtamıyor, demekki seçmen dinamikleri bu seçimlerde farklı işliyor. Şu an için yapılan anket sonuçlarına baktığımızda örneğin Michigan, Florida, Virginia gibi kritik eyaletlerde Biden yarışı önde götürüyor. COVID-19’la beraber Biden’ın kampanya mesajlarında yapması gereken seçmene umut vermek ve aslında Trump’ın kriz yönetimindeki başarısızlığını sosyal ve ekonomik yönden göstermek olmalı.

Demokratların adayı Joe Biden’ın Kasım ayındaki genel seçimi kazanmasında en büyük rolü, COVID-19 süresince kullandıkları dijital mecraların takipçi sayısı ve içerik yarışından çok aslında, adayın seçmenle anketlerden bağımsız bir şekilde kurduğu duygusal bağ, seçmende yaratması gereken heyecan ve COVID-19’un da beraberinde getirdiği doğru mesajın, açık ve güçlü bir retorikle, doğru zamanda olabildiğince çok seçmenle buluşması belirleyecek. 

Fotoğraf: visuals