Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Sinan Ülgen: NATO’nun zayıflaması ve caydırıcılığını kaybetmesi, ülkemiz için arzu edilmeyen birtakım sonuçlara sebebiyet verecektir
    daktilo2 Röportajlar

    Sinan Ülgen: NATO’nun zayıflaması ve caydırıcılığını kaybetmesi, ülkemiz için arzu edilmeyen birtakım sonuçlara sebebiyet verecektir

    By Gökhan Korkmaz22 Şubat 20266 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Daktilo2 için gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide, Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen ile, Münih Güvenlik Konferansında tartışılan konuların ve konferansta söz alan liderlerden gelen mesajların Türkiye’nin dış ve güvenlik politikasına olası yansımalarını konuştuk.

    NATO’nun zayıflaması ve caydırıcılığını kaybetmesinin, ülkemiz bakımından arzu edilmeyen birtakım sonuçlara sebebiyet vereceğine dikkat çeken EDAM Direktörü Sinan Ülgen, “Ankara açısından anlamlı olan NATO’nun dönüşümünün yapı taşlarını tanımlamak ve Türkiye’nin NATO V2 çerçevesinde üstleneceği sorumluluğu, yapacağı katkıyı ve beklentilerini somutlaştırmak olmalıdır” diyor. EDAM Direktörü Sinan Ülgen’in Daktilo2’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

    Almanya’nın Münih kentinde gerçekleşen Güvenlik Konferansı’nda (MSC) çok sayıda lider ve siyasetçi söz alırken dış basının manşetlerinde ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa’dan gelen mesajlar yer aldı. Konferansta konuşan liderlerden biri olan Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, ABD’nin artık tek başına küresel düzeni taşıyamayacağını söyledi. Türkiye bu yeni küresel siyaset ortamında ABD ve NATO’yla ilişkilerini nasıl yeniden tanımlamalı?

    Açıkçası bu husus, Türkiye’nin çok yakından takip etmesi gereken oldukça kritik bir döneme işaret ediyor. Türkiye, NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana kendi güvenliğini NATO içinde kurgulamış ve aynı zamanda ittifaka güvenlik katkısı sağlayan bir ülke olmuştur. Bu süre zarfında, Avrupa güvenliği bakımından Türkiye açısından temel yapı hiç kuşkusuz NATO olmuştur.

    Ancak bugün gelinen aşamada, Trump Amerika’sının bir yandan Avrupa güvenliğine bakış açısı, diğer yandan NATO’ya dair belirsizlik taşıyan açıklamaları nedeniyle, NATO’nun potansiyeli, caydırıcılığı ve hatta geleceği konusunda birtakım şüpheler oluşmuştur. NATO’nun zayıflaması ve caydırıcılığını kaybetmesi, ülkemiz bakımından arzu edilmeyen birtakım sonuçlara sebebiyet verecektir.

    Bunlardan başlıcası Avrupa güvenliğine dair rol paylaşımının Türkiye’nin aleyhine bir denge yaratacak şekilde NATO yerine Avrupa Birliği’ne kaymasıdır. Nitekim bugüne kadar Türkiye’nin, bu konu başlığı itibarıyla Avrupa Birliği ile ilişkisi sorunlu bir seyir izlemiştir. AB savunma ve güvenlik alanında daha fazla sorumluluk üstlenmeye çalışırken Türkiye’ye genellikle dışlayıcı bir tavır sergilemiştir. Dolayısıyla gelecekte NATO yerine AB’nin, kıta güvenliği bağlamında daha hâkim bir rol oynadığı bir senaryo Türkiye bakımından oldukça olumsuz bir senaryodur.

    Daha olumlu senaryo, Amerika’nın Avrupa kıtasına olan güvenlik taahhüdünü azaltacağı bir dönemde, NATO’nun Avrupalılaşması olarak adlandırılabilecek bir dönüşümdür. Dolayısıyla Ankara açısından da anlamlı olan NATO’nun bu dönüşümünün yapı taşlarını tanımlamak ve Türkiye’nin böyle bir NATO V2 çerçevesinde üstleneceği sorumluluğu, yapacağı katkıyı ve beklentilerini somutlaştırmak olmalıdır.

    Konferansın ana gündemini oluşturan konular arasında Rusya-Ukrayna Savaşı da yer aldı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky konuşmasında Avrupa’nın; ABD, Rusya ve Ukrayna ile müzakerelerde yer alması durumunda savaşın sona erdirilmesi şansının daha yüksek olacağının altını çizdi. Türkiye Ukrayna’ya sağlanacak güvenlik garantilerinde rol oynayacak mı?  

    Evet, Türkiye, Ukrayna’ya sağlanacak güvenlik garantilerinde rol oynama iradesine sahip. Güvenlik garantileri paketi dahilinde Türkiye’nin, özellikle Karadeniz güvenliği (deniz boyutu itibarıyla) bir rol üstlenmesi bekleniyor. Bu bağlamda Türkiye’nin aktif bir rol oynamak istemesinin bir nedeni de Montrö Konvansiyonu’dur. Böylelikle güvenlik garantileri hayata geçirilirken Montrö Konvansiyonu bakımından Türkiye’ye baskı oluşturulabilecek Karadeniz’e kıyıdaş olmayan ülkelerin de bu bölgede Karadeniz’de savaş gemisi bulundurmaları gibi kalıcı sorumluluk üstlenmeleri şeklinde bir taleple karşılaşılmayacak. Türkiye bunun ötesinde, hava sahasına ilişkin güvenlik garantileri bağlamında da rol oynayabilir; özellikle İHA ve SİHA kapasitesi bakımından.

    Ancak Türkiye’yi diğer ortaklardan ayıran bir husus var. Gönüllüler Koalisyonu çerçevesinde yürütülen müzakerelerde birçok ülke, güvenlik garantileri paketinin Ukrayna’nın olası müzakere masasındaki elini güçlendirmek adına, Rusya ile Ukrayna arasındaki bir ateşkes veya siyasi anlaşma öncesinde somutlaştırılmasını istiyor. Oysaki Türkiye, Rusya ile bir ihtilafa sebebiyet vermemek adına, söz konusu güvenlik garantilerinin Ukrayna ile Rusya arasında oluşacak bir mutabakat sonrasında hayata geçirilmesi görüşünde. Bu durum, Türkiye ile diğer ilgili ülkeler arasında henüz giderilemeyen bir görüş ayrılığı oluşturuyor.

    Münih Güvenlik Konferansı’nda en dikkat çeken konulardan biri de Suriye oldu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, konferansta  Suriye Demokratik Güçleri (SDG) yöneticisi Mazlum Abdi, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dışişleri Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile bir araya geldi. Bu görüşme, Ankara açısından sınırdaki PKK/YPG tehdidini kalıcı olarak azaltan bir adım mı, yoksa entegrasyon sürecindeki belirsizlikler açısından yeni riskler mi barındırıyor? Bu görüşmenin Türkiye’de yürütülen Terörsüz Türkiye sürecine etkisi sizce ne olur?

    Açıkçası bu görüşmede neler konuşulduğunu tam olarak bilemeyiz ama konuya iki açıdan yaklaşmakta fayda olduğunu düşünüyorum. SDG ile Şam yönetimi arasındaki mutabakat sonrasında bu görüşmenin gerçekleşmesi, bir yandan bu bağlamda kritik bir aktör olan ABD’nin bu mutabakata yönelik desteği şeklinde okunabilir. Bu da Suriye’de arzuladığımız istikrarın oluşmasına kayda değer bir siyasi katkı olarak görülebilir.

    Ancak bir diğer yorum, ABD’nin SDG’ye yönelik daha güçlü bir desteğinin devam edeceği şeklinde de olabilir. Bunun beraberinde getireceği tehlike ise söz konusu mutabakatın hayata geçirilmesi aşamasında, SDG’nin bu ortak geleceği tehlike altına atacak birtakım iddialı pozisyonlar alması olacaktır.

    Fakat Washington’un şu ana kadarki tutumuna bakıldığında, ben ilk senaryonun daha ağırlıklı olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan da anılan görüşmenin, SDG ile Şam hükümeti arasındaki anlaşmanın hayata geçirilmesini kolaylaştıracağı ölçüde, Türkiye’de yürütülen Terörsüz Türkiye sürecine katkı sağlayacağını ifade edebilirim.

    Türkiye’den Güvenlik Konferansı’na sınırlı sayıda isim katılırken katılımcılardan biri ise CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı idi. Bu durum, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu olması gibi gelişmelerin  küresel siyasete yansıması mı, yoksa muhalefetin AB ülkeleriyle daha yakın diyalog arayışının bir işareti mi? Türkiye, Münih Güvenlik Konferansı’nda yaşanan tartışmalar bağlamında hem iç birlik hem de dış politika konsensüsünü nasıl sağlayabilir? Muhalefet bu konuda katkı sağlamak için nasıl bir yol haritası izlemeli?

    Öncelikle şunu belirtmek lazım kanaatimce, dış politikada muhalefetin iktidardan farklı bir tutum benimsemesi bir demokratik olgunluk göstergesidir. Sonuç olarak demokrasilerde muhalefet partileri, iç politikada ve ekonomi politikasında olduğu gibi dış politikada da daha iyi bir gelecek vaat etmek suretiyle pozisyon alırlar. O bakımdan siyasi muhalefetin de dış dünyayı, uluslararası dengeleri daha iyi anlamak ve yorumlamak adına dış münasebetlerine ağırlık vermesi kadar normal bir şey olamaz. Meseleye bu açıdan bakıldığında, ana muhalefetin de aynen iktidar partisi gibi Türkiye’nin temel dış politika meselelerinde daha fazla yurt dışına açık olması, kendi muhataplarıyla daha fazla ilişki içinde olması, daha fazla görüş teatisinde bulunması, küresel meselelerin tartışıldığı ortamlarda daha fazla yer alması, kendi seçmenine yönelik asli sorumluluğunun bir gereğidir.

    Kaldı ki böylesine bir yaklaşım, Türkiye’nin genel olarak daha olgun bir toplumsal anlayış üzerinden dış politikayı şekillendirmesine katkıda bulunacak, Türkiye içinde de dış politika meseleleri tartışılırken daha gerçekçi bir zemin üzerinden tartışılmasını beraberinde getirecek ve dış politika meselelerinde konsensüs yaratılmasını kolaylaştıracaktır. Tabii ki bu konsensüs her alanda ortaya çıkmayacaktır; bunu da demokratik yarış sürecinin doğal bir unsuru olarak karşılamak gerekir.

    Dünya L1
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous ArticleAli’siz Bir Alevilik Tarihi Yazılabilir mi?
    Next Article Masumiyet Müzesi: Roman, Müze, Dizi | Umut Dağıstan | Yerden Yüksek S2B05

    Diğer İçerikler

    Yazılar

    NATO 3.0 ile Rusya Arasında: Türkiye için Çift Taraflı Kuşatma

    12 Temmuz 2026By Pınar Demircan
    Videolar

    Gençlerin Gözünden Süreç ve NATO’dan Sonra Siyaset | Aydın Selcen, H. Oğuzhan Aytaç | 2’li Görüş #96

    10 Temmuz 2026By İlkan Dalkuç
    Videolar

    NATO Zirvesi, Yapay Zeka, Veri Merkezleri ve Siber Güvenlik | Eser Özdil, Alican Göktepe

    9 Temmuz 2026By Eser Özdil ve Enes Özkan

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}