Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Jeopolitikten Jeokültüre: Diziler, Futbol Kulüpleri ve Üniversiteler Yeni Nüfuz Alanları mı?
    daktilo2 Yazılar

    Jeopolitikten Jeokültüre: Diziler, Futbol Kulüpleri ve Üniversiteler Yeni Nüfuz Alanları mı?

    Göktuğ Çalışkan3 Mayıs 20267 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Rabat’taki evimizin yakınında bir kasap var. Akşamları dükkânını kapattıktan sonra telefona yapışıp Türk dizileri izliyor. Bunu iki yıldır yaptığını söyledi. Geçen hafta Fransızca şekilde “nasılsın?” diye sorduğumda bana “iyiyim” yerine Türkçe “merhaba” dedi ve güldü. Kelimeyi nereden öğrendiğini sorduğumda ise diziden öğrendiğini söyledi.

    Komşusu da aynı alışkanlığa girmiş. Oturduğumuz sitede selamlaştığım insanlardan bazılarının Türkçe kelimeleri bildiğini, dizi karakterlerinin isimlerini ezbere sayabildiğini öğrendim. Ayrıca mahallede kurulan pazarda bir gün dolaşırken bir yerden Kurtlar Vadisi dizisindeki bazı karakterlerin seslerinin geldiğini duydum ve oradakilere sordum. Bana o diziyi izlediklerini ifade edip birkaç Türkçe kelime de söylediler.

    Bunun ne anlama geldiğini tam olarak tarif etmek güç, ama bir şey kesin: Bu insanlar Türkiye’ye dair bir fikir edindi, bir his oluşturdu, bir yakınlık kurdu. Ve bunu hiçbir büyükelçilik programı, hiçbir kültür merkezi sağlamadı. Bir senaryo ekibi ve bir dizi uygulaması yaptı bunu.

    Öte yandan, Suudi Arabistan 2026 Küresel Soft Power Endeksi’nde 17. sıraya yükseldi. Yani bir önceki yıla kıyasla 3 basamak daha tırmandı. Savaş gemisi göndererek, ambargo uygulayarak ya da uluslararası mahkemelerde dava açarak elde etmedi bunu elbette. Bir futbol ligine milyarlarca dolar döktü, stadyumlar inşa etti ve bir çöl devletini ekranlarda yaşanılası bir yere dönüştürmeye çalıştı.

    Bu çok basit görünüyor ama ardında son derece kasıtlı bir mimari var. Ve bu mimari yalnızca Suudi Arabistan’a özgü değil. Bugün pek çok devlet, nüfuzunu bu yeni araçlarla inşa ediyor. Nüfuz artık eski araçlarla ölçülmüyor.

    Sahayı Kim Çiziyor?

    Bir ülkenin başka bir ülkeyi etkileme kapasitesini anlamak istiyorsanız artık sadece asker sayısına ya da büyükelçi atamalarına bakmanız yeterli değil. Bugün o kapasiteyi ölçmek için şu soruları da sormak gerekiyor: Hangi ülkenin dizisi en çok izleniyor? Hangi ülkenin üniversitesi en çok uluslararası öğrenci çekiyor? Hangi ülke başka ülkelerdeki futbol kulüplerini satın alıyor?

    Bu soruların cevapları, geleneksel güç analizinin haritasına pek girmiyor. Hâlbuki tam da bu alanda bir rekabet sürüyor ve bu rekabet uzun vadeli siyasi sonuçlar üretiyor.

    Çin de bunu en erken fark edenlerden. 2026 yılı itibarıyla on binlerce Afrikalı öğrenci her yıl Çin üniversitelerinde eğitim görüyor. Bunların önemli bir kısmı Çin hükümeti bursuyla gidiyor. Akademik bir iyilikseverlik bu, elbette. Ama aynı zamanda on yıl sonra kendi ülkesinin bakanlık koridorlarında dolaşacak, politika yapacak, ihale kararlarına imza atacak insanların Çin’de yetiştirilmesi anlamına geliyor.

    Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 2026’nın ilk dış ziyaretini yine Afrika’ya yaptı ve bu ziyaret kapsamında “Çin-Afrika Halklar Arası Değişim Yılı” resmen başlatıldı. Burs programları, mesleki eğitim merkezleri, ortak araştırma projeleri; bunların tamamı sistematik bir çerçeveye oturtulmuş durumda. Genç bir Kamerunlu ya da Senegalli, dört yılını Pekin’de geçirdiğinde dönüşte sadece bir diploma taşımakla kalmıyor; bir dil öğrenmiş, ilişkiler kurmuş ve bir bakış açısı edinmiş oluyor. Burs diplomasisi tam da bu geri dönüşü hesaplıyor.

    Bu bir eğitim politikası mı, yoksa ittifak inşası mı? İkisi arasındaki sınır giderek silikleşiyor.

    Ronaldo’nun Pazarlığı ve Stadyum Diplomasisi

    Suudi Arabistan’ın futbol stratejisi ise başlangıçta “sportwashing” tartışmalarına yol açtı. Haklı bir eleştiriydi; petrol parasıyla yıldız transfer edip imaj onarmanın çirkin bir yolu olarak okunabilirdi. Ama meseleyi yalnızca bu çerçevede tutmak, asıl stratejik hedefi gözden kaçırmak demek.

    Suudi Arabistan, Newcastle United’ı satın alarak Premier Lig’e girdi. Kendi iç ligini küresel yıldızlarla donattı. Cristiano Ronaldo Al-Nassr ile sözleşmesini uzattı ve ilk milyarder futbolcu unvanını kazandı. 2034 FIFA Dünya Kupası ev sahipliği kesinleşti. Bunlar tek tek spor haberleri gibi görünebilir. Ama bir bütün olarak okunduğunda, 2030’larda Orta Doğu’nun küresel kültürel bir ağırlık merkezi haline gelmesini tasarlayan bir mimarinin parçaları.

    Üstelik bu strateji sadece Suudi Arabistan’ın iç kamuoyuna yönelik işlemiyor. Kral Salman’ın Bağdat’a 100 bin kişilik stadyum yapma vaadi, İran ile Irak arasındaki rekabette Riyad’ın bir hamlesiydi. Futbol sahası burada aynı zamanda bir diplomatik koridor. Coğrafi nüfuz alanının sembolik olarak genişletildiği bir alan.

    Dahası, stadyum inşaatlarında kullanılan Suudi müteahhitler, sahada oynayan Suudi destekli takımlar ve ekranda izlenen Suudi sponsorlu yayınlar gündelik hayatın içine işleyen bir görünürlük yaratıyor. Bu görünürlük, müzakere masalarında açıkça konuşulmasa da diplomatik atmosferi şekillendiriyor.

    Algoritma Bir Büyükelçi mi?

    Netflix’in yönetim kuruluna Susan Rice’ın, yani Obama döneminin Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın dahil edilmesi, pek çok analist tarafından tesadüf olarak değerlendirildi. Ama bu atamayı, platformun küresel genişleme hamlesinin hemen akabinde gerçekleştiğini hatırlayarak yeniden değerlendirmek gerekiyor. Netflix bugün 190’dan fazla ülkede yayında. Kendi ürettiği içerikle insanları yalnızca eğlendirmekle kalmıyor; bununla birlikte belirli bir dünya görüşünü, belirli bir estetik dili ve belirli siyasi refleksleri de taşıyor.

    Bunu bir komplo teorisi olarak okumaya gerek yok. Zaten mekanizma o kadar kaba çalışmıyor. Daha ince bir şey bu: Hangi hikâyelerin anlatıldığı, hangi karakterlerin kahraman yapıldığı, hangi coğrafyaların ekranda nasıl çerçevelendiği, zamanla bir tür anlam iklimine dönüşüyor. İzleyici o iklimi fark etmeden kendini dizilerin ya da filmlerin içinde buluyor.

    Türk dizilerinin bu tablodaki yeri ayrıca düşündürücü. Fas’ta, Cezayir’de, Mısır’da, Endonezya’da Türkçe öğrenmek isteyen milyonlarca insan var ve bu isteğin tetikçisi çoğunlukla bir dizi. Mesela Muhteşem Yüzyıl, Diriliş Ertuğrul, Kuzey Yıldızı gibi yapımlar sadece dramatik hikâyeler aktarmadı; Osmanlı mirasına dair belirli bir romantizmi ve Türkiye’ye yönelik duygusal bir yakınlığı da birlikte taşıdı.

    Muhteşem Yüzyıl bu anlamda önemli bir örnek. Dizi, yayınlandığı dönemde Türkiye’de siyasi tartışmalara konu oldu ve bazı çevreler tarafından sıkça eleştirildi. Ama dışarıda bambaşka bir etki yarattı: Orta Doğu’dan Balkanlar’a, Kuzey Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya 500 milyonun üzerinde izleyiciye ulaştı. Bu rakam, pek çok büyük devletin tüm kültür diplomasisi bütçesinin yıllarca üretemeyeceği bir görünürlüğe tekabül ediyor. İlâveten, diziyi izleyenlerin önemli bir kısmı Türkiye’ye dair ilk izlenimini, ilk merakını ve ilk yakınlık hissini o ekranda kurdu. Bir Faslı ya da Endonezyalı için Osmanlı tarihi, soyut bir bilgi parçası olmaktan çıkarak tanıdık yüzlere ve tanıdık mekânlara dönüştü.

    Mesela Fas’ta pek çok insan Türklere karşı sıcak bir his besliyor. “Bizi nereden tanıyorsunuz?” diye sorduğunuzda cevap pek değişmiyor: dizilerden. Bu cevap aslında devasa bir siyasi gözlemin özeti; duygusal bağlılık, bayraksız bir büyükelçilik gibi işliyor.

    Nüfuz Mimarisinin Görünmez Katmanları

    Bütün bunlara bakıldığında, “soft power” kavramının artık yetersiz kaldığı görülüyor. Soft power, devletlerin kendi kültürel ürünlerini ihraç ettiği bir modeldi. Ama bugünkü resim çok daha karmaşık: Devletler bazen platformları satın alıyor, bazen kulüplere ortak oluyor, bazen de burs programları aracılığıyla yabancı elitleri kendi ülkelerinde yetiştiriyor. Devlet dışı aktörler bu süreçte hem araç hem de özne konumuna geçiyor.

    Jeokültür kavramı tam da bu noktada devreye giriyor. Kültürel üretim ve dağıtım artık coğrafi rekabetlerin ayrılmaz bir parçası. Futbol kulüplerini kim satın alıyor, üniversitelere kim burs veriyor, dijital platformların algoritması kimin içeriğini öne çıkarıyor; bunlar siyasi soruların kültürel versiyonları.

    Kore bu denklemi çözen nadir örneklerden biri. Seul’deki bir üniversitede Korece bölümüne başvuran yabancı öğrenci sayısı on yıl öncesiyle kıyaslandığında akıl almaz biçimde artmış durumda. Bu artışın arkasında yalnızca bir dizi ya da bir müzik hareketi yatmıyor. Kore hükümetinin on yıllar öncesinden beri başlattığı, kültürü bir ihracat kalemi olarak tanımlayan bilinçli bir politika var. Bugün o politikanın meyvesini siyasi alanda da görüyorlar, zira Kore uluslararası arenada meselesini anlatabildiği, sempati toplayabildiği ve kendi perspektifini kabul ettirebildiği çok daha geniş bir kitleye sahip.

    Türkiye bu tablodan bağımsız değil elbette. Rakamlar zaten ilginç bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye, 198 farklı ülkeden 350 bine yakın uluslararası öğrenciyle dünyada en fazla yabancı öğrenci barındıran ilk 10 ülke arasına girdi. YÖK’ün hedefi ülkemizi ilk 5’e taşımak. Ama bu öğrencilerin önemli bir kısmının Türkiye’yi neden tercih ettiğine bakıldığında, burs ve dil kolaylığının yanı sıra “dizilerden tanıdım” cevabı da sıkça duyuluyor. Yani kültürel çekim akademik talebi de dolaylı olarak besliyor.

    Türkiye’nin sahip olduğu potansiyel göz önüne alındığında, ülkemiz dizi ihracatından çok daha fazlasını yapabilecek bir aktör. Ama potansiyeli stratejiyle buluşturmak bambaşka bir iş. Sahada oynamak ile sahanın ne anlama geldiğini bilmek arasında fark var. Diğer aktörler bu farkın üzerine büyük paralar, uzun vadeli planlar ve kurumsal kapasite koyuyor.

    Günümüzde güç, yalnızca sahip olunandan ibaret değildir. Neyin anlatıldığından, kimin sahnesinde anlatıldığından ve kimin bunu izlediğinden de oluşur. Rabat’taki o kasap bunu bilmeden yaşıyor. Ama bazı başkentler bunu bilerek planlıyor.

    Dünya L1 Siyaset
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikGirişimci Devlet: 21. Yüzyıl için Yeni Bir Ekonomi Anlayışı
    Sonraki İçerik İran Müdahalesi ve Türkiye Kavşağında Jeopolitik Risk: Savunma Sanayi Fırsatı ve Yeni Bir Bölgesel Düzenin Hukuki Zorunlulukları

    Diğer İçerikler

    D84 INTELLIGENCE

    Nancy Snow: People have been regularly protesting in the U.S. since Trump has returned for a second term

    3 Mayıs 2026 Bahadır Çelebi
    daktilo2 Röportajlar

    Nancy Snow: Trump ikinci dönemine başladığından beri ABD’de insanlar düzenli olarak hükümete karşı protesto gösterileri düzenliyor

    3 Mayıs 2026 Bahadır Çelebi
    daktilo2 Yazılar

    İran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – VI

    3 Mayıs 2026 Birol Başkan

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Nancy Snow: People have been regularly protesting in the U.S. since Trump has returned for a second term

    3 Mayıs 2026 D84 INTELLIGENCE Bahadır Çelebi

    Nancy Snow: Trump ikinci dönemine başladığından beri ABD’de insanlar düzenli olarak hükümete karşı protesto gösterileri düzenliyor

    3 Mayıs 2026 daktilo2 Röportajlar Bahadır Çelebi

    İran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – VI

    3 Mayıs 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    Yerel Kadın Liderliği İçin Yeni Eşik: Katılım Maliyeti, Dijital Şiddet ve Veri Temelli Dönüşüm

    3 Mayıs 2026 daktilo2 Yazılar Ayşe Kaşıkırık

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Mayıs 2026
    • Nisan 2026
    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}