“Amerika’nın tarihi, ülkemin tarihi, antik çağın izleriyle doludur. Yunanistan, kelimenin tam anlamıyla hükümetimizin mimarisine kazınmıştır: başkentimizdeki yükselen sütunlarda, kubbelerde ve anıtlarda… Ülkemi kuran adamlar, sizin ülkenizden miras aldığımız mirasa hayran kalmışlardı.”
Bu sözleri bu hafta Atina’da Akropol’ü arkasına alarak sarf eden ABD dışişleri bakanı Marco Rubio’nun ta kendisiydi. Rubio çok ses getiren konuşmasında Batı medeniyetinin silkinip tekrar kendine gelmesi gerektiğine vurgu yaparken esasında 2028 yılında yarışmayı düşündüğü ABD başkanlık yarışının kampanyasına da start vermişti.
Ne var ki, Rubio’nun sözlerini büyük bir tatmin ve memnuniyet çerçevesinde izleyen Yunanlı yetkililer bu konuşmadan farklı çıkarımlarda bulundurlar. Yunan medyası ve kanaat önderleri kendilerinin Batı medeniyetinin uç karakolu durumunda olduklarını, yanı başlarında milyonlarca “barbardan” ibaret büyük bir karanlığın dibinde olduklarını duyurdular. Bu tehditlerle başa çıkabilmek için Yunanistan’ın güçlü ittifaklara sahip olduğunu, Atina ve Ankara arasındaki askeri dengenin artık lehlerine dönmeye başladığını ifade etmeye başladılar. Kısacası, Rubio’nun Akropol gösterisinden kendilerince meşruiyet ve gerekirse çatışma kararlılığı devşirdiler.
Yunanistan’ın son yıllarda Mitsotakis liderliğinde ekonomisini düzeltmesi, ABD ve Fransa ile ilişkilerini derinleştirmesinin yanında İsrail ile de kapsamlı savunma işbirliğine adım atması bir süredir Atina’nın Ege ve Doğu Akdeniz’de sesinin daha gür çıkmasına neden oluyordu. GKRY ile birlikte İsrail ile derinleşen üçlü savunma işbirliği Doğu Akdeniz’de suları kesinlikle ısındıracak gibi duruyor. İsrail’de de potansiyel bir çatışmayı özendiren sesler çok. “İran’dan sonra sıra Türkiye’de” naraları atan İsrailli yetkilileri Kıbrıs Rumları ve Yunanlılar büyük bir memnuniyetle alkışlıyorlar.
Bütün dünyanın soykırımcı diye dışlamaya başladığı Netanyahu’yu BMGK’da umarsızca kucaklayan Yunan başbakanı Yunan hava sahasını da Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan Netanyahu’ya açmıştı. Dikkat çeken diğer husus ise son aylarda Atina’nın karasularını 12 mile çıkartma işini daha yüksek sesle dillendirmesi ve Mitsotakis’in bize yakın adaları ziyaret edip oradaki askeri varlıklarını teşhir etmesi oldu. Hülasa, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak adaların silahlandırılması, yabancı ülkelerin Yunan Silahlı Kuvvetleri ile birlikte katıldıkları askeri tatbikatlar, altı oyulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık gününde ABD, Fransız ve Mısır askerlerinin askeri kortejde yer alması, Yunanistan ile Kıbrıs arasında planlanan denizaltı elektrik bağlantısı projesindeki tavır yaklaşan tehlikeye ilişkin bazı ipuçları veriyor.
Atina ABD, Fransa ve İsrail’i de yanına alarak Ege ve Doğu Akdeniz’de yeni oldu-bittilere hazırlanıyor olabilir. Gelecek Mayıs ayında Yunan seçimlerinin yapılacak olması sahadaki bazı maceracı hamlelere yönelik riskleri daha da arttırmaktadır. Rubio’nun konuşmasını Atina’da Akropol’ü arkasına alarak yapmasının ardındaki sembolizm de anlamlı. MAGA dünyası için de ayrı bir çağrışımı var. Konuşmasında Batı medeniyetine, Hıristiyanlığa ve ulusal gücün kullanılmasına ilişkin güçlü irade gösterilmesi vurguları da tesadüf değil. Burası medeniyetin başladığı ve bittiği yer diyor.
İktidarın yıllardır ihmal ettiği hava filomuz/savunmamız bugün Yunanlıların seslerini yükseltmelerinde bir faktör. 2028-29 gibi ilk F-35lerini teslim alacak Yunanistan’a karşı on yıllardır yenilenemeyen bir hava kuvvetleri filosuyla karşı karşıyayız. Cumhuriyet tarihinin en anlamsız ve basiretsiz savunma tedariki olan S400 hava savunma sisteminin ülkemizin hava savunmasına getirdiği yükün maliyetini her geçen gün ödemeye devam ediyoruz.
Bütün yumurtalarını Trump sepetine koyan Ankara’nın Kasım ayından sonra ABD’de topal ördek durumuna düşmesi, Ankara’nın Amerikan Yönetimi üzerindeki nüfuzunu da olumsuz olarak etkileyecektir.
Bakın Rubio konuşmasına nasıl devam ediyor:
“Tehditlere karşı baş edebilmek için kurumlarımızı ve ittifaklarımızı yeniden inşa etmeliyiz. Savunma, enerji ve teknoloji alanlarında Yunanistan’daki ortaklarımızla bunun bir modelini oluşturduk… Eski Yunanlılar, yüce ideallerine rağmen, saf değillerdi. Milletlerin çıkarları olduğunu anlıyorlardı. Devlet yönetiminin ihtiyat ve diplomasi gerektirdiğini, ancak ihtiyat ve diplomasi başarısız olduğunda güç kullanma yeteneği gerektirdiğini de anlıyorlardı. Gücün sadece kendini savunma araçlarına sahip olmayı değil, aynı zamanda onu kullanmaya istekli olma güvenilirliğini de gerektirdiğini anlıyorlardı.”
Bu adamın ABD başkanı olduğunu düşünün. Atina’nın tarihi bir hesaplaşma için bu fırsatı kaçırmayacağına adınız gibi emin olabilirsiniz. Bugünlerde Ankara’nın dikkati tamamı ile Mekke İttifakı ve Yemen’de ama bizi asıl meşgul etmesi gereken Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de Yunanlıların pişirdiği acılı çorba olmalı.

