Doç. Dr. Alper IŞIK*
Geçtiğimiz haftalarda TBMM Genel Kurulu’ndan geçen ve Resmî Gazete’de[1] yayımlanan yeni yasal düzenleme, Türkiye’nin sosyal medya ve oyun sektöründe önemli bir değişimin habercisi oldu.
Popüler kültürde “15 yaş altına sosyal medya yasağı” olarak anılan ama aslında hem sosyal ağlara hem de devasa oyun sektörüne yükümlülükler getiren bu düzenleme, kamuoyunda derin bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Bir tarafta çocuklarını dijital dünyanın karanlık dehlizlerinden korumak isteyen ebeveynler, diğer tarafta ise özgürlüklerin kısıtlandığını ve asıl çözümün yasak değil dijital okuryazarlık olduğunu savunanların sesi yükseliyor. Bütün bu tartışmaların ötesinde düzenlemelerin tam olarak ne getirdiğini kısaca ele almanın, tartışmaların daha sağlıklı yürümesine zemin hazırlamasına katkı sunacağını düşünüyorum.
İlk olarak şunu söylemek gerekir. Yasanın temel olarak yükümlülük getirdiği iki aktör var. Bunlar oyun platformları ve sosyal ağ sağlayıcılar. Oyun platformlarının da temel olarak dört adet yükümlülüğü belirlenmiş durumda. Bunlar; yurt dışı kaynaklı olan ve Türkiye’den günlük erişimi yüz binden fazla olanların temsilci belirlemesi, usulüne uygun olarak derecelendirilmeyen oyunları sunmamak, ebeveyn kontrol araçları sağlamak, BTK tarafından yapılan bilgi taleplerini karşılamak olarak özetlenebilir.
Düzenlemenin sosyal ağ sağlayıcıları ilgilendiren yönü ise daha önemli bir boyuta sahip. Ancak bu düzenleme, gizlice Instagram’a giren ya da hesap açan 15 yaş altındaki bir çocuğu cezalandırmayı hedeflemiyor. Yasa, yaptırımın yönünü doğrudan dijital aktörlere çeviriyor.
Bu kapsamda getirilen yeni kurallar oldukça katı:
- 15 Yaş Sınırı: Sosyal ağ sağlayıcılar, 15 yaşını doldurmamış çocuklara artık hizmet sunamayacak. Yaş doğrulaması için teknik mekanizmalar kurmak zorunda kalacaklar.
- 15-18 Yaş Arası “Ayrıştırılmış” Hizmet: 15 yaşından büyük ama henüz reşit olmayan gençler için platformlar daha güvenli, filtrelenmiş ve gençlere özgü bir arayüz/içerik modeli sunmakla yükümlü.
Söz konusu düzenlemelere uygun davranmayan platformlar bir önceki takvim yılındaki küresel cirosunun yüzde üçüne kadar idari para cezasıyla karşı karşıya kalabilir. Düzenleme bu yönüyle, devletin “çocuğun üstün yararı” ilkesini koruma refleksinin anayasal bir yansıması olarak görünüyor. Özellikle siber zorbalık, çocuk istismarı ve akıl sağlığını tehdit eden algoritmalar göz önüne alındığında, devletin bu alana kayıtsız kalması zaten beklenemezdi. Üstelik dünyadaki gelişmelere bakıldığında esen sert bir “dijital korumacılık” rüzgârı da bu tür düzenlemelerin artacağını gösteriyor.
Dünyanın geri kalanı çocukları ekran başından çekip almak veya en azından orayı güvenli kılmak için radikal kararlar alıyor. Örneğin, geçtiğimiz yıl Avustralya’nın 16 yaş altı çocuklara tamamen sosyal medya yasağı getirerek bu konuda dünyadaki ilk ülkelerden biri olduğunu ve platformlara kimlik kartı ya da biyometrik veriyle yaş doğrulama zorunluluğu getirdiğini söylemek gerekiyor[2].
Avrupa Birliğinden yürürlükte olan Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında da benzer bir yükümlülük mevcut ve yakın zamanda Avrupa Komisyonu Meta (Facebook ve Instagram) hakkında önemli bir ön tespit kararı yayımladı. Komisyon; Meta’nın, çocukların yaşını doğrulamak için sadece kullanıcının kendi beyanına (yani “13 yaşından büyüğüm” butonuna basılmasına) güvenmesini, çocuk güvenliği kurallarının açık bir ihlali olarak değerlendirdi. Yapılan incelemelerde, 13 yaş altındaki milyonlarca çocuğun sadece sahte doğum tarihi girerek Instagram ve Facebook’a başkaca bir doğrulama olmadan girdiği, Meta’nın ise bu riskleri azaltmak için “yetersiz ve kusurlu” adımlar attığı sonucuna varıldı.[3]
Eğer Meta, yaş doğrulama mekanizmalarını sıfırdan inşa edip çocukları sistemden hızla ayıklayacak radikal önlemler almazsa, DSA kapsamında küresel cirosunun %6’sına kadar ulaşabilecek astronomik bir para cezası ve periyodik yaptırımlarla karşı karşıya kalacak. Bu küresel örnek, yaş doğrulamasının sadece kâğıt üzerinde bir kural olamayacağını, ciddi teknik altyapı gerektirdiğini kanıtlıyor.
Bu noktada söz konusu altyapının nasıl olması gerektiği sorusu karşımıza çıkıyor. Örneğin, sosyal medya platformlarının sahte yaş beyanlarını ayırt etmek için geliştireceği yapay zekâ çözümleri (yüz tarama teknikleri gibi), bu kez de çocukların en hassas kişisel verilerinin (biyometrik verilerin) bu şirketlerin eline geçmesine mi yol açacak? Yoksa bu düzenlemeye uyum sağlamak için herkes merkezi bir doğrulama sistemi üzerinden kimliğini eşleştirerek mi platformlara giriş yapacak? İşte burası, hukukun kaş yaparken göz çıkarma riski taşıdığı hassas alanı oluşturuyor. Söz konusu düzenlemelerinin yürürlüğe girmesinin ardından BTK tarafından yapılacak ikincil düzenlemelerle bu hususların netleştirilmesi bekleniyor.
* İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, isikalper@gmail.com
[1] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260501-1.htm
[2] https://www.bbc.com/news/articles/cwyp9d3ddqyo
[3] https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_26_920
Fotoğraf: bruce mars

