“Yapay zekâ ve yeni nesil savaş silahları üzerindeki denetim eksikliği, gelecekteki çatışmaları daha öngörülemez ve tehlikeli kılacak.”
Yazar: Ian Bremmer
Eurasia Group ve GZERO Media kurucusu ve başkanı; BM Yapay Zekâ Yüksek Düzey Danışma Kurulu Yürütme Komitesi üyesi; Columbia Üniversitesinde siyaset bilimci
Çeviri: Mert Söyler
Uluslararası siyaset ve küresel piyasalar son derece ilginç bir dönemden geçiyor. Dünya şu an tam bir çalkantı içinde; bunun da asıl sebebi, halen dünyanın en büyük süper gücü olan ABD’nin artık güvenilmez bir aktöre dönüşmesi.
Başkan Donald Trump, ABD’nin son 80 yılda bizzat kurduğu ve öncülük ettiği uluslararası düzeni göz göre göre parçalıyor. Fakat bir yandan da finansal piyasalar sadece ABD’de değil; Doğu Asya, Güney Amerika ve Avrupa’nın büyük bir bölümünde şaha kalkmış durumda. Peki yatırımcılar yanılıyor mu, yoksa tablo bu çelişkili görünümden çok daha mı karmaşık?
Durum gerçekten karmaşık olsa da önümüzdeki birkaç yıl boyunca küresel siyaseti ve piyasaları şekillendirecek üç ana faktör bulunuyor:
İlk olarak, piyasalardaki yükselişi sırtlayan ve iyisiyle kötüsüyle dizginlenemez bir şekilde ilerlemeye devam edecek olan yapay zekânın gelişimi önünde neredeyse hiçbir siyasi engel yok. Hem olağanüstü fırsatlar hem de daha önce eşi benzeri görülmemiş tehlikeler yaratacak olan tarihin en önemli teknolojik devrimi, tam da mevcut küresel sistemin yerini henüz ne olduğunu bilemediğimiz yeni bir düzene bıraktığı bir “jeopolitik durgunluk” dönemine denk geldi.
Büyük devletler arasındaki ilişkilerin giderek bozulması, yapay zekâ alanını fiilen denetimsiz bırakacak. Gelecekteki güvenliğimiz ve refahımız için vazgeçilmez hale gelecek teknolojileri üreten ve bu alanda başı çeken şirketler, artık jeopolitik sahnede egemen birer oyuncu gibi hareket ediyorlar. Acımasız ve devasa bütçelerle desteklenen bir teknoloji rekabetine, tam anlamıyla orman kanunları hâkim. Sadece ABD ve Çin arasında değil; OpenAI, Anthropic ve rakipleri arasında da bir yapay zekâ “silahlanma yarışı” yaşanıyor. Şirketleri, tedbiri elden bırakıp ne pahasına olursa olsun büyümeye iten etkenler yadsınamaz boyutta.
İkinci olarak, yapay zekadaki baş döndürücü büyümenin piyasalardaki etkisi, küreselleşmenin sırtına binen ve giderek ağırlaşan siyasi yüklerle dengelenecek. Yarım asır boyunca küresel ekonomik büyümenin temel motoru; fikirlerin, bilginin, insanların, malların, hizmetlerin ve en önemlisi sermayenin sınır ötesi dolaşımını hızlandırmak için açık piyasaları savunan ABD olmuştu. Ama ABD artık küreselleşmenin itici gücü değil. Aksine, ticari ve finansal ilişkileri dar siyasi çıkarlar uğruna kullanarak diğer ülkeleri de kendi sanayilerini ve işçilerini korumaya, yani korumacılığa iten bir yaklaşımın başını çekiyor. (Trump bu eğilimi daha da belirginleştirmiş olsa da Demokratların, Trump henüz ortada yokken serbest ticaretten uzaklaşmaya başladığını unutmamak gerek.)
Sonuç itibarıyla, “kazan-kazan” anlayışından “birinin kazancının diğerinin kaybı olduğu” sıfır toplamlı bir zihniyete doğru derin bir geçiş yaşanıyor. Avrupa Birliği, Hindistan, Mercosur, Çin ve Kanada gibi aktörleri kapsayan son dönemdeki büyük ticaret anlaşmalarının da gösterdiği üzere, diğer ülkelerin küreselleşmeden tamamen vazgeçmek istemediği doğru. Ne var ki siyasi saiklerle şekillenen korumacılığa yönelik küresel eğilim, şimdilik yeni normalimiz haline gelmiş durumda.
Üçüncü olarak, dünyada sayıları ve etkileri giderek artan “uç riskler” baş gösteriyor. Normal şartlarda gerçekleşme ihtimali çok düşük olan ama yaşandığında tam bir yıkım getiren bu felaket senaryoları, artık eskisi kadar ihtimal dışı görünmüyor. Güvenilmez bir süper güç, rakipleri sınırları zorlarken, geleneksel müttefiklerini, güvenliklerini ve ekonomilerini sağlama almak için alternatifler aramaya itiyor. Hükümetler arasındaki artan gerilimler, uluslararası sorunların çözümünü çok daha zor ve maliyetli bir hale getiriyor.
Örneğin, ABD-İsrail’in İran’la olan savaşına bir bakalım. Trump’ın İran’a saldırma kararı aşırı özgüvenin bir sonucuydu, ama aynı zamanda ABD’nin karar alma süreçlerinde artık hiçbir söz hakkı kalmayan müttefikleriyle ilişkilerindeki çöküşü de gözler önüne seriyor. Bu durumun neticesi, COVID-19 pandemisinden bu yana ticarette yaşanan en ağır kesinti oldu.
Savaşın henüz küresel bir ekonomik krizi tetiklemediği ortada. Fakat Hürmüz Boğazı’nda yaşanabileceklerden veya yakın vadede İran’ın nükleer programıyla ilgili olası yeni müzakerelerden bağımsız olarak, artık çatışmaların her an yeniden alevlenmesi ve çok daha ağır küresel sonuçlar doğurması riski sürekli masada duruyor. Dahası, kural tanımaz aktörlere daha fazla hareket alanı sunan Ortadoğu artık çok daha tehlikeli bir coğrafya. ABD’nin hiçbir sınır tanımayan misillemeleri; Yemen’deki Husiler gibi militanları, IŞİD ve uzantıları gibi terör örgütlerini veya tehlikeli yeni teknolojilerle güçlenen “yalnız kurtları” daha da radikalleştirme potansiyeli taşıyor.
Jeopolitik kaynaklı ve küresel sonuçlar doğurabilecek “uç riskler” sadece bunlarla sınırlı değil. Şu an için Ukrayna, Rus saldırganlığına karşı mücadelede ivme kazanmış gibi görünüyor. Fakat bu durum, Başkan Vladimir Putin’in giderek daha tehlikeli bir yalnızlığa sürüklendiği anlamına da geliyor. Ukrayna, Kremlin’i küçük düşürmeye yaklaştıkça, Putin’in çaresizlik içinde oyunu değiştirmek adına taktiksel bir nükleer saldırıya veya cephe hattındaki NATO ülkelerine yönelik daha agresif ve doğrudan saldırılara yönelme ihtimali artıyor. Beyaz Saray’ın son dönemde çatışmaları sonlandırmak için arabuluculuk yapmaktan geri durması, bu senaryoları daha da olası kılıyor.
Bu tehlikeli senaryoların gerçekleşme ihtimali belki çok yüksek değil, ama birçoğumuzun kabullenmek istediğinden çok daha olası hale geldikleri bir gerçek. Üstelik bunlar sadece şu an görebildiğimiz riskler. Yapay zekâ ve yeni nesil savaş silahları üzerindeki denetim eksikliği, gelecekteki çatışmaları daha öngörülemez ve tehlikeli kılacak. Küresel sağlık alanındaki koordinasyon eksikliği de (ABD hükümetinin liderlik etmeye isteksiz olması ve Dünya Sağlık Örgütü’nün kaynaklardan mahrum bırakılması) gelecekteki bir pandeminin hem ortaya çıkma ihtimalini artırıyor hem de kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor.
Özetle, piyasaları coşturan teknolojik atılımların hız kesmeden devam etmesi bekleniyor, ama büyük çaplı krizlerin riski de onlarla birlikte tırmanıyor. İşler yolunda gidebilir ya da en azından bir süre beklendiği gibi ilerleyebilir, ta ki ipin ucu kaçana dek.
Yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz.

